Bir olay yaşanıyor. Daha ne olduğu tam anlaşılmadan yorumlar geliyor. Bir görüntü paylaşılıyor, öncesi bilinmiyor, sonrası bilinmiyor ama karar çoktan verilmiş oluyor. Bir haber düşüyor, ayrıntıları henüz belli değil ama herkes ne olduğunu, kimin haklı olduğunu, hatta bundan sonra ne yapılması gerektiğini biliyor.
Sanki artık bir konuda fikrimizin olmaması ayıpmış gibi davranıyoruz.
Oysa insanın her şeyi bilmesi mümkün değil. Her konuda uzman olmak da mümkün değil. Buna rağmen konu ekonomi olduğunda ekonomist, sağlık olduğunda doktor, hukuk olduğunda hukukçu, spor olduğunda teknik direktör olabiliyoruz. Üstelik çoğu zaman bilgi edinmeden, yalnızca birkaç cümle okuyarak.
Belki de mesele gerçekten bilmek değil, sessiz kalamamak.
Sosyal medya bize sürekli konuşmamız gerektiği hissini verdi. Bir konu gündemdeyse mutlaka tarafımızı belli etmeliyiz, yorum yapmalıyız, bir şey söylemeliyiz. “Bu konuda yeterince bilgim yok” cümlesi ise nedense zayıflık gibi görülüyor.
Halbuki bilmiyorum demek küçümsenecek bir şey değil.
Aksine insanın kendi bilgisinin sınırını bilmesi belki de en değerli özelliklerden biri. Çünkü bilmediğini kabul eden insan araştırabilir, sorabilir, öğrenebilir. Her şeyi bildiğine inananın ise öğrenecek pek bir şeyi kalmaz.
Daha ilginci, artık sadece olaylar hakkında değil, insanlar hakkında da çok hızlı karar veriyoruz. Birkaç saniyelik görüntüden birinin karakterini çıkarıyor, tek bir cümleden niyetini okuyabiliyoruz. Hayatında hiç tanımadığımız insanlar hakkında kesin hükümler kuruyoruz.
Sonra başka bir görüntü çıkıyor, yeni bir bilgi geliyor ve hikayenin hiç de düşündüğümüz gibi olmadığı anlaşılıyor.
Ama ilk yorum çoktan yapılmış oluyor.
Belki biraz daha az konuşmak değil, biraz daha geç konuşmak gerekiyor.
Bir haber gördüğümüzde hemen karar vermemek, bir tartışmada taraf seçmeden önce ne olduğunu anlamaya çalışmak, bilmediğimiz konuda “bilmiyorum” diyebilmek…
Çünkü fikir sahibi olmak başka, bilgi sahibi olmak başka.
Ve galiba bugün en çok karıştırdığımız iki şey de bunlar.