Tıp Fakültesi Tercihi: Kampüs Değil, Gelecek Seçiyoruz.

Geçen hafta YKS sonuçları açıklandı. Binlerce aile gibi biz de büyük bir heyecan yaşadık. Çünkü bu yıl kızım da YKS'ye girdi. Uzun yıllardır kurduğu tek bir hayali vardı: Tıp Fakültesi okumak ve iyi bir hekim olmak.
Sonuçlar açıklandıktan sonra birçok ailenin yaptığı gibi bilgisayarın başına oturup tercih listesi hazırlamadık.
Üniversitelerin tanıtım videolarını izleyip karar vermedik.

Yaklaşık on gün boyunca düştük yollara.

Ankara başta olmak üzere Konya, Bursa ve Kocaeli'nde çok sayıda devlet ve vakıf tıp fakültesini ziyaret ettik.

Dekanlarla görüştük, öğretim üyeleriyle sohbet ettik, öğrencileri dinledik. Derslikleri, anatomi laboratuvarlarını, simülasyon merkezlerini, kütüphaneleri ve eğitim hastanelerini tek tek gezdik.

Broşürlere değil, gördüklerimize inandık.

Yıllardır eğitim yöneticiliği yapıyorum. Bugüne kadar binlerce öğrencinin eğitim yolculuğuna şahit oldum. Ancak bu süreç bana farklı bir duyguyu yeniden yaşattı.

Bu kez eğitimci olarak değil, evladının geleceği için en doğru kararı vermeye çalışan bir baba olarak üniversite koridorlarında yürüdüm.

İşte o zaman şunu çok daha iyi anladım:

Tıp fakültesi tercih etmek, sadece bir üniversite seçmek değildir. Bir gelecek seçmektir. Bir eğitim anlayışı seçmektir.

Belki de yıllar sonra insanların hayatını emanet edeceği bir hekimin nasıl yetişeceğine karar vermektir.

Bugün sosyal medyada birbirinden etkileyici kampüsler görüyoruz. Modern binalar, gösterişli laboratuvarlar, profesyonel tanıtım filmleri...
Elbette bunların hepsi önemlidir.

Ancak tıp eğitiminin kalitesini belirleyen bunlar değildir.
Biz her fakültede aynı soruları sorduk:
Akademik kadro ne kadar güçlü?

Kaç profesör ve doçent aktif olarak eğitim veriyor?
Öğrenci daha ilk yıllardan itibaren klinikle ne kadar iç içe oluyor?

Hastanede ne kadar vaka görüyor?

Araştırma laboratuvarları yeterli mi?

Simülasyon merkezleri gerçekten aktif kullanılıyor mu?

Mezunların uzmanlık sınavındaki başarıları nasıl?

Çünkü iyi bir tıp fakültesini gösterişli binalar değil, yetiştirdiği hekimler anlatır.

Gezdiğimiz fakültelerde beni en çok etkileyen yer ise hastaneler oldu.

Koridorlar doluydu.
Polikliniklerde yoğunluk vardı.

Ameliyathaneler aralıksız çalışıyordu.
İlk bakışta yorucu gibi görünen bu tablo aslında tıp öğrencisi için büyük bir zenginlikti.

Çünkü tıp eğitiminin gerçek sınıfı hastanedir.
Her hasta yeni bir tecrübedir.

Her vaka yeni bir derstir.
Her ameliyat geleceğin hekimine kazandırılan yeni bir beceridir.

Doktorluk yalnızca kitap okuyarak öğrenilmez.
İnsana dokunarak öğrenilir.

On gün boyunca yaptığımız yolculukta henüz tercih listemizi oluşturmadık.

Ama çok önemli bir gerçeği öğrendik.

Üniversite tercihinde görünen ile gerçekte sunulan eğitim her zaman aynı olmayabiliyor.

Bu nedenle tercih yapacak bütün gençlere ve ailelerine tek tavsiyem var:
Üniversiteyi sadece internetten tanımayın.
Mümkünse gidin, görün, sorun, dinleyin.

Bir öğrencinin samimi cümlesi bazen saatler süren tanıtım sunumlarından çok daha kıymetlidir.

Bir sonraki yazımda ise gezdiğimiz devlet ve vakıf tıp fakültelerinde dikkatimi çeken akademik farklılıkları, akreditasyonun neden önemli olduğunu ve tercih yaparken ailelerin mutlaka araştırması gereken kriterleri paylaşacağım.