“Kılığa kıspete aldanmayın evladım” derdi büyüklerimiz. Çünkü bilirlerdi ki insanı insan yapan dış görünüşü değil, özü ve ahlakıdır. Nitekim atalarımız, “İnsan hacı mı olur gitmekle Mekke’ye, merkep derviş mi olur odun taşımakla tekkeye” sözüyle şekle değil, hakikate bakmayı öğütlemiştir. Tasavvuf yolu büyüklerinden Yunus Emre de aynı gerçeği, “Dervişlik olaydı bir sarıkla bir hırka, biz de onu alırdık otuza kırka” dizeleriyle bazı vasıfların para-pul ile elde edilemeyeceği hakikatini dile getirmiştir.
Bugün gündemdeki fon tartışmaları ve yaşanan mağduriyetler karşısında bu sözlerin ne kadar anlamlı olduğu bir kez daha ortaya çıkıyor. Büyüklerimizin, “Göz odur ki dağın ardını göre, akıl odur ki başa geleceği bile” nasihati, bizlere tedbirli olmayı öğretiyor. Daha yaşanmış bir sürü dolandırıcılık eylemleri hâlâ hafızalarda tazeliğini korurken
Peygamber Efendimiz'in (SAV) “Mümin bir delikten iki kere sokulmaz” hadisi şerifi ile yapılan uyarıyı hiç dikkate almıyoruz. Ne yazık ki geçmişten ders almak yerine çoğu zaman aynı hataları tekrar ediyoruz. Daha fazla kazanma hırsı, kolay kazanç beklentisi ve kanaatsizlik; aldanmanın da aldatmanın da kapısını aralıyor. Oysa Allah Resulü ne buyuruyor: “Bizi aldatan bizden değildir.”
Unutmayalım ki mesele yalnızca para makam statü değil; emanete sahip çıkmak, güven ve ahlak meselesidir. Manevi değerlerin zayıfladığı yerde güven kaybolur, güvenin kaybolduğu yerde ise hem aldanan çoğalır hem de aldatan.
Atalarımızın öğüdüne kulak vermenin zamanı çoktan gelmiştir. Verilenle yetinmeyen, daima daha fazlasını isteyen göz doymaz; doymayan gözün sonu ise çoğu zaman hüsran olur.
Büyüklerin sözüne kulak veren yolunu bulur; hırsının peşinden giden ise çoğu zaman yolda kalır. Bugün yaşananlardan alınacak en büyük ders de budur. Aldanmayalım ki aldatanlar çoğalmasın; güvenelim ama araştırarak, kazanalım ama hakkıyla helalinden kazanarak. Çünkü hem dinimizin hem de kültürümüzün bize öğrettiği yol budur.