Bazı şarkılar vardır; sadece dinlenmez, yaşanır.
*"Fikrimin İnce Gülü" de onlardan biridir.
Yıllardır müzik programları yapıyorum. Her defasında aynı manzarayla karşılaşıyorum.
Salonda yaşı doksanı aşmış bir büyüğümüz de oluyor, gençler de, orta yaşlılar da, hatta çocuklar da... Şarkının ilk notaları duyulduğu anda yüzlerde aynı ifade beliriyor. Kimi sessizce gülümsüyor, kimi uzaklara dalıyor, kimi fark ettirmeden gözlerini siliyor.
İşte o an kendi kendime hep aynı soruyu soruyorum: Bir şarkı, insanları yaşına, cinsiyetine, hayat görüşüne bakmadan nasıl olur da aynı duyguda buluşturabilir?
Belki de bunun cevabı, "Fikrimin İnce Gülü"şarkısı sadece kulağa değil, doğrudan kalbe seslenmesindedir.
İlk notası duyulduğu anda zaman yavaşlar. Sanki eski bir evin penceresi usulca açılır; içeriye yasemin kokulu bir yaz akşamı, uzaklardan gelen bir ud sesi ve çoktan unuttuğumuzu sandığımız hatıralar doluverir.
Bir anda çocukluğumuz, gençliğimiz, ilk heyecanlarımız ya dayarım kalmış sevdalarımız usulca yanı başımıza oturur.
Bu şarkıyı her dinlediğimde aynı duyguyu yaşarım. Sanki kalbimizde yıllardır kilitli duran bir sandığın kapağı açılır. İçinden sararmış fotoğraflar, okunmuş mektuplar, eski bir mendil ve belki de artık aramızda olmayan insanların sıcak gülümsemeleri çıkar.
Bir şarkı nasıl olur da insanın hafızasını böylesine diri tutabilir, doğrusu her seferinde buna hayran kalırım.
"Fikrimin İnce Gülü" bağırmaz, gösteriş yapmaz. Sessizce gelir, kalbinizin kapısını nazikçe çalar ve en sakin köşesine yerleşir. Belki de yıllardır eskimemesinin sırrı budur. Çünkü özlem eskimez, sevgi eskimez, güzel duygular eskimez.
Bugün her şey çok hızlı değişiyor. Şarkılar birkaç gün konuşulup unutuluyor. Oysa bazı eserler zamana meydan okuyor. Aradan on yıllar geçse de ilk günkü kadar taze kalabiliyor.
Çünkü onlar kulağa değil, doğrudan insanın yüreğine yazılıyor. Belki de bu yüzden, yıllar önce yazılmış bu eser, bugün dijital çağın gençlerinde de aynı titreşimi uyandırabiliyor.
Demek ki gerçek sanatın dili ne yaş tanıyor ne de zaman.
Ne zaman "Fikrimin İnce Gülü"şarkısını dinlesem, gözlerimi kapatırım. Bir yüz belirir, bir sokak canlanır, eski bir radyo, taş plakların o kendine özgü çıtırtısı duyulur, belki siyah beyaz bir film sahnesi gözümün önünden geçer.
O an anlarım ki insanı yaşatan yalnızca nefes almak değildir. Bazen tek bir şarkı da insanın yeniden hayata gülümsemesine, geçmişine sevgiyle bakmasına yeter.
Belki de bu yüzden bazı eserler hiçbir zaman yaşlanmaz. Çünkü onlar notalarla değil, insanların kalplerine işlenen duygularla bestelenmiştir. Ve "Fikrimin İnce Gülü" çalmaya başladığında, içimizde hâlâ inceliklerini kaybetmemiş bir yanımız olduğunu hatırlarız. İşte gerçek sanatın en büyük gücü de budur; insanları aynı duyguda buluşturabilmek.
"...Fikrimin ince gülü... "
Belki de bu birkaç kelime, anlatmak istediğimiz her şeyi anlatmaya yetiyor. Geri kalanını notalar tamamlıyor. Çünkü bazı şarkılar sözleriyle değil, insanın içinde bıraktığı izlerle ölümsüzleşir.
Onlar biter ama yankıları hiç susmaz; yıllar sonra bile aynı ezgiyle insanın yüreğine dokunmaya devam eder.
*Not: "Fikrimin İnce Gülü" , Klasik Türk Musikisi'nin unutulmaz eserlerinden biridir. Bestesi, Osmanlı'nın son döneminin önemli bestekârlarından Muallim İsmail Hakkı Bey'e aittir.
Zarafeti, inceliği ve derin duygusuyla kuşaktan kuşağa aktarılan en kıymetli eserlerimiz arasında yer almaktadır.