Sevgili Okur,

Dalaman dönüşü uçakta kaleme alıyorum yazımı. Havalimanına getiren taksici, “Yangına müdahale edenleri taşıdım. Bagaj kirli, eşyalarınızı koltuğa koyalım.” dedi. Nasıl oluyor da her seferinde yangınlar böylesine büyük felaketlerle sonuçlanıyor? “Ne yapalım canım, bu bir afet; başa gelen çekilir.” bilimsizliğiyle mi yorumlamak gerekir? Bilimsizlik diyorum; çünkü atılan her adımın bilimin ışığında açıklanabilir bir karşılığı olduğuna inanıyorum.

Kitap dinlediğim uygulamanın biyografi bölümünde kitap araştırırken “Nikola Tesla - O Kadar Cahilsiniz ki Dininiz Var Diye Ahlaka İhtiyacınız Kalmadığını Sanıyorsunuz” adlı kitap dikkatimi çekti. Kitabın adı zihinlerde kavga başlatacak tonda olsa da yazarı Tuğba Sarıünal içerikte bambaşka bir konuya değiniyor. Gelin, biz de zihnimizdeki o kavgaya kısa bir ara verelim.

Kitabın bir bölümünde Edison ile Tesla’nın elektrik savaşına değiniliyor. Edison, ciddi gelir elde ettiği doğru akım sistemini koruyabilmek için Tesla’nın savunduğu alternatif akımı tehlikeli göstermeye çalışıyor. Bu amaçla alternatif akımın öldürücü etkisini göstermek için hayvanlar üzerinde deneyler yapılıyor. Edison, alternatif akımın elektrikli sandalyede kullanılmasını da destekliyor. 1890 yılında William Kemmler, elektrikli sandalyeyle idam edilen ilk kişi oluyor.

Bu örnek bizi birçok farklı düşünceye götürebilir. Maddi kazanç ve hırsların bilimin önüne nasıl geçmeye çalıştığını görebiliriz.
Çünkü tarih bize aynı gerçeği defalarca gösteriyor. Bilim çoğu zaman yapılması gerekeni söyler. İnsan ise bazen hırsıyla, bazen ihmaliyle, bazen de maliyet hesabıyla o sesi duymamayı tercih eder. Bedel ise çoğu zaman çok sonra ortaya çıkar.

Dalaman’da hangar binaları projesinde bina otomasyon işini yürütüyoruz. Çalıştığımız firmanın yöneticileriyle birlikte şantiye sahasına çıktık. Tavana asılan bir cihazın rüzgâr nedeniyle salınım yaptığı fark edildi. Cihazın montaj ekipmanları incelendi, şantiye yöneticileri kendi aralarında çözüm önerileri geliştirdi. Pencereler takıldığında hava akışı kesilecek ve belki de salınım kendiliğinden duracaktı. Ancak buna güvenilmedi. Sorun büyümeden önlem alınmasına karar verildi. Kısacası, işin başında önlem alınmış ve çözüm üretilmiş oldu.

Birkaç yıl önce yine otomasyon işini üstlendiğimiz özel bir projede ise yüklenici firma, birçok cihazın kontrolünü otomasyon sistemi üzerinden çıkarmak istedi. Oysa projeyi çizen firma hesaplarını yapmış, cihazları seçmiş ve iklimlendirme sistemini en verimli hâline getirmişti. Yüklenici ise otomasyondaki birçok noktanın fazlalığından yakınıyordu. Sonunda paranın verdiği karar gücü ağır bastı ve projedeki otomasyon sistemi neredeyse yarı yarıya azaltıldı.

Geçenlerde yolum yine o binaya düştü. Ankara’da birçok kişinin ziyaret ettiği bu yapının içine girdiğimde havalandırma sistemlerinin çalışmadığını hissettim. İçerideki ağır hava bunu zaten söylüyordu. Havalandırma sistemi kapatılmıştı.

İki proje… İki farklı yaklaşım…

Birinde disiplinli bir iş yapış anlayışıyla sorun büyümeden önlem alan saha yöneticileri vardı.

Diğerinde ise maliyeti biraz daha düşürme uğruna mühendislik hesaplarını ikinci plana iten, insan sağlığını göz ardı eden bir anlayış…
İşte Nilüfer’in çok sevdiğim “Yine Yeniden” şarkısının adı gibi, her yaz yaşadığımız orman yangınları beni bu satırlara getirdi.

Tesla’nın hikâyesinde de, şantiyedeki iki farklı yaklaşımda da aynı gerçekle karşılaşıyoruz. Bilim çoğu zaman yapılması gerekeni önceden söylüyor. İnsan ise bazen hırsıyla, bazen ihmaliyle, bazen de maliyet hesabıyla o sesi duymamayı tercih ediyor.

Şantiyede rüzgârın salladığı bir cihaz için saatlerce çözüm arayan akıl ile “nasıl olsa bir şey olmaz” anlayışı arasındaki fark bazen bir binanın havasını, bazen de binlerce hektarlık ormanın kaderini belirleyebiliyor.

Belki de her yaz aynı soruyu yanlış yerden sormaya alıştık. Yangının neden çıktığını konuşuyoruz. Oysa bazen cevap, çok daha önce alınmayan bir kararda saklı oluyor.

Sağlıcakla.