Bir sınıfa girdiğinizde, tahtada yazan formülleri, duvarlarda asılı afişleri, sıralara dizilmiş öğrencileri görürsünüz. Ama iyi bakarsanız, orada bir şey daha vardır:
Gelecek. O geleceğin nasıl şekilleneceği ise çoğu zaman tek bir kişinin elindedir; öğretmenin.
Eğitimi uzun zamandır yanlış yerden tartışıyoruz.

Müfredat değişiyor, sınav sistemi yenileniyor, kitaplar güncelleniyor. Peki ya insan? Bilgi çoğalıyor ama hikmet artıyor mu? İşte asıl soru burada başlıyor.


Bir öğrenci düşünün: Tüm formülleri ezberlemiş, tüm testleri çözmüş ama hayat karşısında çaresiz. Bir diğeri ise belki her şeyi bilmez ama sorgular, düşünür, neden-sonuç ilişkisi kurar. Hangisi gerçek anlamda “öğrenmiştir”? Cevap açıktır.
Çünkü öğrenmek, bilgiyi belleğe kaydetmek değil; onu hayata taşımaktır.

Ezberlenen bilgi unutulur, yaşanan bilgi kalır. Bisiklet sürmeyi kitap okuyarak öğrenemezsiniz. Yüzmeyi, suya girmeden kavrayamazsınız.

İşte öğretmen, öğrenciyi o “suya” cesaretle sokabilen kişidir.

Büyük öğretmen anlatmaz sadece; örnek olur.

Matematik öğretirken adaleti, tarih anlatırken vicdanı, edebiyat okuturken empatiyi de öğretir.

Derste susan bir öğrencinin gözlerinden ne geçtiğini fark eder. Yanlış yapanı cezalandırmak yerine, neden yanıldığını anlamaya çalışır.

Hepimizin hafızasında bir öğretmen vardır. İsmini belki unutmuşuzdur ama söylediği bir cümle hâlâ kulağımızdadır. “Sen yaparsın.” “Korkma, dene.”

“Yanlış yapmak öğrenmenin parçasıdır.” İşte o cümleler, hiçbir sınavda sorulmaz ama bir ömür boyu rehber olur.
Bugün eğitim sistemi büyük ölçüde sol beyne hitap ediyor: ölç, say, hesapla, sırala. Oysa insan sadece akıl değildir; duygu, hayal ve vicdan da taşır. Sağ beyni dışlayan bir eğitim, başarıyı rakamla ölçer ama mutluluğu hesaplayamaz.
Diplomalı ama yönsüz bireyler yetiştirir.

Öğretmen, bu dengesizliği onaran kişidir. Sadece üniversiteye değil, hayata hazırlar. Sınav kazanmayı değil, insan kalmayı öğretir. Çünkü bilir ki hayat, test kitapçığındaki gibi net değildir; gri alanlarla doludur.

Bir öğrenci başarısız olduğunda ona “neden yapamadın?” diye soran öğretmen vardır; bir de “nerede zorlandın?” diye soran. Aradaki fark, pedagojinin değil, insanlığın farkıdır.

Eğitimde asıl reform; kağıt üzerinde değil, sınıfın içinde başlar. Öğretmeni merkeze almayan hiçbir sistem, nitelikli insan yetiştiremez. Çünkü öğretmen sadece ders anlatan değil, karakter inşa eden kişidir.

Unutmayalım:
İyi öğretmen konuyu bitirir.
Büyük öğretmen öğrenciyi başlatır.
Ve bazı öğretmenler vardır; yıllar geçse de insanın içindeki ışığı söndürmez .