Toplum olarak son yıllarda çok tehlikeli bir alışkanlık edindik: Bir olay duyuyoruz, birkaç gün konuşuyoruz, sonra da omuz silkip geçiyoruz.
Yolsuzluk iddiaları mı var?
"Neme lazım..."
Haksızlık mı yaşanıyor?
"Bana ne..."
Kamu kaynakları yanlış mı kullanılıyor?
"Ben mi düzelteceğim?"
Oysa Peygamber Efendimiz (sav), kötülük karşısında sessiz kalmamamız gerektiğini açıkça söylüyor: Gücün varsa engel ol, yoksa konuş, buna da gücün yetmiyorsa en azından kalbinde rahatsızlık duy.
Bugün hepimizin dönüp kendine sorması gereken soru şu: Yanlışı gördüğümüzde gerçekten tepki gösteriyor muyuz, yoksa işimize gelmediği zaman görmezden mi geliyoruz?
Elbette herkesin elinde yetki yok. Kimse tek başına soruşturma açamaz, mahkeme kuramaz. Ama herkes düşüncesini söyleyebilir, hesap sorabilir, şeffaflık isteyebilir. Vatandaş olmanın gereği de budur.
Ne yazık ki siyaset artık birçok kişi için takım tutmaya dönüştü. Desteklediğimiz siyasiler hata yaptığında susuyor, karşı taraftakiler yaptığında öfkeleniyoruz. Halbuki adalet, kişiye göre değişmez. Yanlış kimden gelirse gelsin yanlıştır.
Bugün bir fon krizi konuşulur, yarın başka bir skandal çıkar. İsimler değişir ama değişmemesi gereken şey vicdanımızdır.
Çünkü toplumları sadece kötülük yapanlar bozmaz. Kötülüğü görüp ses çıkarmayanlar da buna istemeden ortak olur.
"Neme lazım" demek kolaydır. Zor olan, doğru bildiğini söyleyebilmektir.
Belki her şeyi değiştiremeyiz. Ama en azından haksızlık karşısında susmayabiliriz. Bir toplumun geleceğini belirleyen şey, kötülerin çokluğu değil; iyilerin sessiz kalıp kalmamasıdır.