Neredeyse bir ay önce yaşananlar ne çabuk gündemden düştü, değil mi? Türkiye’de gündem o kadar vahşi bir hızla akıyor ki, biz "köşe yazısı müezzinleri" daha bir olayın selasını vermeden, saatler içinde başka bir cenaze kalkıyor. Bir gün savaşın eşiğindeyiz, ertesi sabah bir operasyon haberiyle uyanıyoruz. Biz son dakika gelişmelerini yorumlamaya yetişelim derken, hayat bizi her seferinde ofsaytta bırakıyor.
Ama dilerseniz, şu toz duman arasından sıyrılıp, sadece bir ay önce gündemimizi meşgul eden ama o gürültüde hakkıyla tartışamadığımız o "rozet değiştirme" tiyatrosuna geri dönelim. Savaş atmosferinden, o büyük stratejik analizlerden biraz uzaklaşalım ve asıl meselemize, yani içimizdeki o ahlaki aşınmaya bakalım.
Çünkü bu bir siyaset tarzı değil; bu düpedüz bir ahlak çöküşüdür.
Bir süredir tanıdık bir senaryoyu izliyoruz. Önce CHP’den seçiliyorsun, koltuğa oturuyorsun; ardından birkaç ay geçiyor ve bir sabah kalkıyoruz ki rozet değişmiş. Yeni adres AK Parti, yeni selam Recep Tayyip Erdoğan. Peki ya o koltuğa oturmanı sağlayan seçmen? Umursayan yok.
Burada CHP yönetimine de bir çift lafımız var. Çıkıp “Baskı gördüler, şantaj yapıldı” diyerek işin içinden sıyrılamazsınız. Bu insanları aday yaparken neredeydiniz? Eğer bu kişiler tehdit edilince hemen saf değiştirecek kadar "ince" bir omurgaya sahipse, siz bunu araştırmadınız mı? Siyasi secerelerine bakmadınız mı? Yok eğer “Bilmiyorduk” diyorsanız, bu sizin aday belirleme sisteminizin ne kadar çürük olduğunu tesciller.
Bu geçişlerin arkasında yalnızca iki mantıklı senaryo olabilir: Ya bu insanlar zaten böyleydi ve siz onları bile bile vitrine koydunuz; ya da bu insanlar seçildikten sonra o koltuğun ağırlığı altında ahlaki bir erozyona uğradılar. Her iki ihtimal de seçmen açısından tam bir felaket. CHP seçmeni sandığa giderken rantçıdan, siyasi tüccardan kurtulacağını sanıyordu; meğer sadece tabelanın rengi değişmiş.
AK Parti cephesi de bu durumu bir “katılım” gibi sunarak masum rolü oynamasın. Bu bir ideolojik birliktelik değil, bu bir yerel yönetim avıdır, bir transfer operasyonudur. Ortada ortak bir değer yok, sadece güç ve iktidarın sunduğu sığınak var.
En acısı da ne biliyor musunuz? Artık kimse şaşırmıyor. Bir belediye başkanı parti değiştirince “E, siyaset böyle bir şey” deyip geçiyoruz. Hayır, bu siyaset değil. Bu karakter meselesidir. Bir insan seçmene verdiği sözü bu kadar kolay çöpe atabiliyorsa, problem sistemden önce o insanın kendisindedir.
Türkiye’de siyaset giderek etikten kopuyor. Partiler ahlakı değil, kazanma ihtimalini ölçüyor. Siyasetçiler seçmene değil, güç merkezine bakıyor. Ve sonra hep bir ağızdan soruyoruz: “Bu ülke neden düzelmiyor?”
Çünkü omurgasızlık prim yapıyor, ilkesizlik kariyer basamağına dönüşüyor. Koltuk, vicdandan daha değerli hale geldiğinde işte bu tabloyla karşılaşıyoruz.
Buna siyaset demeyin. Bu, organize bir ahlaki çöküştür.