Açık konuşayım… Son günlerde okullarda “Kabe’de Hacılar Hu Der Allah” ilahisinin çocuklara dinletildiğini duyuyoruz. Ben bunu doğru bulmuyorum.

Bakın mesele ilahiye karşı olmak değil. Herkes istediğini dinler, istediğine inanır. Kimsenin inancına söz söylemek kimsenin hakkı değil. Ama okul dediğin yer, bu işlerin yapılacağı yer değil.

Çünkü okul herkesin.

Aynı sınıfta bambaşka hayatlar var. Farklı aileler, farklı görüşler… İlahiyle büyümeyen, farklı inançlara sahip ya da daha neye inanacağını bile bilmeyen çocuklar var. Çocuk dediğin zaten arayışta olur. Sorar, merak eder, bazen değişir. Bu çok normal.

Ve en önemlisi: Okulda kimse kendini dışarıda hissetmemeli.

O yüzden bırakın da büyüdüklerinde kendileri karar versinler neye inanacaklarına.

Sen daha küçük yaştaki çocuğa belli bir şey sunarsan, bu ister istemez yönlendirme olur. İstemesen bile olur. Çünkü çocuk etkilenir.

Ama okulun görevi bu değil.

Okul çocuğa “nasıl düşüneceğini” öğretmeli, “ne düşüneceğini” değil.

Deney yapmalı, sorgulamalı, hata yapmalı, tekrar denemeli. Bilimle tanışmalı, sanatla uğraşmalı, spor yapmalı. Yani hayatın kendisini öğrenmeli.

Ama biz neyi konuşuyoruz?

Sınıfta hangi ilahi dinletildiğini.

Sonra dönüp “neden geri kalıyoruz?” diye soruyoruz.

Çünkü asıl odağımızı kaçırıyoruz.

Dünyada çocuklar kod yazıyor, robot yapıyor, proje geliştiriyor. Bizim çocuklarımız da yapar, hem de çok iyi yapar. Ama biz onların önüne ne koyarsak, onlar da onunla büyür.

Eğer biz çocuklara sorgulamayı değil de hazır şeyleri sunarsak, o çocuk da sorgulamadan kabul etmeyi öğrenir.

Kimsenin inancı sorgulanmaz, evet. Ama kimsenin inancı da okulda merkeze konulmamalı.

Çünkü okul tarafsız olmak zorunda.

Çocuk kendini rahat hissetmeli. “Ben farklıyım” diye düşünmemeli. Kimse kendini dışarıda hissetmemeli.

Kısacası mesele şu:

İnanç kişisel bir şeydir.

Okul ise ortak alan.

Bırakalım çocuklar büyüsün, okusun, düşünsün… Sonra neye inanacaklarına kendileri karar versin.

Asıl özgürlük de bu zaten.