Bugünkü yazımda, Türkiye için çok kritik iki öneme sahip 9 Eylül ile ilgili düşüncelerimi paylaşmak istiyorum.
9 Eylül 1922’de İzmir’in Yunan işgalinden kurtarılarak, yeniden Türk bayraklarının dalgalanması, sadece bir kentin geri alınması değildi. Bir halkın, kendi toprağında yeniden söz sahibi olma iradesiydi. Kurtuluş Savaşı’nın son aşaması olan ve 26 Ağustos’ta başlayan Büyük Taarruzun en önemli aşamalarından biri, Gazi Mustafa Kemal’in, 30 Ağustos’ta “Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!” sözlerinin sonucu olarak, bugünkü milli sınırlarımıza ulaşmış olmamızdı. Yani, vatan topraklarımızdan tüm işgalcilerin silinip atılmasının zaferidir bu.
Bu büyük zaferden tam bir yıl sonra da, 9 Eylül 1923’te kurulan Halk Fırkası da aynı iradenin siyasi adı oldu.
“Halk” kelimesi süs değildi. Parti, sarayın, imtiyazın ve kapitülasyonun karşısına halkı koymak için kuruldu. Altı Ok’un ilk duruşu buydu, egemenlik milletin, üretim milletin, karar milletin olacak.
O gün savaştan çıkarak, bu ülkeyi sıfırdan inşa eden, fabrikalar kuran, demiryolu ağları döşeyen, ormanı, toprağı işleyen, eğitim ve sağlıkta devrim yaratan Gazi Mustafa Kemal ve arkadaşlarının, hedefi yatırımları ve stratejik öneme sahip kurum ve kuruluşları, milletin ortak malından karşılayıp yine kamunun elinde tutmaktı. Oysa bugün gelinen noktada, tüm o değerlerin ve mirasın CHP dışındaki partiler tarafından nasıl satıldığını ve hala da satarak, günü kurtarmaya çalıştıklarını gördük, görüyoruz.
YOL AYRIMI KİME YARIYOR?
O günkü CHP’nin tarihsel iddiası, koltuk kavgası değil bu kalkınma sözleşmesiydi.
103 yıl sonra aynı gün, aynı partinin genel merkezinde afişler asıldı.
“Yerimiz belli. Yurdumuz belli. Yolumuz belli.”
Sabah Anıtkabir, öğleden sonra “Geçmişin Değerlendirilmesi ve Gelecek Vizyonunun Tespiti,” akşam “103 Gencimizle 103 Yıllık Miras.”
Ritüel tamam. Eksik olan, yolun kendisi.
Önceki gün yayımlanan videoda CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu diyor ki: “Bazı mirasların sahibi olmaz, emanetçileri olur.” Cümle doğrudur. Videoda Atatürk’ten İnönü’ye, Ecevit’ten Baykal’a uzanan silsile var, Özgür Özel yok.
Emanetçi kimdir tartışması artık partinin içinde değil, partinin ikiye bölünmüş halinde yürüyor.
1923’te kurulan parti, halkı borçtan, imtiyazdan ve kapı dışarı edilmekten korumak için yola çıktı.
2026’da aynı partinin 103. yılında asıl bölünme, iki genel başkan arasında değil, halkın geçim derdi ile siyasetin koltuk derdi arasında.
Kılıçdaroğlu da Özel de CHP’nin mirasına sahip çıkmaya çalışıyor, ama ülkenin yıllardır içinde olduğu ağır ekonomik koşulların faturasını halk ödüyor.
Soru budur:
Halkın bankalara ve finans kuruluşlarına borcu 7 trilyon 284 milyar lirayı geçmişken, Orta Vadeli Planda yapılan düzeltmelerle, düşük enflasyon hedefi 2029’a ertelenirken, günü kurtarmak için köprü, otoyol gibi kamu malları nakit için satışa çıkarılırken, işsizlik rakamları düşük gelsin diye kadınların çocuk doğurarak iş piyasasından çekilmesi sağlanırken ve öğrenciler henüz üniversiteye kaydını yapmadan kiralık ev telaşına düşümüşken yaşanan bu bölünme kime yarıyor?
Emanetçiye mi, mirasyediye mi, ezilen halka mı, yoksa iktidarın rahat nefes almasına mı?
103 yıllık miras, törenle yaşamaz. O miras, halkın sofrasına dönmezse emanetçinin kim olduğunun ne önemi olur.
AYNI YAZ, BAŞKA BİR TÜRKİYE:
FİLENİN SULTANLARI
Ama bu yaz, bu ülkede başka bir hikaye de yazıldı ve o hikayenin kahramanları, tesadüfen değil, ısrarla “Atatürk’ün kızları” diye anılan A Milli Kadın Voleybol Takımı, 2026’da art arda üç kupayı topladı.
Filenin Sultanları, Temmuz’da FIVB Milletler Ligi’nde (VNL) Brezilya’yı finalde 3-1 yenerek ikinci kez şampiyon oldu.
Kadın Milli Takımımız, 27 Ağustos’ta Akdeniz Oyunları’nda evsahibi İtalya’yı Taranto’da kendi seyircisinin önünde 3-0 yenerek, namağlup şampiyonlukla altın madalyayı alırken, Filenin Sultanları 6 Eylül’de ise Sinan Erdem’de İtalya’yı zorlu bir karşılaşmanın ardından 3-2 mağlup ederek CEV Avrupa Şampiyonası’nda 2023’ün ardından üst üste ikinci kez Avrupa’nın zirvesine çıktı.
En acı olan şey, aynı yaz içinde kadınların işsizlik oranı erkeklerin bir buçuk katına çıkarken, sahada aynı ülkenin kadınları Avrupa’nın zirvesinde üst üste ikinci kez bayrak dalgalandırdı. Biri sahada “Avrupa’nın başkenti İstanbul” derken, öteki mutfakta ay sonunu nasıl getireceğini hesaplıyor.
Kupa kazanmak kolay değil, ama bu ülkede bir kadının iş bulması, kirasını ödemesi, iş aramaktan vazgeçmemesi bazen ondan daha zor.