"Dr. David Burns’ün “İyi Hissetmek” kitabı üzerine"
Bizi yoran çoğu zaman yaşadıklarımız değil, yaşadıklarımızı zihnimizde nasıl anlamlandırdığımızdır. İyi Hissetmek, bu gerçeği sade ama sarsıcı bir dille hatırlatan güçlü bir rehber.
Bazen bir kitap, insanın karşısına tam da ihtiyacı olduğu anda çıkar. Daha ilk sayfalarında durup düşünmenize, hatta kendi içinizle yüzleşmenize neden olur.
Kısa süre önce okuduğum ve beni derinden etkileyen İyi Hissetmek, işte böyle bir kitap.
Henüz giriş bölümündeyken, bugüne kadar doğru sandığım pek çok düşünceyi yeniden sorgulamaya başladım. Okudukça fark ettim ki çoğu zaman hayatın kendisi değil; hayat hakkında zihnimizde kurduğumuz cümleler yoruyor bizi. Bu nedenle bu yazıda, yeni okuduğum ve bende güçlü bir etki bırakan bu kitabın tahlilini yapmak istiyorum.
Günlük hayatta çoğumuz benzer bir cümle kurarız:
“Başımıza gelenler yüzünden böyle hissediyoruz.”
Oysa Dr. David Burns, İyi Hissetmek adlı kitabında bu yerleşik inancı kökten sarsan bir gerçeğe dikkat çeker:
“Duygularınız olayların kendisinden değil, o olaylara yüklediğiniz anlamlardan kaynaklanır.” (s. 32)
Bu cümle, yalnızca bir psikoloji bilgisi değildir; insanın kendi iç dünyasında özgürleşebilmesi için güçlü bir anahtardır. Çünkü eğer bizi yıpratan olaylar değil de düşüncelerimizse, değişim sandığımızdan çok daha yakındır.
Burns’e göre depresyon, kaygı, suçluluk ve değersizlik duyguları; gerçeği olduğu gibi yansıtmayan çarpıtılmış düşünce kalıplarının ürünüdür. Bu hatalı düşünme biçimlerinden en yaygını ise “ya hep ya hiç” anlayışıdır:
“Ya hep ya hiç düşüncesi, olayları siyah ya da beyaz görmenize neden olur; aradaki tüm gri alanları yok sayarsınız.” (s. 44)
Bu yaklaşım, öğrencinin tek bir sınav hatasıyla kendini başarısız ilan etmesine; yetişkinin aldığı bir eleştiriyle tüm yeterliliğini sorgulamasına yol açar.
Oysa ortada mutlak bir gerçek değil, zihnin abartılı yorumu vardır.
Bir diğer yaygın zihinsel tuzak ise felaketleştirmedir:
“Felaketleştirme, henüz gerçekleşmemiş bir durumu en kötü senaryo olarak yaşamak demektir.” (s. 58)
Geleceği tahmin ettiğimizi sanırken, aslında kendimizi bugünden cezalandırırız. Zihin, olmayan bir korkuyu gerçek bir acıya dönüştürür.
Kitabı değerli kılan nokta, Burns’ün yalnızca sorunları tanımlamakla kalmamasıdır. Okuyucuya somut ve uygulanabilir bir yol sunar:
“Düşüncelerinizi yazıya döktüğünüzde, onların mutlak gerçekler değil, sorgulanabilir varsayımlar olduğunu fark edersiniz.” (s. 79)
Bu farkındalık, kişinin kendi kendisinin terapisti olabilmesinin ilk adımıdır. Düşünceler sorgulandıkça, duygular da yumuşar.
Kitap boyunca tekrar edilen temel mesaj ise nettir:
“Kendinizle konuşma biçiminizi değiştirirseniz, kendinizi hissetme biçiminiz de değişir.” (s. 101)
Belki de asıl sorun, dış dünyanın sertliğinden çok, iç sesimizin acımasızlığıdır.
İyi Hissetmek, okura şunu fısıldar: Hayat her zaman adil olmayabilir; ama zihnimizde kurduğumuz mahkeme salonunda yargıç olmak zorunda değiliz.
Düşüncelerimizi değiştirebildiğimiz ölçüde, duygularımızı da iyileştirebiliriz.
Bazen iyi hissetmek; büyük değişimlerden değil, tek bir düşünceyi daha adil bir cümleyle değiştirmekten geçer.
Selam ve muhabbetle ...