Dünya’nın birçok yerinde silahın çok çeşidi, barut, kurşun, bomba ve diğerleri, kan döküyor, can alıyor, acı, korku, gözyaşı, açlık, yoksulluk üretiyor. Bunu insan yapıyor, bazı insanlar. Sonra da, gazeteci meslektaşlarım başlık atıyor, “Silahlar konuştu” şeklinde.
Büyük talihsizlik, insanların konuşmadığı, silahların konuşturulduğunun sanıldığı bir “Dünya” üstünde yaşamak. Vahşi kişilikte, göz göze konuşmak istek ve yeteneğinden yoksun, üstelik çoğunluğu halkların oyları ile seçilmiş “kötülerin” silahları konuşturduklarını, sorunları silahla çözebileceklerini sanmaları… Oy ve destek verenlerin neden olduğu büyük talihsizlik.
İşte o bazı insanların yine bir bölümü, yine bazı suçsuz insanları gökyüzünün görülemediği yerlerde, demir parmaklıkların ardında, ailelerinin, sevdiklerinin, Güneşin doğup battığı yerlerden uzak tutmaları.
Daha acısı ve düşündürücü olan ise şu.
Acı ve korku yaşatanlar, kan dökenler, ölüm saçanlar, genel olarak korku ve ölümle karşı karşıya kalanların da paylarının bulunduğu vergilerden ve diğer katkılardan toplanan parasal kaynakları, bütçeleri kullanıyorlar.
Bir önceki yazımda, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin TBMM Grup Başkanı ve Sivas Milletvekillerinden, hukukçu Abdullah Güler’in “Çerçeve Yasa” ile ilgili olarak “Terörsüz Türkiye, her anlamda terörsüz Türkiye modelidir” sözünü yorumlamış, Türk Dil Kurumu ve Dünya Sağlık Örgütünün terör ve şiddet tanımlamalarına değinmiştim.
Gerçekten, “Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi’nin” TBMM’de kabul edilmesi, çok acılar yaşamış ve yaşayan Türkiye toprakları için önemsenmelidir.
Bir önceki yazımda dile getirdiğim gibi “Aman dikkat…Çok soru işareti, kaygı ve güvensizlik var, çok” diyorum yeniden.
Kaygı, güvensizlik ve soru işaretlerinin büyüklüğüne ve yaygınlığına karşın, küçük bir sevgi ve dostluk tohumunun ormanlara dönüşebileceğine, yine küçük bir sevgi ve dostluk kıvılcımının her yeri aydınlatabileceğine ve ısıtabileceğine olan inancımı ve umudumu koruyorum.
İnancımı ve umudumu koruduğum şu saniyelerde ve dakikalarda, yerin üstünde, yasa dışı veya yasalara dayalı olarak bir çok silah fabrikasının çalıştığına, makineleri ve çalışan insanları görebildiğime, hatta farklı dillerdeki seslerini duyabildiğime inanıyorum.
Hatta, kaçakçıların silahları çeşitli araçlara yüklediklerini, taşıdıklarını, kanlı ellere teslim ettiklerini, depolara koyduklarını, dolarları aldıklarını, daha önceden sağladıkları silahlarla insan, hayvan ve doğa demeden ölüm saçtıklarını, canlıları yok etmeyi sürdürdüklerini de biliyorum, yaşananlara ve yaşatılanlara baktıkça.
Barış ve şiddetsiz bir Dünya hedefi ile kurulan Birleşmiş Milletler Örgütünün ve Avrupa Birliğinin varlığına karşın, bazı üyelerinin, savaşan ülkeler ve topluluklar başta olmak üzere Dünya’yı, hatta uzayı nasıl silahlandırdıkları açıkça biliniyor, çok yazık.
“Çerçeve Yasanın” ana hedef olarak belirlediği, resmen “Örgüt” diye tanımlanan, ancak benim bu konuda “Örgüt” tanımının kullanılmasına karşı olduğum “Silahlı Şiddet Yapısı”, yaklaşık 50 yılda kullandığı silahları hangi ülkelerden, hangi yöntemlerle sağlamış, mensupları kimler tarafından eğitilmiş, yetiştirilmiş olabilir?.
Para, araç, silah ve insan gücü desteği sağlamış bu ülkelerin kaç tanesi, Birleşmiş Milletler Örgütü, Avrupa Birliği, NATO veya dini simgeleyen kelimelerle anılan, tümünün sözleşmelerindeki hedefi savaş değil, barış olan örgütlerin üyesidir.
Böylesine karışık, kan ve gözyaşının sonlandırılmadığı bir Dünya üzerinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabul edilen “Çerçeve Yasa” özel bir değere sahiptir.
Gündeme getirenlere, önemsenecek düzeyde güven duyulmamasına karşın “Silahsız ve Şiddetsiz Türkiye ve Dünya” için“ kuşkular, sorular ve güvensizlik korunarak elden gelen tüm çabalar sürdürülmelidir.
Amatör ve Profesyonel futbol oynamış, kaçan gol fırsatlarına karşın, maç bitmedikçe yeni fırsatlar peşinde koşan, koşturulan bir insan olarak “Çerçeve Yasayı”, sevgi, dostluk ve barış yolunda, Türkiye’nin çok, çok önemli bir fırsatı şeklinde değerlendiriyorum.
Türkiye, önce kendi içinde, sonra da tarihi kan ve gözyaşı ile yazılmış Dünya’ya yönelik olarak “Sevgi, Dostluk ve Barış” örneği üretmiş, bunu insan soyuna sonsuza kadar armağan etmiş bir ülke olmak fırsatı ile karşı karşıyadır.
Türkiye, çok farklı kültürün, çok farklı inancın yaşandığı, ancak örgütlenmeyi ve şiddetsiz iletişimi başaramadığı bir ülke olarak, bu fırsattan yararlanarak Dünya’ya sevgi, dostluk ve barışı yaymaya çalışanlar arasında, hatta onların ilk sırasında yer alabilir.
Bunun için gözlerinizle, aklınızla ve yüreğinizle; topluma, siyasete, kamu yönetimlerine, yerel ve özel yönetimlere, savcılıklara, mahkemelere, güvenlik birimlerine, demir parmaklık diye bildiğimiz cezaevlerine, medyaya ve yaşadığınız alanlara bakmaya çalışınız.
Şiddet var mı oralarda? Ağlayan çocuklar, eşler, anneler, babalar, sağlıklarını yitirenler, bir daha geri gelmeyecek ayları ve yılları haksızca, insan haklarına aykırı koşullarda yaşamaya çalışanlar, yaşatanlar var mı. Haydi, bu cümleye soru işareti ekleyelim birlikte, ekleyebilirsek.
Haydi, her yerde ve her zaman, şiddetin hiçbir çeşidinin yaşanmadığı ve yaşanmayacağı Türkiye ve Dünya için, kadın-erkek birlikte, dayanışma içinde…Haydi…