Sanat bazen gördüğümüz bir görüntüyle başlar. Sonra o görüntü hareket eder, değişir ve bizi başka bir düşüncenin, başka bir hayalin içine götürür. Haluk Akakçe’nin sanatına bakarken bende oluşan duygu biraz böyle.
9 Ekim 2023’te aramızdan ayrılan Akakçe, Ankara’da başlayan sanat yolculuğunu Londra ve Chicago’ya taşıdı. Farklı eğitim süreçlerinin ardından resim, çizim, video, dijital çalışmalar, duvar uygulamaları ve yerleştirmelerle üretimini sürdürdü.
Bir sanatçı olarak başka bir sanatçının eserine baktığımda, önce onun ne kadar tanındığına değil, eserinin bana ne söylediğine bakıyorum.

Haluk Akakçe’nin çalışmalarında beni düşündüren de bu oldu.
Onun sanatında görüntü çoğu zaman olduğu yerde durmuyor. Çizimler dijital ortamda hareket kazanıyor; biçimler değişiyor, renkler ve görüntüler birbirleriyle yeni ilişkiler kuruyor. Böylece izlediğimiz şey, yalnızca bir görüntü olmaktan çıkıp bizi başka bir dünyayı düşünmeye davet ediyor.
Belki de yazımın başlığındaki “Görüntüden Hayale” sözü tam olarak buradan geliyor.
Çünkü Akakçe’nin çalışmalarında gerçek olanla hayal edilen arasında hoş bir geçiş var.
Bazen çocukluk duygularını çağrıştıran renkli ve hareketli dünyalarla, bazen teknolojinin imkânlarıyla, bazen de mekânın kendisini sanatın bir parçasına dönüştüren çalışmalarla karşılaşıyoruz.
2006 yılında Las Vegas’taki Fremont Street’te gerçekleştirdiği The Sky is the Limit projesinde dev LED ekranları kullanması, görüntüyü yalnızca bir ekranın içinde bırakmayıp bulunduğu mekânın deneyimine dönüştürmesinin dikkat çekici örneklerinden biri.
Sanat yolculuğunda São Paulo Bienali gibi uluslararası organizasyonlarda yer aldı; çalışmaları New York’taki PS1 ve Whitney Museum, Londra’daki Tate Britain ve İstanbul’daki önemli sanat kurumlarında izleyiciyle buluştu.
Bütün bunları düşündüğümde, Akakçe’nin sanatını yalnızca “dijital sanat” ya da “çağdaş sanat” gibi tek bir tanımın içine koymak istemiyorum.
Çünkü sanatın güzel taraflarından biri de biraz burada.
Bir sanatçı üretirken farklı alanlardan beslenebilir. Resimden videoya, çizgiden teknolojiye, bir duvardan koca bir şehre kadar uzanabilir. Önemli olan, bütün bunların içinde kendisine ait bir anlatım yolu bulabilmesi.
Benim için Haluk Akakçe’nin çalışmalarına bakmanın keyfi de biraz burada.
Her eserinde aynı şeyi aramak yerine, bir sonraki görüntünün bizi nereye götüreceğini merak etmek…
Sanatın izleyiciye bıraktığı küçük bir merak duygusu bence çok kıymetli.
Çünkü bazen bir eseri anlamak için uzun uzun açıklamalara ihtiyacımız olmaz. Bir görüntüyle karşılaşırız, bir renk aklımızda kalır, bir hareket bizi gülümsetir ya da hiç beklemediğimiz bir düşünceye götürür.
Belki sanatın en güzel tarafı da budur.
Sanatçı eserini ortaya koyar; sonra o eser, izleyicinin dünyasında kendi yolculuğuna devam eder.
Haluk Akakçe’yi 9 Ekim’de aramızdan ayrılışının üçüncü yılında anarken, geride bıraktığı çalışmalara bir kez daha bu gözle bakıyorum.
Bir sanatçının ardından yapılabilecek en güzel şeylerden biri, belki de onu yalnızca anlatmak değil; eserlerine yeniden bakmak.
Çünkü bazen bir sanatçıyı en iyi, kendi eserleri anlatır.
Haluk Akakçe’yi saygıyla anıyorum.
Ve sanatın, görüntüyü hayale; hayali de bambaşka bir düşünceye dönüştürebilen o güzel tarafına bir kez daha selam gönderiyorum.
Sanat kalpten kalbe kurulan en sıcak köprüdür.
Sıcacık Sanat köşemden hepinize sıcacık sevgilerimi gönderiyorum…
Sevgiyle, sanatla.