Meslekte bir hayli eski olmamıza karşın Sülün Osmanlı yılların gazete yazılarından, filmlerden biliyoruz. Ülkemizin tanıdığı en namlı dolandırıcı Sülün Osman’mış o zamanlar. Daha sonraki yıllarda banker skandalını, batan bankaları, Deniz Feneri Yolsuzluklarını ve daha nicelerini gördük yaşadık.
Çaycıdan, berberden bankerler gördük. Aylık yüzde 10 faiz veriyoruz diyenlerin kapılarında saatlerce kuyruk bekleyip ellerindekini bu adamlara teslim edenlere şahit olduk. Kardeşim, bu kadar faizi vermeleri mümkün değil, sizi dolandıracaklar dediğimizde yüzümüze gülüp, ilk aldıkları faizle çay ısmarlayanları daha sonra da “yandık anam” diyenleri yaşadık.
Yüzbinlerce kişi sayıları üç bine ulaşan bu sahte bankerlere milyonlarca lirasını kaptırdı. Bu saadet zinciri dönemin Maliye Bakanı Kaya Erdem’in “parasını bankerlere yatıranlar kumar oynamışlardır” sözüyle nasıl dağıldığını ibretle seyrettik. Peşinden, bankaların patır patır battığını, yine yüzbinlerce kişinin mağdur olduğuna bir kez daha şahit olduk.
Yurtdışındaki vatandaşlarımıza yönelik dolandırıcılık skandallarının da peş peşe patladığını gördük. Türkiye’de yatırım yapacağız, fabrikalar kuracağız diyerek, toplanan milyonlarca markın nasıl heba edildiğine ilişkin gazete haberleri arşivlerde duruyor.
Tüm bunların elbette ki bir açıklaması olmalı. Kimi tamahkarlık derken, kimi vatandaşlarımızı bilgisizlikle ve cahillikle suçluyor. Ama şu da bir gerçek ki, tüm bunları yapan, gerçekleştiren yasaların boşluklarından yararlanan bir grup insan da her dönem varlığını sürdürüyor.
Bugünlerde ise bir yatırım fonu krizi yaşıyoruz. Ortada 891 milyar liranın buharlaştığına ilişkin iddialar var. Her şeyden önce buharlaştığı iddia edilen rakam şu ana kadar netleşmiş de değil. Soruşturmanın konusunu; piyasa manipülasyonu, fonların değerlerinin gerçeğe aykırı biçimde şişirilmesi, bazı fonların ilişkili veya düşük işlem hacimli hisselerde yoğunlaşması ve yatırımcıların zarar görmesine yol açabilecek işlemler oluşturuyor.
Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), 7 portföy yönetim şirketine ait 131 yatırım fonunun tasfiyesine karar verdi. Bu fonlarda 455.758 farklı yatırımcı bulunuyor. Bu, meselenin birkaç yüz kişilik bir finans skandalı olmadığını gösteriyor. Fonların toplam büyüklüğü konusunda Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in açıkladığı rakam 18,3 milyar dolar. Türk lirası karşılığı yaklaşık 891 milyar lira olarak haberleştiriliyor.
Tasviye sürecinin altı aya çıkartılması da sıkıntının boyutunun sanılandan daha büyük olabileceğine işaret ediyor. Çünkü sorun yalnızca paranın büyüklüğünden kaynaklanmıyor, fonların önemli miktarlarda işlem hacmi düşük, likiditesi zayıf hisselerde yoğunlaşması, yatırımcılar paralarını çekmek istediğinde bu hisselerin hızla satılmasını zorlaştırıyor. Büyük satışlar da fiyatların sert düşmesine yol açabiliyor. Bu nedenle sürecin çok dikkatli bir şekilde yürütülmesi gerekiyor. Ekonomi kurmayları, burada asıl zarar görecek olan küçük yatırımcılar korunmak ve en az zararla bu badireyi atlatmalarını hedefliyor.
Burada asıl sorulması gereken, bir finansal yapıda yüz binlerce yatırımcının parasını ilgilendiren, yaklaşık 891 milyar liralık bir büyüklüğe ulaşan sorun nasıl oldu da bu noktaya kadar geldi?
SPK’nın kendi açıklamasına göre, problemli yapıların ortaya çıkması 2025’in son çeyreğinde gözlenmiş. Kurum, bazı fonların düşük fiili dolaşıma sahip hisselerde, şirketlerin temel finansal büyüklükleriyle açıklanamayacak fiyat hareketlerine neden olduğunu tespit etmiş. Bunun üzerine Aralık 2025’te Finansal İstikrar Komitesi konuyu gündemine almış.
Yani mesele Eylül 2026’da birdenbire ortaya çıkmış bir olay değil. Düzenleyici kurumun kendi anlatımına göre yaklaşık dokuz aylık bir geçmişi var. Daha da önemlisi, SPK Ağustos 2026’da yaptığı düzenlemelerin amacını, fonlar üzerinden manipülasyon imkanını sınırlamak ve özellikle ilişkili taraflar arasındaki işlemler ile olağandışı hisse fiyat hareketlerinin oluşturabileceği sistemik riski önlemek olarak açıklıyor.
Özetle;
Yaşananlara bakıldığında, burada yalnızca “kim ne kadar para kaybetti?” sorusu yok. Aynı zamanda denetim ne zaman fark etti, neden daha önce müdahale edilmedi, fonların değerlemesi nasıl yapıldı, düşük likiditeli hisselerde bu ölçekte yoğunlaşmaya nasıl izin verildi ve yatırımcıların risk konusunda ne ölçüde bilgilendirildiği soruları var.
Çünkü, yapılan açıklamalara ve haberlere bakıldığında, bir grup vatandaşın olacakları önceden gördüğü ve paralarını fazlasıyla kurtardığını gösteriyor. Kapalı ortamlarda çekilen milyarlarca liradan bahsediliyor. Yurtdışına götürüldüğü, yabancı ülkelerdeki bankalara para aktarıldığı yazılıyor. Fon yöneticilerinin yaşadığı lüks yaşantıları, yurtdışındaki yatırımları tek tek ortaya çıkarılıyor.
Tutuklananlar, göz altına alınların sayısının her geçen gün arttığı bu günlerde, küçük yatırımcılar, umutla paralarının kendilerine dönmesini bekliyorlar. Çünkü tasfiye sonunda ele geçen varlıkların ne kadarının gerçek değerinde nakde çevrilebileceği gibi önemli bir soru da gündemdeki yerini koruyor.
Yapılan hesaplamalara göre kaybın yüzde 20-30 arasında olması halinde 178-267 milyar lira gibi olası büyük bir kamu riskinden söz ediliyor. Yani burada, söz edilen kamu riski olarak, sizin bizim vergilerimizden oluşan bütçeden aktarılacak kaynak olarak değerlendiriliyor.
Tüm sıkıntılar geçtikten sonra bu işin faturasından 85 milyonun payına ne düşecek gerçekten merak ediyoruz?