Geçtiğimiz haftalarda, “Bundan sonra ülkemizde seçimler yapılmayacak,” şeklinde bir karar açıklayan Güney Amerika Kıtası’ndaki Nikaragua’nın 80 yaşına gelmiş Devlet Başkanı Ortega gibi, Ak Partili Cumhurbaşkanı Erdoğan da çıksa, “Bugünden sonra artık seçimlere gerek yok,” dese, itiraz edebilecek bir siyasal muhalefet kaldı mı?..

Siyasette her dara düştüğünde ortaya yeni bir proje süren ve bu yolla toplumsal kesimleri rahatlıkla konsolide ederek 24 yıldan beri devletimizi tek başına yöneten Ak Partili Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Terörsüz Türkiye” sürecinde de beklenenden daha üstün bir başarı gösterdi ve dördüncü kez aday olmaya hazırlandığı en zorlu seçimi de her yönüyle garanti altına aldı.

10 Ağustos 1920, Sevr Antlaşması’nın yıldönümü, yani dağılan Osmanlı İmparatorluğu’nun Anadolu’ya kadar sıkışmış son topraklarının da, işgalci güçler tarafından paylaşılmak istendiği tarih... İki yıldan beri devam eden ‘Terörsüz Türkiye Süreci’nde hazırlanan Çerçeve Yasa, geleneksel olarak Salı günleri açılan TBMM Genel Kurulu’na, Sevr’e nazire yaparcasına 10 Ağustos 2026 Pazartesi günü getirildi. PKK ile varılan anlaşmalar sonucu hazırlanan, ‘Çerçeve Yasa’ tasarısı, TBMM’nin Genel Kurulu’nda, iktidar ve muhalefet partilerinden 467 milletvekilinin ezici çoğunluğu ile kabul edildi.

Sürece tek başına tamamen kapılarını kapatan İYİ Parti dışındaki tüm siyasal parti liderlerine ve sözcülerine, en başta da ana muhalefet Yeni Parti’nin lideri Özgür Özel’e sormak gerekiyor:

2002 yılında iktidara gelen ve ilk olarak, “Türkiye’nin bir Kürt meselesi vardır, bu meseleyi de çözeceğiz” diyen Ak Parti kurucu lideri Erdoğan, o günden sonra kaç kez Kürt meselesini gündeme getirdi? 2009’larda PKK ile Oslo’da ve İmralı’da başlatılan görüşmeler sırasında, “Analar ağlamasın, gözyaşları dinsin, barış süreci başlatıyoruz, Kürt açılımı, Alevi açılımı, Ermeni açılımı, Roman açılımı yapıyoruz...” dedikleri günlerden bu yana siyasette neler yaşandı, hatırlıyor musunuz?.. Aynı sıralarda başlatılan “Ergenokon, Balyoz, Ayışığı, Yakamoz...” gibi operasyonlarla ülkenin her türlü iç ve dış tehdide, başta da terörle mücadelesine karşı en büyük güvencesi olan Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ne hale getirildiğini unuttunuz mu?..

7 Haziran 2015 seçimlerine gidilirken, tüm iktidar yanlısı gazete ve televizyonlarda, “Ya istikrar ya kaos” manşetlerinin atıldığı süreçte Kürt oylarının büyük oranda Selahattin Demirtaş’ın genel başkanı olduğu HDP’ne kayması üzerine PKK ile yeniden ve daha şiddetli bir silahlı mücadeleye girişildiğini, Ülkemizin dört bir yanında başta Ankara Gar patlamaları olmak üzere yaşanan saldırılarda yüzlerce insanımızın can verdiğini bir çoğunun yaralandığını, 1 Kasım 2015’te yenilenen seçimlerde Ak Parti’nin yeniden oy patlaması yaptığını hatırlamıyor musunuz?

Devamında başlatılan Hendek çatışmalarında çok sayıda şehit verdiğimizi, PKK’yi nefes alamaz hale getirdikten sonra yaşanan 15 Temmuz 2016’daki Fetö’cü darbe girişimini, arkasından 2017 yılında Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi ile tek adam rejimine geçişimizi, sonraki süreçte sıkıştıkça bir süre, “Fetöcü terör örgütü”nün gündeme getirildiğini nasıl unutursunuz?..

Kurtuluş Savaşı’nı tamamlayıp Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kuran Gazi Mustafa Kemal Atatürk, “Kralımız ol, Sultanımız ol, Padişahımız ol” diyenlere, “Elbet benim naçiz vücudum bir gün toprak alacaktır, ancak Türk Devleti ilelebet yaşayacaktır,” diye yanıt vermiş ve “Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir.” sözleriyle noktalamıştı.

Ak Partili Cumhurbaşkanı Erdoğan ise, zaman oldu, “Ben gidersem bu devlet yıkılır” dedi, arada bir “Kurtuluş Savaşı’ndan daha büyük bir savaş veriyoruz” diye korku saldı. 2024 Yerel seçimlerinde büyük oy kaybına uğrayınca muhalefet partilerine ve yerel yönetimlere akla hayale gelmez operasyonlar başlatıldı. Muhalif partilerin genel başkanları, sözcüleri, Belediye başkanları ve çalışanları, akademisyenler, gazeteciler sonu gelmeyen operasyonlarla cezaevlerine dolduruldu, ana muhalefet partisi CHP, bir yerel mahkemenin kararı ile Mutlak Butlan operasyonuna sürüklendi ve paramparça edildi.

Demokrasi tarihinin en usta siyasetçilerinden birisi olan Erdoğan, toplumsal kesimleri konsolide etmekte o kadar başarılı ki, her an her kesime yeni umutlar vadeden projeler üretebiliyor ve o kesimleri kolayca yanına çekiyor.

Terörsüz Türkiye süreci, aşama aşama 2028 seçimlerine kadar sürüklenebilir, üç ay kadar erkene alınacak seçimde Erdoğan dördüncü kez aday olabilir ve her seçim arefesinde olduğu gibi, “Beni daha güçlü şekilde iktidara taşıyın, Terörsüz Türkiye sürecini tamamlayalım, ülkemizi şahlandıralım” diyebilir, hakkı değil midir?

Bu arada Erdoğan’ın, Mekke’de Suudi Arabistan Veliahd Prensi Selman ile askeri iş birliği anlaşmaları imzaladığını öğreniyoruz, sanki koca Türkiye Cumuriyeti, Arabistan’ın üç-beş askerinin desteğine ihtiyacı olacakmış gibi... Bu da son derece önemli bir gelişme... Tabi ki, başka ne tür hesapların yapıldığını bilemiyoruz.

2009’larda Suudi Arabistan Kralı Abdullah, Bilal Erdoğan’ın Vakıfbank’taki hesabına 99 milyon küsür dolar göndermiş, gazete ve televizyonlarda bu haber, banka dekontu da gösterilerek günlerce tartışılmış, Erdoğan da “Kral Abdullah, Bilal’in başkanı olduğu İSEGEV’e yardım göndermiş, sağolsun” diye teşekkür etmişti. Nitekim 2015 yılında Kral Abdullah vefat edince Türkiye’de bir gün ulusal yas ilan edilmiş, Erdoğan da Suudi Arabistan’a giderek cenaze törenlerine katılmıştı. Sonrasında Suudi Arabistan ile başka gerilimler de yaşandı, ancak, pek de uzatılmadı.

Şimdi 85 milyonluk Devletimiz adına hiç kimsenin fikir ve düşüncesine gerek duymadan Suudi Arabistan’la askeri işbirliği anlaşması imzalayan Erdoğan’ın, bir taşla iki kuş vurduğunu görebilen siyasetçi var mıdır? Sık sık Ümmetin Birliği’nden söz eden, arada bir Ümmetin Lideri olduğu vurgulanan Erdoğan’ın, dindar ve kindar kesimleri kendi ekseninde daha da sıkı kenetleyeceğini; gerektiğinde Ortadoğu bataklığından eksik olmayan çatışma ve savaşlara el uzatıp, “Milli birlik ve beraberlik zamanıdır, seçim yapamayız?” diyebileceğini düşünebiliyor muyuz?

Ahh Özgür Özel ah!.. Sosyal medya yıkılıyor; “Toplumun büyük kesiminin tek umudu haline gelmiştin, iktidarın siyasal hesaplarına kurban ettin kendini de tüm umutları da...” diyorlar. Haksızlar mı?