Bazı tabloların önünden hemen ayrılamayız. Gözümüze takılan küçük bir ayrıntı, bizi hiç düşünmediğimiz bir konuya götürebilir. Osman Hamdi Bey’in resimleri de böyle bir merak uyandırıyor.
Türk resim sanatının önemli isimlerinden Osman Hamdi Bey’i yalnızca Kaplumbağa Terbiyecisi ile anmak haksızlık olur. Çünkü o, ressamlığının yanında müzecilik, arkeoloji ve sanat eğitimi alanlarında da önemli çalışmalar yürütmüş bir kültür insanı.
1842 yılında İstanbul’da doğan ve Paris’te sanat eğitimi alan Osman Hamdi Bey, yaşadığı coğrafyanın mimarisini, kıyafetlerini ve insanlarını kendine özgü bir anlayışla resmetti. Tablolarındaki ayrıntılar, dönemin yaşamından kesitler sunarken izleyiciyi de resmin içine çekiyor.

Mihrap, Arzuhalci, halı taciri ve Kur’an Okuyan Kız bunlardan biri. Rahle başında kitabına yönelmiş bir kadın, çevresinde çiniler ve ince ince işlenmiş ayrıntılar… Bu resimde benim ilgimi çeken yalnızca kompozisyonun güzelliği değil, kadının okumaya verdiği dikkat. O sakin duruş, bana bilgiye ulaşmanın ve öğrenmenin değerini hatırlatıyor.
Cami Önündeki Kadınlar ise farklı bir sahne sunuyor. Kadınların kıyafetleri, duruşları ve bulundukları mekân, dönemin günlük yaşamına dair ipuçları taşıyor. Osman Hamdi Bey’in kadın figürlerine verdiği yer, resimlerini yalnızca estetik açıdan değil, toplumsal açıdan da ilgi çekici kılıyor.
Herkesin yakından bildiği Kaplumbağa Terbiyecisi’ne bakalım…
1906 tarihli tabloda yaşlı bir adam ve çevresindeki kaplumbağalar yer alıyor. Bu sakin sahne, yıllardır sabır ve değişim üzerinden yorumlanıyor. Benim aklıma ise şu soru geliyor: İnsan, değiştirmek istediği şeyler için ne kadar bekleyebilir?
Belki de tablonun etkisi, bu sorunun herkeste başka bir karşılık bulmasında.
Sanatla uğraşan biri olarak bilirim ki tuvalin başında yalnızca renklerle ilgilenmeyiz. Konuyu nasıl anlatacağımız, neyi öne çıkaracağımız ve neleri geri planda bırakacağımız da en az renkler kadar önemlidir. Osman Hamdi Bey’in resimlerindeki titizliği bu yönüyle de çok kıymetli görüyorum.
Üstelik onun çalışmaları tuvallerle sınırlı kalmadı. 1881’de Müze-i Hümayun müdürlüğüne getirildi, 1883’te Sanayi-i Nefise Mektebi’nin kuruluşuna öncülük etti. Sanat eğitiminin gelişmesine ve kültürel eserlerin korunmasına katkı sağladı.

Bugün sergilerde ve sanat fuarlarında eserlerimizi sanatseverlerle buluşturuyoruz. Ancak sanatın geleceği için yalnızca üretmek yeterli mi? Genç ve orta kuşak sanatçıların kendilerini daha da çok geliştirecekleri ortamın sağlanması da gerekmez mi?
Osman Hamdi Bey’in sanat tarihimizdeki yerini anlamak için bu soruların da üzerinde durmak gerekiyor.
24 Şubat 1910’da aramızdan ayrılan sanatçı, geride resimleri kadar kültür hayatımıza katkı sağlayan çalışmalar da bıraktı. Bugün hâlâ konuşulmasının nedeni yalnızca tablolarının güzelliği değil, sanat adına yaptıklarıdır.
Onun yaşamından bugüne çıkarabileceğimiz güzel bir düşünce var: Sanat üretmek kadar, sanatın gelişebileceği ortamı hazırlamak da kıymetli.
Sanat, kalpten kalbe uzanan en sıcak köprüdür.
Sıcacık Sanat köşemden hepinize sıcacık sevgilerimi gönderiyorum.
Sevgiyle, sanatla…