İnsanlığın hikâyesindeki en büyük dönüm noktalarından biri, milyonlarca yıl önce atalarımızın iki ayağının üzerine doğrulmaya başlamasıydı. Bilim insanları, yaklaşık 6 milyon yıl önce yaşamış insan atalarında iki ayak üzerinde yürümeye ilişkin izler bulunduğunu söylüyor.

Bu değişim bir sabah kalkıp “Bugünden itibaren iki ayak üzerinde yürüyoruz” denilecek kadar ani olmadı elbette; milyonlarca yıl süren bir evrimdi. Ama sonuçta insanlık tarihinin en büyük hikâyelerinden biri ayağa kalkmakla başladı. Ne kadar güzel bir söz aslında: Ayağa kalkmak. Çünkü ayağa kalkabilmek için önce bir ayağa ihtiyacınız vardır.

Ayağınız sizi taşır; ayağa kalkarsınız, yürürsünüz, koşarsınız. Gerektiğinde haksızlığa karşı ayağa kalkar, hatta ayaklanırsınız. Milyonlarca yıldır ayağımızın üzerinde duruyoruz ama galiba onun ne büyük bir nimet olduğunu ancak üzerinde duramadığımız zaman anlıyoruz. İnsanoğlunun dertleri bitmez.

Çay soğuktur, kahve sıcak. Trafik sıkışıktır, internet yavaştır. Telefonun şarjı yüzde 12’ye düşmüştür; dünyanın sonu yaklaşmaktadır. Televizyonun kumandası koltuğun öbür ucundadır, uzanmak gerekir. Büyük sıkıntı! Sonra bir gün küçücük bir kaza geçirirsiniz, ameliyat olursunuz ya da birkaç günlüğüne yatağa düşersiniz. Ve hayat size dönüp şöyle der: “Senin derdin kumanda mıydı gerçekten?” Bir bardak su içmek mesela...

Normal zamanda mutfağa gider, bardağı alır, musluğu açar, doldurur, içersiniz. Bu sırada beyniniz başka yerlerdedir. Belki faturaları düşünüyorsunuzdur, belki akşam ne yiyeceğinizi. Bir gün kolunuzu kaldıramaz hale gelin. O sıradan su bardağı gözünüzde olimpiyat madalyasına dönüşür. Bardağa uzanacaksınız, tutacaksınız, kaldıracaksınız, ağzınıza götüreceksiniz... Meğer su içmiyormuşuz; yıllardır farkında olmadan halter kaldırıyormuşuz! Bir de tuvalet meselesi var. Sağlıklıyken dünyanın en sıradan işidir. İhtiyaç gelir, kalkarsınız, gidersiniz. Bunun için toplantı yapmaz, proje hazırlamaz, fizibilite raporu çıkarmazsınız.

Ama yatağa bağımlı kaldığınız anda tuvalete gitmek küçük çaplı bir devlet operasyonuna dönüşebilir. “Kalkabilir miyim?” “Biri beni tutacak mı?” “Yürüteç nerede?” “Serum ne olacak?” Olmadı sonda... Olmadı bez... İşte o anda insanın aklına hayatında hiç kurmadığı bir cümle geliyor: “Ben ne güzel kendi başıma çişimi yapıyormuşum!” Komik geliyor ama hiç komik değil aslında. Çünkü insan bağımsızlığının ne kadar büyük bölümünün küçücük hareketlerden oluştuğunu ancak onları kaybettiğinde fark ediyor. Çorabını giymek... Düğmeni iliklemek... Duşa girmek... Çayını karıştırmak... Burnunu silmek... Gece susayınca yataktan kalkmak... Kapıyı açmak... Merdivenden inmek...

Bunları yapabildiğimiz günlerde hiçbirini başarıdan saymıyoruz. Kimse sabah tuvaletten çıkıp ailesine, “Arkadaşlar, bugün de tek başıma başardım!”diye gururla açıklama yapmıyor. Belki yapmalıyız! Çünkü hayat bazen insana öyle bir ders veriyor ki dün şikâyet ettiğiniz şeyleri bugün nimet diye arıyorsunuz. Üstelik mesele yalnızca beden değil. Bir başkasına muhtaç olmak da insanı zorluyor. “Bana bir bardak su verir misin?” “Koluma girer misin?” “Beni kaldırabilir misin?” “Tuvalete gitmem gerekiyor.” İşte insan orada yalnız sağlığın değil, bağımsızlığın da ne büyük servet olduğunu anlıyor. Belki de zenginlik tarifimizi biraz değiştirmeliyiz.

Sabah yataktan kendin kalkabiliyor musun? Evet. Tuvalete kendin gidebiliyor musun? Evet. Bardağını kendin tutabiliyor musun? Evet. Yemeğini kendi elinle yiyebiliyor, ayakkabını giyebiliyor, kapıyı açıp dışarı çıkabiliyor musun? Evet. O zaman durum sandığınız kadar kötü değil kıymetli okuyucularım. Telefonunun modeli geçen senenin olabilir. Araban eski olabilir. Tatil planın suya düşmüş olabilir. Ama sen hâlâ kendi bardağını kaldırıp suyunu içebiliyorsan, sandığından çok daha büyük bir servetin sahibisin. Çünkü hayatın en büyük lüksleri bazen fiyat etiketi taşımıyor.

aliYürümek. Tutmak. Yemek. İçmek. Tuvalete gitmek. Ve bütün bunları kimseye ihtiyaç duymadan yapabilmek... Biz bunlara “sıradan hayat” diyoruz. Oysa bir hastane yatağında yatan insana sorun. Muhtemelen başka bir adı vardır: Özgürlük. Milyonlarca yıl önce ayağa kalkmak insanlık tarihini değiştirdi. Bugün de sabah yatağımızdan kalkıp kendi ayaklarımızın üzerinde durabiliyorsak, belki güne şikâyet ederek değil, şu küçücük cümleyle başlamalıyız: “Bugün de kimseye muhtaç olmadan ayağa kalkabildim.”