Amatör koro toplulukları, müziğe gönül vermiş kişilerin ortak bir paydada buluştuğu, sosyalleştiği ve kolektif bir sanat ürünü ortaya koydukları müstesna yapılardır. Ancak bu yapıların devamlılığını sürdürebilmeleri ve sanatsal niteliklerini kaybetmemeleri için bu yapıyı tehdit eden unsurlarla ilgili sorunları incelemek gerekir. En büyük problemlerden biri, bireysel beklentilerin ve hırsların topluluk disiplininin önüne geçmesidir. Özellikle yeni sezon hazırlıklarının ve çalışmalarının başlayacağı önümüzdeki günlerde, amatör korolarda sıklıkla karşılaşılan “solo okuma diretmesi”, kulak ve ses kapasitesinin yetersizliğine rağmen gösterilen özfarkındalık eksikliği ve aidat ödemenin getirdiği yanlış hak sahipliği anlayışı koroların geleceği açısından ciddi bir tehdit oluşturmaktadır.
Bu problemlerin başında, amatör koroların ayakta kalabilmesi için koristlerin ödediği aidatların yanlış bir tüketici zihniyetiyle değerlendirilmesi gelir. Mekân kirası, şef telifi ve saz sanatçılarının giderleri gibi maliyetler için toplanan koro aidatları, hiçbir zaman liyakatin, solo söyleme hakkı alabilmenin veya sahneye çıkabilmenin bir kriteri olamaz. Koroyu “parasını ödediği ve karşılığında solo söyleme hakkı elde ettiği bir hizmet” olarak görmek sanatın ve birlikte bir şeyler üretebilmenin doğasına aykırıdır. Sahne ve solo paylaşımı parasal güce göre değil; yalnızca ses kalitesi, ton uyumu, eser hâkimiyeti ve koro şefinin takdirine göre yapılır. Aksi bir tutum, emeğiyle ve yeteneğiyle öne çıkan koristlerin hakkını gasp ederek gruptaki adalet duygusunu zedeler.
Diğer yandan, amatör müzisyenler arasında son derece yaygın olan özfarkındalık eksikliği ve kişinin kendi ses yetersizliğini veya detone olma durumunu algılayamaması, bu diretmenin temelindeki en büyük sebeptir. İnsan kendi sesini konuşurken veya şarkı söylerken kemik yoluyla iletilen titreşimlerle duyduğu için, sesinin dışarıya yansıyan gerçek tonunu ve hatalarını kolayca gözden kaçırabilir. Bunun yanı sıra, müzikal kulağı yeterince gelişmemiş bir bireyin doğru ses ile yanlış sesi ayırt edememesi, kendi söylediği yanlış tonu “doğru” zannetmesine ve dolayısıyla yetersizliğinin yani başarısızlığının farkında olmamasına yol açar. Bu algısal yetersizlik, bireyde harika şarkı söyleyebildiği yönünde yapay bir illüzyon yaratarak solistlik ısrarını körükler.
Bir koronun temel gücü, tek tek bireysel seslerin gürlüğünden değil; seslerin birbiriyle uyum içerisinde kaynaşarak tek bir gövde haline gelmesinden, yani homojenliğinden doğar. Kendi sesini öne çıkarmaya çalışan veya kapasitesinin üzerinde bağırarak solo talep eden bir korist, koronun genel entonasyonunu ve dinamik dengesini tamamen bozar. Bu durum koro şefinin teknik değerlendirmelerini “kişisel bir engelleme” olarak gören tartışmalara yol açarak prova disiplinini ve gruptaki güven ortamını yok eder. Sonucunda ise gerçekten yetenekli, mütevazı ve disiplinli koristler bu niteliksiz diretmelere ve huzursuzluğa dayanamayarak zamanla topluluktan ayrılırlar. Bu durum da korolara en büyük zararı verir. Sonuç hiç de şaşırtıcı değildir.
Yeni bir dönem başlarken hem koro yönetimlerinin hem de koristlerin hatırlaması gereken en temel ilke; koroya katılan her bireyin amacının “bireysel parlamak” değil, “kolektif bir harmoni yaratmak” olduğudur. Solo söylemek koro elemanlarının ve koro oluşumunun temel amacı değil, sadece nadir bir uygulamasıdır ve solo dağıtımı tamamen koro şefinin inisiyatifindedir. Şefin kararlarına saygı duymak koro etiğinin vazgeçilmez bir parçasıdır. Koristler, şarkı söylerken yanındaki arkadaşının sesini bastırmayı değil, onunla uyum sağlamayı öğrenmeli; gereksiz ego yerine mütevazılığı seçerek kulak ve ses kapasitelerinin sınırlarını objektif biçimde kabul etmelidirler. Aksi halde koro koro olmaktan çıkar.