Konuşmalardan sonra, Aysel Çiçek’in ve Çit Köyü Kadınlar Korosundan bir vokalistin birkaç tane daha türkü söylemesinin ardından, ben yanımda götürdüğüm az sayıda da olsa kitaplarımı önce orada “hazırlıklarda emeği olan” kadınlarımızdan başlayarak imzaladım.

Daha sonra Çit köyünü dolaşmak ve Enver Gökçe’nin yaşadığı evi görmek için çıktık. Enver Gökçe’nin yaşadığı eve vardığımızda, yaşadığımız bütün güzelliklerin üzerine bir karabulut çökmüş gibiydi. Sanki o iki katlı toprak ev başıma yıkılacaktı. Hatıllardan ayrılmış üzeri çamurla sıvalı kerpiç duvarlar, köylüler tarafından depo olarak kullanılan ahır ve samanlık bölümleri. Üst kata çıkan ahşap merdivenin harabe hali, muhtemelen salon olarak kullanılan odadaki, küçük ahşap dolap ve gardırop olarak kullanılan gömme ahşap büyük dolap, tahta sedir, içeriye ışık alan camsız ancak parmaklıklı pencereler beynime ve yüreğime bir hançer gibi saplandı. Duvarların üzerimize devrilme ihtimali korkusuyla odadan odaya geçerken, bizi çığlıklarıyla karşılayan yarasalar, adeta “Enver Gökçe öldü, buralar sahipsiz, bize kaldı” diyorlardı.

Yarasalar çığlık atarken, ben sustum, dilim damağım kurudu, çevremde insanlar olmasa hıçkıra hıçkıra ağlayacaktım. Neden gözyaşlarımı içime akıttım, ağlamadım ki? Bu da benim utangaçlığım, korkaklığım, ayıbım olsun.

Enver abi

Evindeyiz

Gündüz gözüne

Yılan olmuş tıslıyorlar

Duvardan duvara

Kokuşmuş düzen gibi

Zifiri karanlığa batmış yarasalar

Ey büyük şair

Yaşadıklarını yaşamadan

Ve kınına düşman

Hangi hançer anlar seni

Belki de

Sesleniyorsun bir yerlerden

Kim bilir!

Kahroluyorsun kederden

Ben ülkem için bedel ödedim

Can verdim

Bu muydu?

Bana reva görülen

Adım attıkça başımıza öğünüyor

Tavandaki merteklerin arasından çürümüş toprak

Dizelerinden çıkıp geliyorsun usuma

Dememiş miydim sana ey halk

Üretmezsen emek verip

Mezopotamya’da olsa

Çorak olur

Ayağını bastığın toprak

Devamı haftaya…