Girne Limanı’ndan Taşucu’na gitmek üzere hareket eden Filo Denizcilik’e ait yolcu gemisi, seferin başlamasından kısa süre sonra su alarak alabora oldu.
267 kişinin bulunduğu gemide çok sayıda kişi kurtarılırken, can kayıpları yaşandı ve bazı yolcular için arama-kurtarma çalışmaları yürütüldü. Türk ekiplerinin de katıldığı çalışmalar, geminin yaklaşık 500 metre derinlikteki enkazına ulaşılmasıyla devam etti.
Kazanın kesin nedeni ise henüz soruşturma aşamasında. Geminin denize elverişlilik belgesinin bulunduğu belirtilirken, yolcuların ve görgü tanıklarının anlattıkları da kazanın nasıl meydana geldiğine ilişkin soru işaretlerini artırdı.
Bir felaket daha, aynı sorular yine gündemde
Girne'deki facianın ardından yalnızca geminin neden battığı değil, “Daha önce fark edilebilecek bir risk var mıydı?”, “Denetimler yeterli miydi?” ve “Sorumluluk kimde?” soruları da gündeme geliyor.
Çünkü Türkiye ve yakın coğrafyada yaşanan büyük felaketlerin ardından toplumun hafızasında benzer sorular tekrar tekrar yer ediyor.
Kartalkaya… Çorlu… Depremler…
Her birinin koşulları farklı. Ancak ortak tartışma başlıklarından biri aynı: Denetim, tedbir, sorumluluk ve hesap verme.
Kartalkaya: Yangından sonra ortaya çıkan sorular
Bolu Kartalkaya'daki Grand Kartal Otel yangını, Türkiye'nin hafızasında en ağır otel yangını facialarından biri olarak yer aldı.
Yangının ardından güvenlik önlemleri, yangın sistemi, denetimler ve işletmenin sorumluluğu uzun süre tartışıldı.
Facianın ardından kamuoyunda oluşan tepki, yalnızca “Yangın neden çıktı?” sorusuyla sınırlı kalmadı.
Asıl soru şuydu:
Yangın çıkmadan önce riskler neden ortadan kaldırılmadı?
Çorlu: 25 can ve yıllardır süren adalet arayışı
8 Temmuz 2018'de Çorlu'da meydana gelen tren faciasında 7'si çocuk 25 kişi hayatını kaybetti, 300'den fazla kişi yaralandı. Kazanın üzerinden 8 yıl geçmesine rağmen facia, denetim ve sorumluluk tartışmalarının simgelerinden biri olmaya devam ediyor.
Çorlu'da da tartışmanın merkezinde yalnızca kazanın kendisi değil, altyapının denetlenmesi, gerekli önlemlerin alınması ve sorumluların hesap vermesi vardı.
Yıllar sonra bile ailelerin adalet mücadelesinin devam etmesi, “Bir daha yaşanmasın” sözünün tek başına yeterli olmadığını gösteriyor.
Depremler: Doğal afet mi, ihmal mi?
Deprem Türkiye'nin gerçeği.
Ancak depremin kendisi önlenemese de depremin felakete dönüşmesinin önlenebilir olup olmadığı yıllardır tartışılıyor.
Yapı güvenliği, zemin etütleri, yapı denetimi, imar kararları ve kaçak yapılaşma gibi başlıklar her büyük depremin ardından yeniden gündeme geliyor.
Yani sorun yalnızca doğanın gücü değil.
İnsanların aldığı ya da almadığı önlemler de can kaybının boyutunu belirliyor.
“Kader” demek sorumluluğu ortadan kaldırır mı?
Bir geminin batması, bir trenin raydan çıkması, bir otelin yanması ya da bir binanın depremde yıkılması…
Hepsinin teknik nedenleri farklı olabilir.
Ancak her olaydan sonra aynı sorunun sorulması gerekiyor:
“Bu olay önlenebilir miydi?”
Eğer cevap “evet” ise, mesele artık yalnızca bir kaza değildir.
O noktada denetim mekanizmasının çalışıp çalışmadığı, ihmallerin bulunup bulunmadığı ve sorumluların hesap verip vermediği sorgulanmalıdır.
Asıl mesele felaket değil, felaketten önce ne yapıldığı
Türkiye'nin en büyük sorunlarından biri, felaketlerden sonra harekete geçmek değil; felaket yaşanmadan önce harekete geçebilmek.
Bir yangından sonra yangın merdivenlerini konuşmak…
Bir tren kazasından sonra altyapıyı incelemek…
Bir depremden sonra binaların dayanıklılığını sorgulamak…
Bir gemi battıktan sonra deniz güvenliğini tartışmak…
Bunların hiçbiri hayatını kaybedenleri geri getirmiyor.
Asıl başarı, felaket yaşanmadan önce tehlikeyi görmek.
Türkiye'nin artık “neden oldu?”dan önce “neden önlenmedi?” diye sorması gerekiyor
Girne açıklarındaki gemi faciasının kesin nedenini soruşturma ortaya çıkaracak.
Ancak bu facia, Türkiye'nin yıllardır yaşadığı daha büyük bir tartışmayı yeniden önümüze koyuyor:
Denetim gerçekten yapılıyor mu?
Riskler gerçekten ortadan kaldırılıyor mu?
Kurallar kâğıt üzerinde mi kalıyor?
Ve en önemlisi:
Bir sonraki facianın ardından yine “Neden önlenemedi?” diye sormak zorunda kalacak mıyız?
Çünkü artık mesele yalnızca “ihmal var mı?” sorusu değil.
Mesele, ihmal varsa neden bunun bedelinin insanlar hayatını kaybettikten sonra ödenmesi gerektiği.




