Eskiden bazı solcular, günümüzde ise bazı İslamcılar Atatürk’ü yaptığı kılık kıyafet devrimleri sebebiyle suçlar “gardırop devrimcisi” diyerek akıllarınca küçümsemeye çalışırlar.

Bunların bir kısmı cahillikten bir kısmı ise Atatürk devrimleri ile iktidar, itibar ve zenginlik kaybeden sınıflardan olmaları nedeniyle bu tip bir eleştiriyi dillendirir. Bunlar şekilcilik ve hatta batı hayranlığı yaftalaması ile devrimlerin en kolay eleştirilebilecek olanının bunlar olduğunu düşünür ve stratejik olarak böyle devrim mi olur sorusunu bu devrimlere yöneltir.

Oysa Atatürk’ün fikri ve eylemsel stratejileri açısından bu devrimler çok ama çok önemlidir!

Önemlidir çünkü: Mustafa Kemal Atatürk feodal ilişkiler ile yönetilen arkaik bir tarım toplumundan demokratik ilişkiler ile yönetilen çağdaş bir sanayi toplumu yaratmayı amaçlamıştır...

Malum feodal toplumlar son derecede katı sınıfsal eşitsizlikler üzerine bina edilmiş bir toplumsal yapıya sahiptir. Bütün feodal toplumlarda kişiler ait oldukları sınıfa ait simge ve semboller kullanarak topluma kim olduklarını ilan eder. Taç, kavuk, asa, kaftan, üniforma ve hatta pabuç gibi giyim kuşam unsurları da bu simge ve sembollerin en önde gelenidir.

Neticede bir kral çıplak dolaşmaz değil mi?

Tacı, tahtı, asası, takıları yani giyim kuşamı ile kendini diğer sıradan insanlardan ayırır ve ben kralım der, sıradan insanların bu gibi simge ve sembolleri taşıması ise kesin olarak yasaktır. Elbette feodal sınıflı toplumlarda sadece yönetici elitler değil dini ve etnik gruplar, toplumsal sınıflar ve hatta kadın ve erkek bile giyim kuşamları ile bulundukları konumu, ait oldukları sınıfı topluma ilan ederler.

Mustafa Kemal Atatürk’ün “eşit insan, eşit vatandaş, sınıfsız toplum” ideali üzerine inşa edilecek demokratik ve çağdaş bir sanayi toplumu yaratabilmesi için yapılması gereken ilk iş toplumda sınıfsal ayrımcılık yaratan hukuk yapısını değiştirmesidir. Yapılan büyük hukuk devrimi ve yazılan eşitlikçi anayasa ile bu gerçekleştirilmiştir.

Yapılması gereken ikinci iş ise sınıf farklarını gösteren unvan, simge ve sembollerin ortadan kaldırılması, giyim kuşam biçiminin eşit insan ilkesine göre yeniden şekillendirilmesiydi ve buda devrim kanunları ile yapıldı.

Bu noktada üç kanundan bahsedebiliriz, bunlar:

· 25 Kasım 1925 tarihli 671 sayılı Şapka İktisası Hakkında Kanun

· 26 Kasım 1934 tarihli 2590 sayılı Efendi, Bey, Paşa Gibi Lakap ve Unvanların Kaldırılmasına Dair Kanun

· 3 Aralık 1934 tarihli 2596 sayılı Bazı Kisvelerin Giyilemeyeceğine Dair Kanun

Aşağıda bu kanunların özetini veriyorum:

671 sayılı Şapka İktisası Hakkında Kanun

Madde 1: Türkiye Büyük Millet Meclisi azaları ile idarei umumiye ve hususiye ve mahalliyeye ve bilümum müessesata mensup memurin ve müstahdemin Türk milletinin iktisa etmiş olduğu şapkayı giymek mecburiyetindedir. Türkiye halkının da umumi serpuşu şapka olup buna münafi bir itiyadın devamını hükümet meneder.

2590 sayılı Efendi, Bey, Paşa Gibi Lakap ve Unvanların Kaldırılmasına Dair Kanun

Madde 1: Ağa, Hacı, Hafız, Hoca, Molla, Efendi, Bey, Beyefendi, Paşa, Hanım, Hanımefendi ve Hazretleri gibi lakap ve unvanlar kaldırılmıştır. Erkek ve kadın vatandaşlar, kanunun karşısında ve resmi belgelerde yalnız adlariyle anılırlar.

Madde 2: Sivil ve rütbe ve resmi nişanlar ve madalyalar kaldırılmıştır ve bu nişan ve madalyaların kullanılması yasaktır. Harb madalyaları bundan müstesnadır. Türkler yabancı Devlet nişanları da taşıyamazlar.

Madde 3: Askeri rütbelerden adın başına gelmek üzere kara ve havada Müşürlere Mareşal, Birinci Ferik, Ferik ve Livalara General, Denizde Birinci Ferik, Ferik ve Livalara Amiral denilir. Generallerin ve Amirallerin derecelerini gösteren unvanlarla Deniz Müşürleri unvanlarının ve diğer askeri rütbelerin karşılıkları Ali Askeri Şürası kararı ve İcra Vekilleri Heyetinin tasdikı ile konulur.

2596 sayılı Bazı Kisvelerin Giyilemeyeceğine Dair Kanun

Madde 1: Herhangi din ve mezhebe mensub olurlarsa olsunlar ruhanilerin
mabet ve ayinler haricinde ruhanî kisve taşımaları yasaktır.
Hükümet her din ve mezhepten münasip göreceği yalnız bir ruhaniye mabet ve ayin haricinde dahi ruhanî kıyafetini taşıyabilmek için muvakkat müsaadeler verebilir. Bir müsaade müddetinin hitamında onun aynı ruhanî hakkında yenilenmesi veya bir başka ruhaniye verilmesi caizdir.
Madde 2: Türkiye'de kanuna tevfikan teşekkül etmiş ve edecek olan izcilik ve sporculuk gibi topluluklar ve cemiyet ve kulüb gibi heyetler ve mektebler mahsus kıyafet, alâmet ve levazım taşımak istedikleri zaman yalnız nizamname veya talimatname ile muayyen tiplere uygun kıyafet, alâmet ve levazım taşıyabilirler.
Madde 3: Türkiye'de bulunan Türklerin ve yabancıların, yabancı memleketlerin siyaset, askerlik ve milis teşekkülleri ile münasebetli kıyafet ve alâmetlerini ve levazımını taşımaları yasaktır.
Madde 4: Ecnebi teşekkül mensublarının kendi kıyafet, alâmet ve levazımları ile Türkiye'yi ziyaret etmeleri, İcra Vekilleri Heyetince tayin olunacak mercilerin müsaadesine tâbidir.
Madde 5: Türkiye Devleti nezdine memur bulunanların kıyafetleri beynelmilel mer’i âdetlere tâbidir.
Müsaadei mahsusa ile gelen yabancı memleketler kara, deniz, hava kuvvetlerine mensub kimselerin resmî üniformalarını nerelerde ve ne zaman taşıyabilecekleri İcra Vekilleri Heyeti kararyile tayin olunur.

Bahse konu kanunların ana gövdesi bu maddeler diğerleri yürürlük vs. düzenlemeleri içeriyor. Bu kanunları dikkatle okuyanlar kadınların giyim kuşamı ve örtünmesi ile ilgili en ufak bir düzenlemenin dahi olmadığını da göreceklerdir.

Sonuç olarak bu kanunlara karşı çıkanlar demokrasinin düşmanı feodal yapıların ihyası hevesinde olan kişilerdir herkes bu tip kişilere dikkat etsin derim.