“Öfkeliyken konuş; göreceksin ki, pişman olacağın en güzel konuşmayı yapacaksın.”

— Ambrose Bierce’e atfedilen bir söz.

İnsanoğlunun kullandığı kelimeler yeri geldiğinde kılıçtan keskindir. Kimi zaman yaralara merhem olur, kimi zaman kalpleri kıran bir çekiç haline gelir. Kelimelerin bu haşmetli gücü onları nasıl kullandığınızla ve hangi duygu süzgecinden geçirerek dışarı aktardığınızla doğrudan ilgilidir. En zorlu sınavınız öfkeniz anında kalbinizi, dilinizi ve zihninizi denetiminiz altında tutabilmektir. Öfke kontrolünüzü sağlayabilmektir.

Öfkelenmeye başladığınız ilk andan itibaren size, sahte bir güç, haklılık ve önüne geçilemez bir özgüven hissi gelir. Damarlarınızda delice akmaya başlaya kan, yükselen ses tonunuz ve zihninizi saran o ani duygu, size sanki dünyayı değiştirecek en doğru en akılcı ve en kusursuz cümleleri kuruyormuşsunuz gibi bir algı aşılar. İşte bu yüzden, öfkeliyken sarf edilen cümleler dışarıdan bakıldığında son derece akıcı, vurucu ve mantıklı görünür. Karşınızdaki kişiye haddini bildirdiğinizi tam da hak ettiğini düşündüğünüz dersi verdiğinizi, en doğru ve yakışan cevabı yapıştırdığınızı sanırsınız. O an yaşanan kısa süreli zihinsel ve bedensel rahatlama, ruhunuzun derinliklerine işler ve karşınızdakine adeta haddini bildirdiğinizi düşündüren zafer sarhoşluğunu size sunar.

Ancak bu durum, aynadaki aldatıcı yansımanızdan başka bir şey değildir. Öfke kontrolü sağlayamadığınızda, dilinize sınırsız sahte bir cesaret gelirken, aklınız, vicdanınız ve basiretiniz tatile çıkar. Artık mantık süzgeci devre dışı kalmıştır. Dilinizin ucuna gelen her söz kılıçtan keskin hale geldiğinde sahte ışıltılar oluşur. Oysa o parıltı, hakikat değil sadece her şeyi yakıp yıkan bir yangının alevleridir. Geçici bir rahatlama uğruna ağzınızdan çıkanı kulağınızın duymadığı o en güzel ve en iddialı konuşmalar, tükendiğinde toz duman çekildiğinde geride sadece küller, kırık kalpler ve büyük pişmanlıklar kalır. Bir an için zafer kazandığınızı düşünürseniz, aslında kendi karakterinizden ve huzurunuzdan eksilme yaşamaya başlarsınız.

Huzurlu insan ilişkileri, uzun yıllar boyunca özenilerek ince bir işçilikle örülür. Sabırla, sadakatle ve bin bir emekle kurulur. Zarif yapılardır. Bir güven sarayını inşa etmek yılları alırken, onu tamamen yerle bir etmek bir saniye sürer. Öfkeyle söylenmiş birkaç cümle, hatta bazen öfke kontrolü sağlanmadan kontrolsüzce konuştuğunuz tek bir kelime ortalığı yerle bir etmeye kâfidir. Öfke anında sarf edilen sözlerin en büyük trajedisi, muhatabının zihninde ve kalbinde silinemez yaralar açmasıdır. Aradan aylar, yıllar geçtiğinde öfkeler çoktan diner, olayla ilgili konular haksızlıklar unutulur olay tatlıya bağlanır. Fakat o kırılma anında sarf edilen incitici, kırıcı cümleler ve zedelenen ruhlar hep buruk kalır. Çünkü insan, kendisine yapılan bir haksızlığı zamanla affedebilir ama öfke anında karşısındakinin ağzından çıkan o alçaltıcı ve kırıcı ifadelerin ruhunda açtığı derin yara izlerini kolay kolay iyileştiremez.

Burada asıl anlaşılması gereken nokta, zihninize gelen her düşünceyi ya da o an dilimizin ucuna gelen her keskin eleştiriyi doğrudan haykırmanın bir cesaret sanılmasıdır. Oysaki bu bir yanılgıdır. Günümüzde filtresiz konuşmak “dürüstlük” veya “cesaret” adı altında meşrulaştırılmaya çalışılsa da gerçek cesaret, olan bitene rağmen susabilmekte, nefsimize ve dilimize kement vurabilmektedir. Konuşmak, ağzımıza gelen kelimeleri ardı ardına dizmek işin son derece kolayıdır; fakat asıl maharet, öfke kontrolü sağlayabilmek, kelimelerin yıkıcı gücüne teslim olmadan kendinizi dizginleyebilmek, zamanın ve fevri duygularınızın ötesini görebilen bir olgunlukla sükûneti tercih edebilmektir.

Sözün kıymeti, yaralayıcı değil; iyileştirici olduğunda, gönül inşa ettiği ölçüde değer kazanır. Kalpleri yıkan hakikattense, yapıcı bir zamanlama ve sükûnet her zaman daha üstündür. Ne zaman konuşacağını bilmek kadar, ne zaman susacağını kestirebilmek de bir insanın erişebileceği en yüksek olgunluk mertebelerinden biridir. Unutmamalıyız ki insanın hayatı boyunca yanından ayrılmayacak en sadık dostu, öfke anında zamanında yutmayı başardığı o zehirli kelimelerdir.

Sözlerinizin her daim gönüller kazandırdığı, sabrınızın ruhunuza güç ve olgunluk kattığı, öfkenin yerine sükûnetin hâkim olduğu, huzur, sağlık ve güzelliklerle dolu günler geçirmenizi dilerim.