Rakamlar konuşur, sayfalar kapanır, bir dönemin yükü omuzlardan iner.
Kimi sevinir, kimi susar, kimi de “daha iyisi olabilirdi” diye içinden geçirir.
Oysa karne, ne bir çocuğun kimliğidir ne de geleceğinin hükmü.
Karne, yalnızca geride kalan zamanın fotoğrafıdır.
Asıl mesele, o fotoğraftan sonra hangi yöne bakılacağıdır.
Yarıyıl tatili bu yüzden önemlidir. Çünkü bu tatil, derslerden uzaklaşma değil; eğitimin görünmeyen ama en derin tarafıyla yüzleşme zamanıdır.
Eğitim yalnızca sınıfta, sırada, tahtanın karşısında gerçekleşmez. Eğitim; insan durduğunda, düşündüğünde, okuduğunda, ürettiğinde ve sorumluluk aldığında da devam eder.
Bugün adını saygıyla andığımız Türk bilim insanlarının hayatları, bu gerçeği bilimsel bir disiplinle doğrular.
Aziz SANCAR’ın başarısının temelinde, rastlantı değil; bilimsel disiplin vardır. Gençlik yıllarında tatilleri dahi planlı geçirmiş, düzenli tekrar ve okuma alışkanlığını hayatının merkezine koymuştur.
DNA onarımı üzerine yaptığı Nobel Ödüllü çalışmaları, yıllar süren sabırlı laboratuvar emeğinin ürünüdür.
Sancar’ın sıkça vurguladığı gibi, bilim; ilhamdan önce istikrar ve emek ister.
Tatiller, onun için çalışmayı bırakmak değil; bilgiyi sindirmek ve zihni berraklaştırmak anlamına gelmiştir.
Cahit ARF, bilimi yalnızca sonuçlara odaklanan bir alan olarak görmezdi.
Onun için esas olan, düşünme süreciydi. Tatillerde zor matematik problemlerini tekrar tekrar ele alır, çözüme hemen ulaşamasa bile vazgeçmezdi.
“Bir problemi anlamak, çözümden daha değerlidir” düşüncesi, onu Arf,
İnvariantı gibi dünya literatürüne geçen çalışmalara götürdü.
Bu yaklaşım, gençler için önemli bir ders verir: Bilim, hızla değil; derinlikle ilerler.
Oktay SİNANOĞLU ise bilimi çok boyutlu bir zihinsel faaliyet olarak ele almıştır.
Kimya alanındaki akademik çalışmaları kadar, dili ve düşünceyi önemsemesiyle de öne çıkar.
Tatillerini yalnızca formüllerle değil; edebiyat, tarih ve felsefeyle beslemiştir. Çünkü bilimsel üretimin, ancak kültürle desteklenen bir zihinle kalıcı olacağına inanırdı. Onun genç yaşta profesörlüğe uzanan yolu, çok yönlü bir zihinsel hazırlığın sonucudur.
Bu örnekler bize şunu gösterir: Bilim insanı olmak, yalnızca ders çalışmakla değil; zamanı bilinçli kullanmakla mümkündür.
Yarıyıl tatilinde dinlenmek, bilimin de eğitimin de vazgeçilmez bir parçasıdır.
Dinlenmeyen zihin, analiz edemez; düşünen beyin, yorgunlukla üretkenliğini kaybeder. Uyku düzenini toparlamak, acele etmeden güne başlamak, zihni sadeleştirmek; bilimsel düşüncenin ön koşuludur.
Kitap okumak, bilimsel merakın kapısını aralar. Ders dışı okumalar, farklı disiplinler arasında bağ kurmayı sağlar.
Bugün bilim dünyasında değer gören pek çok keşif, farklı alanlardan beslenen zihinlerin ürünüdür.
Tatiller aynı zamanda el ve becerilerin geliştiği dönemlerdir.
Deneme-yanılma, üretme ve uygulama; teorik bilginin hayata geçmesini sağlar. Bilim de tam olarak burada başlar: Yaparak, deneyerek ve sabırla.
Anneye ve babaya evde ya da işte yardımcı olmak ise çoğu zaman göz ardı edilen bir eğitim alanıdır.
Oysa sorumluluk alan birey, planlama yapmayı, zamanı yönetmeyi ve emek vermeyi öğrenir.
Bilimsel çalışmanın temelinde de bu ahlak vardır.
Yarıyıl tatili;
dinlenerek bedenin,
okuyarak zihnin,
üreterek becerinin,
yardım ederek ahlakın
eğitildiği zamandır.
Kısacası yarıyıl tatilinde yapılan her doğru tercih, eğitimin merkezindedir.
Çünkü insan, en kalıcı dersleri çoğu zaman okulda değil; hayatın içinde öğrenir.
Karne ne söylerse söylesin…
Tatilde kazanılan alışkanlıklar, yalnızca yeni dönemi değil, bazen bir ömrün yönünü belirler.
Ve unutulmamalıdır:
Doğru değerlendirilen tatiller, geleceğe atılan en sessiz ama en sağlam adımlardır.
Selam ve muhabbetle...