Yazılarımda çoğu zaman biz gazetecilerin yaşadığı sorunlardan söz ediyorum. Gazetecilik, hayalini kurarak adım attığımız, “bir gün ben de gerçeğin peşinden gideceğim” diyerek sarıldığımız o meslek; bir yanıyla onurlu, bir yanıyla ağır bir yük.

Evet, gazetecilik güzel meslek. Ama sadece dışarıdan bakıldığında.

Sahanın tozunu yutmayan, gece yarısı habere gitmeyen, ay sonunu nasıl getireceğini hesaplamayan biri için güzel. “Ne kadar keyifli işiniz var” diyenler, çoğu zaman o işin görünmeyen kısmını bilmiyor. Oysa biz, hayalimiz olan mesleği yaparken ekonomik şartların altında eziliyoruz. Kendimizi parçalasak da, elimizden gelenin fazlasını yapsak da imkânlar sınırlı. Maaşlar yetersiz, güvenceler tartışmalı, yarın ne olacağı belirsiz.

Daha da ağır olanı şu: Bu ülkede gazetecilerin tutuklandığı, ifade özgürlüğünü kullanırken iki kez düşündüğü bir dönemden geçiyoruz. Haber yapmak cesaret istiyor artık. Soru sormak risk. Gerçeği yazmak, bazen bedel ödemeyi göze almak demek.

Peki ne olacak halimiz?

Medya patronları ne yapacak? Gazetecilerin emeği gerçekten karşılığını buluyor mu? Haberin yükünü omuzlayan, sokakta koşturan, baskıyı hisseden muhabirin hakkı teslim ediliyor mu? Yoksa bu meslek, birkaç kişinin vitrini; çoğumuz için ise bitmeyen bir mücadele alanı mı?

Belki şimdi biri çıkıp diyecek ki: “Hangi meslek istediğini elde edebiliyor?” Haklılık payı var. Öğretmen mutsuz, işçi yorgun, memur geçim derdinde, gençler umutsuz. Kime sorsak iyi değil. Kime sorsak yarınından kaygılı.

Hiçbirimiz tam anlamıyla iyi değiliz.

Ama o zaman soruyu büyütelim: İyi olan kim?

Ekonomik kriz herkesin kapısını çalmışken, ifade özgürlüğü tartışma konusuyken, emek değersizleşmişken… Gerçekten kim iyi? Sadece susanlar mı? Görmezden gelenler mi? Yoksa bu düzenin kaymağını yiyen dar bir kesim mi?

Gazetecilik, gerçeği yazma mesleğidir. Belki de bu yüzden yoksulluğu da, adaletsizliği de, kendi mesleğimizdeki eşitsizliği de yazmadan duramıyoruz. Çünkü biz susarsak, kim konuşacak?

Belki bugün zor bir dönemden geçiyoruz. Belki emeğimizin karşılığını alamıyoruz. Ama yine de şunu biliyorum: Bu meslek, hak ettiği değeri görmese de, gerçeğin peşinden gitmeye devam edenler olduğu sürece ayakta kalacak.

Ve biz, her şeye rağmen yazmaya devam edeceğiz.

Çünkü başka türlü iyi olmayacağız.