İhracatçı için teşvik dosyasından çıkan damga vergisi sürprizi
İhracatçı firmalar açısından iş yapmak zaten yeterince zor. Yeni müşteri bulacaksınız, yabancı ülkede sözleşme imzalayacaksınız, malınızı veya hizmetinizi satacaksınız, dövizi Türkiye’ye getireceksiniz. Sonra da devletin ihracatı artırmak amacıyla sağladığı teşviklerden yararlanmak için kapısını çalacaksınız.
Tam da burada, kimsenin hesap etmediği bir sürprizle karşılaşabilirsiniz: Yurt dışında imzaladığınız sözleşme, Türkiye’de damga vergisi doğurabilir.
Düşünün; İngiltere’de bir müşteriyle masaya oturuyorsunuz. Sözleşme orada hazırlanıyor, orada imzalanıyor. Sözleşme bedeli de 80 bin İngiliz Sterlini. Taraflardan biri yabancı, sözleşmenin dili belki İngilizce, parası sterlin…
İhracatçı doğal olarak düşünüyor: “Bu sözleşmenin Türkiye ile ne ilgisi var ki?”
Sonra Türkiye’de bir ihracat teşvikinden, destekten veya kamu kaynağından yararlanmak için sözleşmeyi ilgili kuruma ibraz ediyor.
İşte hikâye tam burada değişiyor.
488 sayılı Damga Vergisi Kanunu, yabancı ülkelerde düzenlenen bir kâğıdın Türkiye’de resmi dairelere ibraz edilmesi veya herhangi bir şekilde Türkiye’de hükmünden yararlanılması halinde damga vergisini gündeme getirebiliyor.
Yani sözleşmenin imzası Londra’da atılmış olabilir. Ama verginin kapısı Ankara’da çalabilir.
Ancak burada ikinci bir sürpriz daha var.
Her yurt dışı sözleşmesinin Türkiye’de ibraz edilmesi, otomatik olarak damga vergisi ödeneceği anlamına gelmiyor. Özellikle ihracat ve döviz kazandırıcı faaliyetler için 488 sayılı Kanunun Ek 2’nci maddesinde önemli istisnalar bulunuyor.
İhracat bağlantısı kapsamında düzenlenen bir sözleşmenin bu istisnadan yararlanıp yararlanamayacağı, sözleşmenin niteliğine, yapılan işlemin ihracatla doğrudan bağlantısına ve gerekli şartların sağlanıp sağlanmadığına göre belirleniyor.
İşte ihracatçının asıl dikkat etmesi gereken nokta da burada.
Çünkü mesele yalnızca “Sözleşme Türkiye’de imzalandı mı?” sorusundan ibaret değil.
Asıl soru şu: Bu sözleşme Türkiye’de ne için kullanıldı?
Eğer sözleşme, Türkiye’de bir teşvikten veya destekten yararlanmak için dosyaya konuluyorsa, idarenin bakış açısıyla bu belge artık yalnızca yabancı ülkede imzalanmış bir ticari sözleşme değildir. Türkiye’de bir ekonomik hakkın elde edilmesinde kullanılan bir belgeye dönüşmektedir.
GİB’in özelgelerinde de bu yaklaşımın izlerini görmek mümkün. Yurt dışında düzenlenen bir sözleşmenin Türkiye’de destek alınması amacıyla kullanılması, Türkiye’de “hükmünden yararlanma” kapsamında değerlendirilebilmektedir.
Peki, sözleşme damga vergisine tabi bulundu. Şimdi ikinci soru geliyor:
80 bin sterlin hangi kur üzerinden Türk lirasına çevrilecek?
İhracatçının burada da “Sözleşmeyi imzaladığım günkü kuru alırım” demeden önce bir kez daha düşünmesi gerekiyor.
Yurt dışında düzenlenen ve daha sonra Türkiye’de hükmünden yararlanılan sözleşmelerde, vergiyi doğuran olayın gerçekleştiği tarih önem kazanıyor. GİB’in konuya ilişkin yaklaşımında, Türkiye’de hükmünden yararlanılan yabancı para cinsinden sözleşmelerde, hükmünden yararlanıldığı tarihteki TCMB cari döviz satış kurunun esas alınması gerektiği yönünde değerlendirmeler bulunuyor.
İşte asıl sürpriz burada gizli.
Sözleşmeyi imzaladığınız tarihte sterlin 40 lira olabilir. Aradan aylar geçer, teşvik başvurusu yaptığınız gün sterlin 60 liraya çıkar.
Sözleşmede değişen hiçbir şey yoktur. Bedel hâlâ 80 bin sterlindir.
Ancak Türk lirası karşılığı değişmiştir. Dolayısıyla damga vergisi matrahı da değişebilir.
İhracatçı için mesele birkaç bin liralık basit bir hesap hatası olarak da görülmemeli. Özellikle yüksek bedelli sözleşmelerde, yanlış istisna uygulaması veya yanlış kur kullanılması, vergi aslı, ceza ve gecikme faizi tartışmasını beraberinde getirebilir.
Üstelik Sayıştay denetimleri nedeniyle teşvik ve destek veren kamu kurumlarının belge isteme konusunda daha ihtiyatlı davranması, ihracatçıların da dosyalarındaki her sözleşmenin vergi boyutunu yeniden düşünmesini gerektiriyor.
Bugün birçok şirket teşvik dosyasını hazırlarken sözleşmenin ticari yönüne bakıyor. Müşteri var mı, hizmet verilmiş mi, ihracat gerçekleşmiş mi, ödeme yapılmış mı?
Ama bir soru çoğu zaman unutuluyor: Bu sözleşmenin damga vergisi var mı?
Belki de bundan sonra ihracatçının dosyasına koyduğu her yabancı sözleşme için önce şu üç soruyu sorması gerekiyor: Sözleşme Türkiye’de nerede kullanılacak?
İhracat ve döviz kazandırıcı faaliyet istisnasından yararlanıyor mu?
Yararlanmıyorsa, yabancı para hangi tarihteki kur üzerinden TL’ye çevrilecek?
Çünkü vergi hukukunda bazen sözleşmenin nerede imzalandığından daha önemli olan, nerede ve ne zaman hükmünden yararlanıldığıdır.
İmza Londra’da atılmış olabilir.
Sözleşme İngilizce olabilir.
Bedel sterlin olabilir.
Ama sözleşme Türkiye’de bir teşvikin kapısını açıyorsa, o kapının arkasında bazen ihracatçıyı bekleyen bir sürpriz vardır: Damga vergisi.