Ankara önümüzdeki günlerde çok mühim, çok havalı bir organizasyona ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. 36. NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi vesilesiyle dünya liderleri başkentimize teşrif edecek. Tabii küresel arenada caka satmanın, o meşhur diplomatik prestijin bedelini ödemek de her zaman olduğu gibi yine bu şehrin sabah sekiz akşam beş mesaisindeki vergi mükellefine düşüyor.

Valilik ve UKOME el ele verip öyle bir tedbir paketi açıkladı ki, insan okurken dünya liderlerinin güvenliği için Ankara’nın yerli halkının geçici olarak başka bir şehre nakledilmediğine şükrediyor. Açıklanan kararlara göre Mevlana’dan Özal’a, İnönü’nden Atatürk Bulvarı’na kadar kentin bütün ana damarları protokol heyetlerine tahsis edildi. Yetmedi; şehir genelinde skuterler, paket servis yetiştirmeye çalışan motokuryeler ve ağır tonajlı araçlar yasaklandı. Kent merkezindeki lüks otellerin etrafında arabasını park edenlere cumartesi gününe kadar mühlet verildi, kaldırılmayan araçlar çekilecek. Yani zirve haftası boyunca evine ekmek götürmek için çırpınan kuryeden, işine gitmeye çalışan memura kadar herkes için hayat resmen askıya alınıyor.

Büyük devletlerin büyük zirvelerinde lojistik krizler, trafik kilitlenmeleri elbette kaçınılmazdır. Dünyanın her yerinde bu tarz küresel toplantılar yapılır. Fakat demokratik olgunluğa erişmiş, vatandaşına sadece birer istatistik gözüyle bakmayan ülkelerde bu işlerin bir usulü, bir nezaketi vardır. Mesela benzer bir abluka Paris’te veya Londra’da yaşandığında, o şehrin belediye başkanı ya da valisi kameraların karşısına geçer, halktan yaşatılacak o devasa mağduriyet için defalarca özür diler, alternatif çözüm yollarını tek tek anlatır. Bizde ise tam tersine, sanki bu şehirde yaşayan milyonlarca insan o uluslararası misafirlerin konforunu bozan birer pürüzmüş gibi davranılıyor.

Daha modern, daha planlı bir akılla bu işi kentin göbeğini tamamen felç etmeden çözmenin, zirveyi hayatın ritmini durdurmadan organize etmenin bir yolu mutlaka bulunabilirdi. Ancak bizde idari mekanizmanın refleksleri her zaman olduğu gibi yasaklamayı, kapatmayı ve şehri insansızlaştırmayı en pratik çözüm olarak görüyor. Başkent sakinleri olarak birkaç gün boyunca sokaklarda adeta birer yabancı gibi yürürken, dünya liderlerine sunduğumuz bu kusursuz ve sessiz Ankara tablosunun arkasındaki o gerçek çileyi sadece biz bileceğiz. Tabii bir de, bu mağduriyeti bir rica ya da özür cümlesine bile layık görmeyen o kibirli idari üslubu hafızamıza bir kez daha kazıyacağız.