Bir anket yayımlandı. Sonuçları dikkat çekici, hatta Türkiye siyaseti açısından düşündürücü.
Sedat Peker ilk sırada.
Evet, yanlış okumadınız. Türkiye'de siyasete girmesi halinde en fazla karşılık bulabileceği düşünülen isimlerin başında Sedat Peker geliyor. Ardından Selçuk Bayraktar, Acun Ilıcalı, Daron Acemoğlu, Özgür Demirtaş ve Ali Koç sıralanıyor.
Şimdi bu tabloya bakıp Sedat Peker'in siyasete girmesi halinde seçim kazanacağını söyleyenler çıkacaktır. Oysa meselenin çok daha derin bir tarafı var.
Asıl soru şu: Türkiye'de seçmen neden siyasetçilerin dışında siyasetçi arıyor?
Çünkü Türkiye'de siyaset giderek kendi içine kapanan bir yapıya dönüştü. Partiler konuşuyor, liderler konuşuyor, sözcüler konuşuyor. Fakat vatandaşın gündelik hayatında değişen pek bir şey olmuyor. Ekonomik sıkıntılar, adalet tartışmaları, liyakat sorunu ve gelecek kaygısı, siyasi söylemlerin önüne geçiyor.
Seçmen artık kendisine anlatılan başarı hikâyelerinden çok, kendi hayatında görebildiği sonuçlara bakıyor.
Sedat Peker'in bu araştırmada birinci sıraya yerleşmesi tam da bu açıdan okunmalı. Geçmişi tartışmalı, hakkında kesinleşmiş mahkûmiyet kararı bulunan bir ismin bu kadar yüksek karşılık bulması, demokratik siyaset açısından üzerinde düşünülmesi gereken bir durumdur.
Ancak burada Peker'in geçmişini görmezden gelerek onu bir siyasi kahramana dönüştürmek de, bu sonucu yalnızca kişisel popülerliğe indirgeyerek geçiştirmek de aynı ölçüde yanlış.
Peker'in 2021 yılında yayımladığı videoları hatırlayalım. Türkiye'de yıllardır konuşulan ancak siyasi ve toplumsal düzeyde yeterince hesaplaşılmayan ilişkiler, iddialar ve güç mücadeleleri yeniden gündeme geldi. İnsanların dikkatini çeken yalnızca anlatılanlar değildi. Bir dönem devlet ve siyaset çevreleriyle yakınlığı üzerinden anılan bir ismin, daha sonra o çevrelere yönelttiği suçlamalardı.
Burada ortaya çıkan çelişkiyi görmek gerekiyor: İnsanlar bazen bir kişiyi bütün geçmişini onayladıkları için değil, mevcut düzene yönelttiği itiraz nedeniyle destekleyebiliyor.
Bu, sağlıklı bir demokratik tercih mekanizmasının işlediğini göstermez. Tam tersine, siyasetin güven üretme kapasitesini kaybettiğinde ortaya çıkabilecek tehlikeli bir boşluğa işaret eder.
Diğer taraftan Selçuk Bayraktar'ın ikinci sırada olması da tesadüf olarak geçiştirilemez. Türkiye'de savunma sanayii, teknoloji ve yerli üretim başlıkları önemli bir siyasi karşılık oluşturuyor. Ancak teknolojik başarıyı siyasi liderlik yeterliliğiyle eşitlemek de doğru değil. Devlet yönetmek, başarılı bir şirket veya teknoloji projesi yönetmekten çok daha karmaşık bir iştir.
Acun Ilıcalı'nın, Daron Acemoğlu'nun ve Özgür Demirtaş'ın aynı araştırmada yer alması ise başka bir gerçeği gösteriyor: Seçmen, mevcut siyasi kadroların dışında farklı özelliklere sahip insanları da alternatif olarak değerlendirebiliyor.
Fakat burada siyasetin asıl sorumlularına dönmek gerekiyor.
İktidar, yıllardır ülkenin yönetiminde elde ettiği gücü toplumsal güvene dönüştürmek zorunda. Muhalefet ise yalnızca iktidarın hatalarını sıralayarak iktidar alternatifi olamayacağını anlamalı.
Seçmene sürekli kimin gitmesi gerektiğini anlatmak, kimin gelmesi gerektiğini anlatmanın yerini tutmaz.
Türkiye'de muhalefetin en büyük sorunlarından biri de tam burada ortaya çıkıyor. İktidara yönelik tepkinin kendiliğinden muhalefete oy olarak döneceğini varsayan anlayış, seçmenin neden başka isimlere yöneldiğini açıklamakta yetersiz kalıyor.
Çünkü seçmen yalnızca mevcut iktidardan memnuniyetsiz olmayabilir. Aynı zamanda muhalefetin temsil biçiminden, kadrolarından, söyleminden ve gelecek tasavvurundan da memnun olmayabilir.
İşte bu anketin siyasi partilere vermesi gereken mesaj budur.
Türkiye'nin sorunu yeni bir ünlünün, zengin bir iş insanının veya güçlü bir figürün siyasete girmemesi değil. Sorun, siyasetin vatandaşın güvenini yeniden kazanabilecek bir dil ve program üretememesidir.
Üstelik tehlikeli bir eşikteyiz. Siyaset kurumuna güven azaldıkça toplum, çözümü kurallarda ve kurumlarda değil, güçlü kişiliklerde aramaya başlayabiliyor.
Oysa demokrasi, güçlü insanların değil, güçlü kurumların yönetimidir.
Bir ülkenin geleceği bir kişinin ne kadar popüler olduğuna değil, o kişinin de hukuk karşısında hesap verebildiği bir düzenin varlığına bağlıdır.
Sedat Peker'in birinci çıkması bu nedenle yalnızca bir anket sonucu değildir. İktidara da muhalefete de yöneltilmiş ciddi bir siyasi sorudur.
Vatandaş artık neden kendi siyasetçilerine değil de siyaset dışındaki isimlere bakıyor?
Bu soruya cevap veremeyenler, bir sonraki seçimde karşılarında hangi ismi bulacaklarını da tahmin edemeyeceklerdir.
Çünkü boşalan siyasi alanlar sonsuza kadar boş kalmaz.