Ankara Güvenpark’ta “Aynı siperde vurulduk ama rütbemiz yok diye unutulduk” diyen er gazileri, LÖSEV’in kanseri yenen gençleri ve aileleri ziyaret etti. İki farklı cephede, iki farklı amansız mücadeleyi verenlerin buluşması bir gerçeği haykırdı. Biri vatanı korudu, diğeri hayata tutundu. Artık ikisi için de adalet ve vefa zamanı.

Bazı buluşmalar vardır; konuşulan cümlelerden çok, tutulan eller ve sessizlikler anlatır hakikati. Çünkü o sessizlikte gözyaşı, umut, fedakarlık ve yeniden hayata tutunmanın ortak hikayesi saklıdır. Ankara Güvenpark’ta haftalardır özlük hakları, belirsizleşen statüleri ve vefa talepleri için seslerini duyurmaya çalışan er gazilerimizin eylem alanında tam da böyle bir mucize yaşandı. Hastanelerin soğuk koridorlarında, kemoterapilerin, ilik nakillerinin, iğnelerin gölgesinde amansız bir savaş veren LÖSEV’in genç ve minik savaşçıları, dağlarda mermiye göğsünü siper eden er gazi abilerini ziyarete geldi.

Whatsapp Image 2026 07 31 At 14.19.57 (1)

Gerçek kahramanlık bazen bir dağ siperinde, bazen de bir hastane odasında yazılır. Lösemiyle mücadele eden çocuklar iyi bilir. Bazı savaşlar silahla verilmez. Bazen en büyük savaş, küçücük bir bedenin damarlarında başlar. Dökülen saçlar, özlenen okul sıraları, yarım kalan oyunlar... Ve sonra bir gün umut kazanır, hayat yeniden başlar.

Güvenpark’ta farklı cephelerde savaşmış ama aynı ruha sahip kahramanlar kucaklaştı.
Programda LÖSEV Gençlik adına konuşan Dilara Altan’ın şu sözleri, salonda ve parkta bulunan herkesin boğazına bir düğüm gibi oturdu:
“Sizler dağlarda teröre karşı mücadele verdiniz, bizler hastane odalarında lösemiye karşı... Cephelerimiz farklıydı ama cesaretimiz ve korkusuzluğumuz aynıydı. Sizler vatanı korudunuz, bizler hayata tutunduk. Bugün aynı umudun çocuklarıyız, sizler bizim can kahramanlarımızsınız.”

Whatsapp Image 2026 07 31 At 15.24.44

Bu paylaşım hayatın bize öğrettiği en büyük gerçeği özetliyordu. İnsanları birbirine yakınlaştıran şey sadece aynı acıyı çekmeleri değil; aynı umuda sarılmalarıdır.

Whatsapp Image 2026 07 31 At 14.19.57 (2)

Düşünün... İki asker. Aynı dağda, aynı çatışma bölgesinde, aynı teröristin kurşunuyla aynı dakikada vuruluyor. Bedenlerinde taşıdıkları fiziksel ve ruhsal kayıp birebir aynı. Fakat insanı yaşatması gereken mevzuat konuşmaya başladığında adalet susuyor. Rütbeli personelin özlük hakları ve emsal katsayıları zamanla albaylık kademesine kadar yükselmeye devam ederken; vatan borcunu ödemeye gelmiş er gazi, ömrünün sonuna kadar en alt katsayıya mahkum ediliyor. En alt derecedeki bir er gazinin 34 bin lira ile yaşam mücadelesi verdiği bir tabloda, ödenen bedelin büyüklüğü bürokratik cetvellerle ölçülmeye çalışılıyor.

Vatani görevini Milli Savunma Bakanlığı bünyesinde yaparken gazi olan bir er, hak arayışına girdiğinde karşısında MSB’yi değil, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nı buluyor. Can verirken Türk Silahlı Kuvvetleri'nin evladı olanlar, hak verilirken sivil bir bakanlığın evrak klasörleri arasına sıkıştırılıyor.

Whatsapp Image 2026 07 31 At 14.19.57

Şehitliğin rütbesi yoksa, gaziliğin derecesi nasıl olabilir?

Bu feryat, soyut bir bürokrasi tartışması değildir. Şehit Aileleri ve Gaziler Derneği Genel Başkanı Erdem Çerçioğlu’nun şahsında; Emrullah Aktaş, Soner Sözcü, Ümit Tepe, Ataner Ersoy, Yunus Emre Uzun, Alparslan Tutaroğlu, Cemil Şenoğlu (1994, Bingöl Genç), Erdal Güven (1993, Şırnak Bestler Dereler Vadisi), Burak Müsürget (Tokat, EYP patlaması), Gökşen Gözcü (1995, Yüksekova Dağlıca), Mehmet Yücel (2008, Kuzey Irak Zap), Bayram Ünal (1994, Kars Kağızman) ve Selattin Derkan’ın (1995, Kuzey Irak)...

Bu isimler birer sayı veya dosya numarası değildir. Her biri vatanın bir köşesinde gözünü, uzvunu, gözünü, gençliğini ve sağlığını bırakmış somut kahramanlardır. Bugün Türkiye’de topu topu 5 bin 600 civarında er gazi kaldı. Ve ne yazık ki uygun olmayan protezler, yetersiz rehabilitasyon imkanları ve ötelenmişlik hissi yüzünden gencecik yaşta aramızdan sessizce eksiliyorlar.

Whatsapp Image 2026 07 31 At 14.19.56 (1)

Madalya göğüste gururla taşınır. Ancak mutfaktaki ekonomik gerçekler, o madalyanın pırıltısıyla veya yetersiz kalmış maaş bordrolarıyla örtülemiyor. Hiçbir rakam; geceleri dinmeyen protez vurmalarını, amputasyon sonrası yaşanan hayalet uzuv sancılarını, çocukların babalarına bakarken gözlerinde biriken sessiz soruları ve eşlerin omuzladığı görünmez bakım yükünü hesaplayamaz.

İşte Güvenpark’a gelip abilerine sarılan o LÖSEV’li çocukların bakışlarındaki ışık, tam da bu karanlığı geri çekmek içindi. LÖSEV yalnızca bir hastalıkla mücadele etmiyor; yıllardır topluma dayanışmayı, bir ünite kanın, uzatılan bir elin ve samimi bir tebessümün insan ömrünü nasıl değiştirebileceğini öğretiyor. Bir mum başka bir mumu yakarken ışığından hiçbir şey kaybetmez; aksine etrafındaki karanlık azalır.

Kanseri yenen o genç savaşçılar da kendi ışıklarını gazilere taşıdı. Yıllardır binlerce çocuğa yaşam umudu olan LÖSEV çatısı altında büyüyen o yürekler, vatanı savunan gazi abilerine en büyük ilacı verdi.

Ankara Güvenpark’ta toplanan gazilerimiz yüksek sesle bağırmıyor. Sadece diyorlar ki: “Yanımıza gelip bir teşekkür etmeniz bile bizim için çok değerli.”

Whatsapp Image 2026 07 31 At 14.19.56

LÖSEV’in evlatları o teşekkür borcunu ödedi. Bir bağışla, bir kan ünitesiyle veya bir tebessümle hayat kurtarmanın ne demek olduğunu en iyi onlar bildiği için, bu kez vatanı yaşatan kahramanların elinden tuttular. Şimdi sıra devlette ve bu toplumun vicdanındadır.

SONSÖZ

Ateş gerçekten düştüğü yeri yakar; ama o ateşin külü, soğumadan bütün bir ülkenin vicdanına ve adalet anlayışına oturur.
Kanseri yenen o minik yüreklerin gazi abilerine uzattığı masum eller, bu topluma unutulmaya yüz tutmuş en büyük dersi verdi. İnsan yalnızca yaşadığı kadar değil, yaşattığı ve vefa gösterdiği kadar iz bırakır. Devlet, büyüklüğünü sınır boylarındaki askeri gücüyle olduğu kadar; o sınırları korurken canını, gözünü, uzvunu ve gençliğini siper eden evlatlarına gösterdiği adaletle ispat eder.

Yarın tarih bu dönemi süslü nutuklarla değil, şu yakıcı ve yalın soruyla kaydedecektir:
Aynı dağda, aynı siperde, aynı teröristin kurşunuyla gazi olan iki askerden biri, sırf omzunda apolet yoktu diye neden daha az vefa ve daha az adalet gördü?