Sadece Türkiye’de değil, Dünya’nın her karış toprağında, insana, hayvana ve doğaya-çevreye yönelik insan şiddetinin olmaması, çocukların kanlarının, annelerin gözyaşlarının akmaması için emek ve ömür verenlerin haykırışa varan çığlıklarını gerçekten duysalardı, insan gibi algılasalardı, silah üreten fabrikalar, satan devletler ve sözde iş insanları, kaçakçılar, tetiğe veya düğmeye basan katiller, kötüler, an itibariyle dururlardı.
Herkesin eksiksiz buluşabileceği tam demokrasi ve adalet ortamında katiller ve kötüler kolay kolay yetişmez. Yetişirse, o kötüleri, erkenden tanıyacak olan iyiler, suç işlenmeden tedavi edebilirler.
Türkiye ve Dünya’da, erken tanı koyarak “iyi”leştirilmesi gerekenler de yaşıyor, çok sayıda
Keşke sadece yaşamakla kalsalar. Onlar aslında, taşı, toprağı, suyu ve havası ile bu güzelim yeryüzünü korku, kan, gözyaşı, duman ve alevler içinde görebildiğimiz cehennem haline getiriyorlar.
Güven ve adalet konusunda Dünya genelinde bir araştırma yapılsa, silahlı veya silahsız güçler dahil, her türlü yetki ile donatılmışlara, halkların güvenmediği, siyasetçiye “yalancı” gibi baktığı daha kolay görülür.
Dünya, uzun yıllar sonrasında, böyle bir araştırmaya gerek duyabilir.
Böyle bir araştırmanın çok olumsuz sonuçlarından yönetici, uzman ve yetkililerin ders alacakları konusunda kuşkuluyum.
Neden acaba kuşkularım?
Bugün aklımın ve deneyimlerimin verdiği güçle ve elbette bir dakikalık süre içinde yerin üstünü taradığımda, utanmanın, yalanın, hakaretin, tehdidin doruklara çıktığını, o yükseklerden hem yukarıları, hem aşağıları kirlettiğini görebiliyorum.
İşte böylesine bir çağda Türkiye, silahlı şiddetin son bulmasına giden yolda tarihsel bir fırsatı yakaladı.
“Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi” Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabul edildi. 467 milletvekilinin evet dediği, 87 kişinin hayır oyu kullandığı ve 7 kişinin çekimser kaldığı Yasa, tartışılmasına karşın, yeni kanların ve gözyaşlarının akmamasını isteyen büyük çoğunluk tarafından olumlu karşılandı.
Yasaya karşı olan veya kuşku duyanların sayısı da çok fazla.
Kuşku duyanlar, Hükümeti oluşturan Adalet ve Kalkınma Partisi ile kesin destekçisi Milliyetçi Hareket Partisi’ne güvenmediklerini belirtiyorlar.
Gerçekten, uzun sayılamayacak bir süre öncesinde, silahlı şiddet yapısının yöneticileri ve bazı siyasetçiler için idam isteyenlerin, hatta çok ağır ve kesin ifadeler kullananların söz, davranış ve karar değişikliklerine inanmak hiç kolay değil.
Çünkü, aldatılmak, aldatmak ve aldanmak, insan topluluklarında hiç de zor değil. Hatta hayvanlar arasında bile çok yaygın.
Şiddetsiz iletişimi, tam demokrasiyi, adaleti savunanlar, “Çerçeve Yasa” olarak adlandırılan ve “Terörsüz Türkiye” hedefinin temeli olmasına çalışılan bu belgede çok önemli bir eksikliğin bulunduğuna işaret ediyorlar. DEMOKRASİ…
Mezar taşları, köprüleri, parkları ve üst geçitleri şehit isimleri ile dolu olan Türkiye topraklarında, TBMM’de büyük uzlaşıya dayalı olsa bile, halkımıza, bundan sonra kan ve gözyaşı dökülmeyeceği güvencesini vermek hiç de kolay değil.
İktidarda, araştırmalara göre halkın çoğunluğunun desteğini yitirmiş görünen bir siyasal parti varken, güvensizliği güvene doğru yönlendirmek çok çok zor.
O nedenle, şu soruları sormak gerekiyor.
Adalet ve Kalkınma Partisi’nin TBMM Grup Başkan Vekili, hukukçu Abdullah Güler’in “Çerçeve Yasa” ile ilgili olarak “Terörsüz Türkiye, her anlamda terörsüz Türkiye modelidir” sözünden sonra, soru daha da gerekli hale geldi.
Her anlamda, bu modelde, demokrasi ve adalet nerede?
Toplumda konuşulan şu algıya ne diyecek AK PARTİ ve MHP’nin karar vericileri ve sözcüleri?
“Tweet…Gönderi atan içerde, kurşun atan dışarda…”
31 Mart 2024 tarihinde yapılan seçimleri Cumhuriyet Halk Partili olarak kazanan çok denecek sayıda belediye başkanı, arkadaşları, gazeteci, siyasetçi ve hukukçunun; sabahın alaca karanlığında evlerinden alınışlarını, tartışılmayacak kadar ağır koşullarda tutulmalarını, ifadelerinin alınması saatlerini, tutuksuz yargılanabilecekleri halde demir parmaklıkların ardında tutuklu bulundurulmaları, aile ve yakınlarının yaşadığı acıları, korkuları ve gözyaşlarını düşündünüz mü?
Kime bu soru diye sormaya bile gerek yok.
Çerçeve Yasayı ilk düşünenlere, ilk dillendirenlere, birlikte hareket edenlere, Yasa teklifini hazırlayanlara ve sonraki süreçlerde yer alanlaradır bu soru.
Sevgili Abdullah Güler, söyler misiniz, yazar mısınız, açıklar mısınız, evet veya hayır diyenlerin de, çekimser oy verenlerin de haklı olduğu “Çerçeve Yasanın” neresinde tam demokrasi, adalet, akıl, vicdan, yaşamak ve yaşatmak sevgisi, çocuk, kadın, anne, baba, eş ve genelinde insan hakları ?
Acaba bu Yasa, sizlerin de, bizlerin de göremediği bir yerlerde saklanarak, Türkiye Cumhuriyeti’nin laik, demokratik ve hukuk devleti niteliklerine son vermek, Orta Doğu’nun karanlığına alet etmek, hatta daha da ileri gidiyorum, Asya başta olmak üzere yerin üstünü yeni kan ve gözyaşları ile cehennem haline getirmek isteyenler için “kolaylaştırma” amacı haline getirilebilir mi, gelebilir mi?
Bu konudaki tartışmalar bitmeyecektir. İnsana yakışır şekilde eleştiriler ve öneriler elbette sürecektir. Bu eleştiri ve öneriler, Türkiye ve Dünya için olumlu karşılanmalıdır.
Elbette yaşadıkça ben de yazacağım, konuşacağım ve önerilerimi paylaşacağım.
Haydi, kan ve gözyaşının bitmesi, sevgi, güven, adalet, dostluk ve barışın yaşandığı Türkiye ve Dünya için her zaman ve her yerde, kadın-erkek birlikte, dayanışma içinde… Haydi…