Sevgili Okur,
Nihayet Ankara’ya sıcak havalar geldi. Sıcak havaların eşliğinde, diğer kuş cıvıltılarını susturan karganın eşliğinde yazı nereye gidecek, birlikte bakacağız.
Yine okuduğum bir kitaptan not iliştirmişim:
Herakleitos, “Kimse aynı nehirden iki kez geçmez.” demiş.
Ne güzel de demiş.
Bu sözü zihnimizin, gerektiğinde hemen ulaşabileceğimiz bir köşesine bırakalım ve dün yaşadığım bir olayı anlatayım.
Sektörde uzun senelerdir tanıdığım birinin, farklı bir sektörde uzun yıllar çalışmış başka bir tanıdığımla ortak şirket kurduğunu LinkedIn’de gördüm. Tebrik etmek için aradım.
Bu arayış aslında geçmişten onun çalışma şeklini bildiğim için finans ve muhasebe yörüngesinde ilerledi.
“Sen zaten teklif hazırlamayı da iş almayı da biliyorsun. Senelerdir proje satış bölümündeydin. O iş senin adına kolay tarafı. Şimdi ilk işin ciddi şekilde muhasebe eğitimi almak olsun. Mahrem muhasebeni kendin tut. Finansal okuryazarlığı kendin kazan.” dedim.
“Ben neden onlarla uğraşayım? Ortağım şu abi zaten onları halleder.” dedi.
“Şu” abinin adını bilerek vermedim.
Ben de:
“Bunlar yatırım tavsiyesi değildir.” dedim.
Gülüştük.
Telefon kapandı.
Sonra düşündüm.
O, Herakleitos’un nehrine henüz girmemişti.
Yeni bir şirket kurmuştu.
Kartvizitine “Genel Müdür” yazmıştı.
Belki de daha öğrenmesi gereken nehrin varlığından bile haberi yoktu.
Sonra kendi kendime,
“Sana mı kaldı tavsiye bile istemeyen birine tavsiye vermek?” dedim.
Lucem non videmus, sed per lucem omnia videmus.
Yani:
“Işığı görmeyiz; ışık sayesinde her şeyi görürüz.”
Kant’ın bu düşüncesini hatırladım.
“O da ışığı görecek elbette.” dedim.
Tavan lambası birkaç gündür bir yanıp bir sönen ofisimde kendi işime döndüm.
Geçen gün Alper Can Bulçum’un Otelci kitabını da bitirdim. Bazı bölümleri bana fazlasıyla Pollyanna kokuları verdi ama yine de okunmaya değer buldum.
Kitapta dikkatimi çeken yerlerden biri şuydu:
Dubai’de genel müdürlük yaptıktan sonra Türkiye’de açılacak büyük bir lüks otelin genel müdürlüğüne transfer oluyor. Ortada henüz otel bile yok.
Şantiye var.
“Bir uzun masa, bir ısıtıcı… İşe öyle başladım.” diyor.
İş bitip otel açıldıktan sonra, lobide otel sahipleriyle birlikte kahvesini içerken geriye dönüp ilk günkü şantiyeyi hatırlıyor.
İşte bu yüzden o telefon konuşmasını yazdım.
Çünkü başarı çoğu zaman vitrine konulan tabelada değil, kimsenin görmek istemediği temelde başlıyor.
Temel bazen muhasebe oluyor, bazen finans; bazen de insanın “Ben bunu bilmiyorum.” diyebilme cesareti.
Belki de Herakleitos’un nehrine ikinci kez giremeyiz.
Ama öğrenmeye direnen insan, aynı nehrin kenarında yıllarca dolaşır; suyun değiştiğini ise hiç fark etmez.
Sağlıcakla.