Sanatın Sınırları Yoktur
Bazen bir serginin hikâyesi, ilk fırça darbesinden değil, hiç beklemediğiniz bir soruyla başlar.
“Bir emlak ofisinde kişisel sergi açmak…”
İlk duyduğumda şaşırdım.
Çünkü bugüne kadar sanat galerilerinde, fuarlarda ve sanatın alışılmış mekânlarında eserlerimi izleyiciyle buluşturmuştum. Şimdi ise bir plazanın içindeki kurumsal bir çalışma alanında, farklı bir atmosferde sergi açma fikriyle karşı karşıyaydım.
İlk anda zihnimde bununla ilgili bir tereddüt oluştu. Sonra biraz durdum ve düşündüm.
Sanat neden yalnızca galerilerde olmalıydı?
Neden bir eserin karşısına geçmek için mutlaka bir galerinin kapısından girmemiz gerekiyordu?
O anda kendi sanat anlayışımla da yeniden karşılaştım.
Ben sanatı hayatın dışında değil, tam ortasında görüyorum. İnsanların günlük hayatlarının içinde, hiç beklemedikleri bir anda bir eserle karşılaşmasını; bir rengin, bir yüzeyin ya da tek bir bakışın onları birkaç dakikalığına kendi dünyalarından alıp başka bir yere götürmesini çok değerli buluyorum.
Belki de “Kor”un böyle bir mekânda hayat bulması bu yüzden bana sonradan çok anlamlı geldi.
Çünkü “Kor”, benim sanat yolculuğumda yalnızca yeni bir serginin adı değil.
Ateşle uzun zamandır kurduğum ilişkinin başka bir hâli.
Benim için ateş yalnızca yakmak değildir. O aynı zamanda dönüştürür. Bazen içimizde birikenleri yakıp geride başka bir şey bırakır. Bazen bizi değişmeye zorlar. Bazen de her şey bitti sanılırken, küllerin altında hâlâ yaşamaya devam eden küçücük bir sıcaklık olarak kalır.
İşte “kor” dediğim şey tam da o!
Alevin gösterişli hâlinden sonra geriye kalan ama sönmeyen güç…
Ben eserlerimde bu gücü renklerle, katmanlarla ve yüzeylerle arıyorum. Tuvalin üzerinde oluşan her katman benim için yalnızca görsel bir tercih değil; bir duygunun, bir dönüşümün, bazen de içimde söze dönüşmeyen bir hâlin karşılığı.
Sanatçı olarak beni en çok heyecanlandıran şey de burada başlıyor.
Bir eseri yaparken onun bütün anlamını yalnızca kendimin belirlemesini istemiyorum. Eser izleyiciyle karşılaştığında başka bir hikâyeye dönüşebilmeli. Her bakan kendi duygusundan bir şey bulabilmeli.
Çünkü sanat, sanatçının elinden çıktığı anda biraz da izleyicinindir.
“Kor”un açılışında bunu bir kez daha hissettim.
Alışılmış bir galeri salonunun dışında, bir plazanın içinde; insanların çalışma hayatının, günlük telaşlarının arasında sanatla karşılaşmak bana şunu hatırlattı:
Sanatın sınırları yoktur…
Sanat bazen bir galerinin beyaz duvarlarında, bazen bir fuarın kalabalığında, bazen de hiç beklemediğiniz bir yerde karşınıza çıkar.
Önemli olan mekânın ne olduğu değil, sanatın orada nasıl bir duygu bıraktığıdır.
Şimdi geriye dönüp baktığımda, ilk şaşkınlığımın yerini güzel bir tebessüm aldı.
İyi ki “Kor”u açmışız.
İyi ki alışılmışın dışına çıkmışız.
Çünkü bazen sanatçı olarak kendimizi de yeniden keşfetmemiz için, alıştığımız duvarların biraz dışına çıkmamız gerekiyor.
Ben “Kor”da ateşin yalnızca tuval üzerinde değil, mekânın içinde de dolaştığını hissettim.
Ve bir kez daha anladım ki;
Sanat, dokunduğu yerde kendi mekânını yaratır.
KOR 4. Kişisel Sergim
Parla Sanat Koridoru – ViaTower Bayraktar Plaza
31 Ağustos 2026 itibarıyla 1 ay boyunca
Sergi, sanatseverlerle buluşmaya devam edecek…
Çünkü sanat, kalpten kalbe kurulan en sıcak köprüdür.
Sıcacık Sanat’tan sıcacık sevgilerimi gönderiyorum.