Türkiye’de sermaye piyasalarının ve portföy yönetim şirketlerinin labirentlerinde kaybolan milyarlar konuşulurken, meselenin sadece teknik bir batık ya da basiretsiz bir ticaret kazası olduğunu iddia etmek en hafif tabirle kamuoyunun aklıyla alay etmektir. Karşımızda duran tablo, yıllardır ilmek ilmek örülen bir cüretin, siyasi dokunulmazlık şemsiyesinin ve en acısı inanç sömürüsünün yarattığı devasa bir finansal enkazdır. Resmi bültenlerde, Sermaye Piyasası Kurulu kararlarında yüzlerce fonun tasfiye edildiği, tahtaların kapatıldığı kuru bir dille ilan edilirken, o fonlara dişinden tırnağından artırdığı üç kuruşu yatıran yüz binlerce ailenin evinde tam anlamıyla bir kıyamet kopuyor. İnsanlar yıllarca çalışıp didinerek biriktirdikleri tasarruflarını, yüksek enflasyon canavarına yem etmemek umuduyla devlete ve onun denetimindeki lisanslı kurumlara emanet ettiklerini sanıyorlardı. Oysa emanet ettikleri yer, çoktan sınır ötesi kaçış kanallarını döşemiş organize bir çarkın ta kendisiydi.
Olayın yargıya ve Mali Suçları Araştırma Kurulunun raporlarına yansıyan boyutlarına baktığınızda, cüretin büyüklüğü karşısında insanın nutku tutuluyor. Fonların ödeme yapamaz hale geldiği, sistemin tıkandığı o kritik günlerden hemen önce, paranın yönü şaşmaz bir istikamete çevriliyor. Milyarlarca liralık kaynak, İsviçre’nin en köklü ve gizli bankalarına, off-shore ağlarına, oradan da izi sürülemez kripto cüzdanlara doğru adeta bir sel gibi akıtılıyor. İnsan sormadan edemiyor: Sıradan bir memurun, emeklinin veya esnafın banka hesabına giren çıkan birkaç bin liranın peşine düşen, vergi dairelerinin en küçük faturada müfettiş ordularını sahaya sürdüğü bir ülkede, nasıl oluyor da milyarlarca liralık likidite sınır dışına uçurulurken tek bir alarm zili çalmıyor? Sermaye Piyasası Kurulu neden fonlar tamamen boşaltılıp batık resmileşene kadar bekliyor? Bu bürokratik sessizlik, bu körleşme tesadüf olabilir mi?
Elbette tesadüf değil. Çünkü bu operasyonun tepe noktalarında duran, şirketlerin vitrinini süsleyen aktörlerin arkasında sıradan bir sermaye gücü yok; siyasi nüfuzun, iktidar koridorlarının ve en önemlisi sarsılmaz bir dindarlık zırhının sağladığı dokunulmazlık var. Son günlerde kamuoyuna yansıyan, eski bir muhafazakar kadın bakanın ve ailesinin adının bu karmaşık para trafiğinin tam merkezinde zikredilmesi, bu ülkenin son çeyrek asırlık trajedisinin en somut özeti niteliğindedir. Yıllarca kürsülerde ahlak nutukları atan, başörtüsünü ve dini simgeleri siyasetin en kullanışlı zırhı haline getiren, ağzını her açtığında maneviyattan, helal kazançtan, yerlilik ve millilikten dem vuranların, perde arkasında kurulan bu kirli tezgahın göbeğinde yer alması tesadüf değildir.
Bu topraklarda dindarlık kisvesi, hesap sorulamazlığın en kusursuz maskesi haline getirildi. Alnı secdeye değen, dilinden şükrü düşürmeyen, referansını cemaatlerden ve iktidar elitlerinden alan bir figürün karşısında bu ülkenin denetim aygıtları adeta felç oluyor. Küçük yatırımcı da aynı tuzağa düşürülüyor; faizden uzak durmak, helal yoldan birikimini korumak isteyen muhafazakar kitleler, kendileri gibi düşündüğünü, aynı kıbleye yöneldiğini sandıkları bu muhterislerin şirketlerine paralarını gönül rahatlığıyla teslim ediyor. Ancak günün sonunda ortaya çıkan gerçek hep aynı kalıyor: Paranın dini, imanı, ahlakı olmadığını en iyi bilenler yine bu din bezirganlarıdır. Kitlelere sabır, şükür ve kanaat vaaz edenler, sıra kendi servetlerine gelince Cenevre gölü kıyısında lüks hesaplar açmaktan, Dubai’de rezidanslar kapatmaktan ve özel jetlerle sefa sürmekten zerre kadar haya etmiyorlar.
Geriye dönüp baktığımızda yaşanan bu kepazelik, sadece ekonomik bir kriz değil, topyekun bir ahlaki çürümedir. Paralar İsviçre kasalarına istiflendikten, soğuk cüzdanların şifreleri ardına saklandıktan sonra başlatılan soruşturmalar, verilen yurt dışı çıkış yasakları ve göstermelik hesap dondurmaları sadece göz boyamaktan ibarettir. Atı alan çoktan okyanusu geçmiş, geride ise birikimleri buharlaşan çaresiz insanlar ve giden paranın ardından tutanak tutan hantal bir devlet bürokrasisi kalmıştır. Bu memlekette inancı ticarete, devleti ranta, ahlakı ise cezasızlık zırhına dönüştüren bu çarpık düzen tasfiye edilmedikçe; kürsülerden yükselen dualar çalınan hayatların ve gasp edilen geleceklerin feryadını örtmeye asla yetmeyecektir.
Kutsal Dokunulmazlık Zırhı ve Buharlaşan Milyarlar
Korkut Çetin
Yorumlar
Trend Haberler
Marmara Denizi’nde korkutan deprem
20 ve 13 yıllık iki cinayet aydınlatıldı!
Ankara’da arıcılara yeni destek müjdesi: Başkent Kartlara ödeme yapılacak
Ters şeritteki araç hayatını kararttı: Motokurye Murat Çelik için adalet çağrısı!
ABB’den Mansur Yavaş’ın parti değiştireceği iddialarına yanıt
Kızılcık Şerbeti’nin Yeni Senaristleri Belli Oldu!