Türkiye sermaye piyasalarında yaşanan son fon depremi, sıradan bir piyasa çalkantısı ya da basiretsiz bir yönetim kazası değildir. 500 binden fazla tasarruf sahibinin birikimlerini eritip yüzlerce fonun tasfiyesine kadar uzanan süreç, paranın sınır tanımayan kaçış rotasını ve klasik denetim mekanizmalarının nasıl açığa düştüğünü bütün çıplaklığıyla gözler önüne serdi. Karşımızdaki tablo, geleneksel İsviçre bankacılık ağı, off-shore transfer kanalları ve blokzincir labirentlerinin iç içe geçtiği çok katmanlı bir mali operasyondur.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturmaya giren MASAK verileri, tezgâhın ne kadar soğukkanlı kurulduğunu belgeliyor. Pusula ve Tera ekseninde sistem kilitlenmeden, fonlar 15-17 Eylül bandında resmen temerrüde düşmeden hemen önce, paranın yönü şaşmaz bir istikamete çevrildi: İsviçre. Serdar Turhan’ın 15 milyon doları, Muhammed Yarız’ın ise Edmond de Rothschild Bankası’ndaki hesaplara aktardığı 25 milyon avroyu bulan yaklaşık 2 milyar 889 milyon liralık tutar, kriz patlamadan önce filikaların kimler için indirildiğinin açık kanıtıdır. Ardından Hedef Yatırım Bankası üzerinden İsviçre merkezli Swissquote Bank’a doğru yola çıkan 40,9 milyon dolarlık ilave 2 milyar TL’lik hamlenin son anda durdurulabilmiş olması dahi, kurulu tahliye koridorunun büyüklüğünü anlatmaya yeter.

Fakat operasyon yalnızca geleneksel banka transferleriyle sınırlı kalmadı. Lüks araçların 26 bin lira gibi sembolik fiyatlarla el değiştirdiği, özel jet ve yatların kaçırılmaya çalışıldığı bu tabloda, asıl görünmeyen akış tezgah üstü piyasalar ve kripto varlıklar üzerinden kurgulandı. Denetimli bankacılık kanallarından çekilen nakit, regülasyondan uzak kripto işlem noktaları üzerinden sabit dijital varlıklara çevrilerek soğuk cüzdanlara aktarıldı. Soğuk cüzdan mimarisinin sağladığı fiziki gizlilik, paranın devletlerin adli ve mali takip radarlarından tamamen koparılmasını sağladı. Sınır ötesine taşınan bu dijital servet, uluslararası mali iş birliği ve otomatik bilgi paylaşımı anlaşmalarını bile fiilen işlevsiz bırakan bir off-shore kalkanı yarattı.

Asıl acı olan, bu devasa hat döşenirken denetim kurumlarının sergilediği kurumsal gecikmedir. Sermaye Piyasası Kurulu ve bankacılık gözetim mekanizmaları, milyarlarca liralık kaynak Cenevre ve Zürih hattına akarken, dijital transferlerle soğuk cüzdanlara istiflenirken sessiz kaldı. Fonlar batıp feryatlar yükseldikten sonra MASAK’ın devreye girip 750 milyon lirayı dondurması ya da savcılığın tasfiye süresini uzatması, yalnızca giden paranın ardından tutulan bir bürokratik tutanaktır.

Yerli ve milli piyasa edebiyatı yapanların zorda kaldıkları ilk anda İsviçre hesaplarına ve kripto cüzdanlara sığınması, bu düzenin ahlaki çöküşünü belgeliyor. Önleyici denetimi hayata geçiremeyen, paranın sınır ötesi rotasını kaçış başlamadan kesemeyen bir ekonomi idaresinde, kasanın boşaltılmasının bedelini yine tasarrufunu enflasyona karşı korumaya çalışan yüz binlerce namuslu vatandaş ödüyor. Paranın pusulası İsviçre’yi, faturanın adresi ise yine halkı gösteriyor.