“Demokratik ve katılımcı okul işleyişi güçlendirilmelidir.”
Türkiye’nin, salt okullarda ve üniversitelerde değil, toplumun her alanında ve ülkenin yönetiminde ivedilikle gerek duyduğu bu söz, 11 Eylül 2026 tarihinde Ankara’da Tüketici Hakları Derneği-Öğrenci Veli Derneği (Veli-Der) iş birliğinde düzenlenen ”Yeni Eğitim-Öğretim Yılı Başlarken Kamusal Eğitim, Artan Eğitim Masrafları ve Velilerin Hakları” konulu panelde, Veli-Der Ankara Şubesi Başkanı Hülya Daran Deveci’nin, Derneği adına yaptığı sunumundaki en önemli hedef kanımca.
Çünkü bu hedef gerçekleştiğinde, diğer hedeflere ve amaçlara varmak daha kolay olacaktır.
Çünkü…Herhangi bir alanda, insanların toplu olarak bulunduğu, hatta iki kişiden oluşan bir yerde katılımcı demokrasi varsa, içinde şiddet barındırmayan her görüş ve inançta uzlaşmanın, en doğruya varmanın, herkes için adaleti ve güvenliği sağlamanın kolay olacağı görüşündeyim.
Bu nedenle, insan soyu; şiddetsiz iletişimi ve demokrasiyi başardığı gün, korku, güvensizlik, adaletsizlik, kan ve gözyaşı dolu milyarlarca yıllık geçmişine karşın, sevgi, dostluk ve barış içinde yaşanacak, cennet diye tanımlayabileceğimiz bir Dünya’ya adım atmış olacaktır.
Hülya Daran Deveci, önceki yazımda belirttiğim sözleri yanında şunları da paylaştı panele katılanlar ve kamuoyu ile.
“Eğitim hakkı yoksullaşmanın gölgesinde kalmıştır.
Laik ve bilimsel eğitimden uzaklaşan bir yapı ile karşı karşıyayız.
Sosyal devlet ilkesi devredilerek kamusal sorumluluklar velilere yüklenmektedir.
Ders saatlerini açlıkla mücadele ederek geçiren bir çocuğun eğitim sürecinden eşit ve nitelikli biçimde yararlanabilmesi mümkün değildir.
Ücretsiz okul yemeği bir lütuf veya sosyal yardım değil; eğitim hakkının ve fiziksel gelişimin ayrılmaz bir parçasıdır. Ücretsiz okul yemeği uygulaması, hiçbir ayırım gözetmeksizin kamu okullarındaki tüm kademelerde derhal başlatılmalı ve doğrudan genel bütçeden karşılanmalıdır. Hiçbir çocuk yoksulluk ve açlık nedeniyle eğitim hakkından mahrum bırakılamaz.

Tasarruf tedbirleri okulları hijyen krizine sürüklemektedir.
Fiziki yetersizlikler, kalabalık sınıflar ve birleştirilmiş okullar ağır sorunlar yaratmaktadır.
Güvenli okullar için hak temelli politikalar zorunludur.
Okullarda psikososyal destek birimleri güçlendirilmeli, akran zorbalığına karşı bilimsel programlar uygulanmalı, şiddeti besleyen ortamları kurutacak demokratik ve katılımcı bir okul ortamı yaratılmalıdır.
Görevlendirilecek personel çocuk psikolojisi, çocuk hakları ve temel pedagoji eğitimi almış olmalı, kadrolu ve güvenceli olarak istihdam edilmelidir.
Cumhuriyet’in ve kamusal eğitimin en temel taşlarından biri olan karma eğitim; günümüzde “tercih özgürlüğü” maskesi altında bilinçli ve sistematik bir biçimde hedef alınmaktadır. Karma eğitimi tartışmaya açmak sıradan bir pedagoji tercihi değil, toplumsal yaşamı muhafazakarlaştırma ve laik eğitimi bütünüyle tasfiye etme hamlesidir.
4-6 yaş Kuran kursları hızla yaygınlaştırılmıştır. Çocuklarımız, 4 yaşından itibaren fiilen ayrıştırılmaktadır.
Karma eğitim tartışılamaz. Karma eğitimin esnetilmesi, en başta kız çocuklarının eşit yurttaşlık haklarından ve kamusal yaşamdan koparılmasına yol açacaktır. Okullar, çocukların birbirini tanıdığı ve eşit bireyler olarak bir arada yaşamayı içselleştirdiği en temel kamusal alanlardır.
Çocuklarımızın laik, bilimsel, parasız ve nitelikli kamusal eğitim hakkını; eşit ve özgür bireyler olarak yetişme mücadelesini kararlılıkla sürdüreceğiz. Karma eğitimden ve çocuklarımızın geleceğinden asla taviz vermeyeceğiz.
Okul öncesi eğitim ayrıcalık değil haktır. Yaygın, ücretsiz ve nitelikli kamusal okul öncesi eğitim: bir yandan kadının üretimdeki yerini güçlendirirken diğer yandan toplumsal cinsiyet eşitliğini en temel ön şartıdır. Okul öncesi eğitim, bütçeyi zorlayan bir hizmet değil, devletin her çocuğa eşit sunmakla yükümlü olduğu anayasal bir haktır. Laik ve bilimsel eğitimden uzaklaşılıyor.
Veli-Der olarak, yeni eğitim öğretim yılında şunları talep ediyoruz.
Bugün çocukların eğitim hakkı; ekonomik kriz, derinleşen eşitsizlikler ve eğitimin piyasaya açılması nedeniyle ciddi bir tehdit altındadır.
Kamusal eğitim sistemine yeterli kaynak ayrılmazken, eğitim giderek ailelerin omuzlarına yüklenen ağır bir maliyet alanına dönüştürülmektedir.
Sonuç olarak çocuklar; yoksulluk, güvencesizlik ve geleceksizlik sarmalına mahkûm edilmektedir.
Kamusal, parasız, laik, bilimsel ve nitelikli eğitim herkes için güvence altına alınmalıdır.
Milli Eğitim Bakanlığı’nın sorumluluğunda, zorunlu, ücretsiz, laik ve bilimsel okul öncesi eğitim hayata geçirilmelidir.
Çocuk emeği sömürüsüne son verilmeli, MESEM uygulamaları kaldırılmalıdır.
Tüm çocuklar için eşit ve erişilebilir eğitim olanakları sağlanmalıdır. Kayıt parası, bağış, aidat ve benzeri adlarla velilerin üzerine ekonomik yük bırakılmasına son verilmelidir.
Okullarda ücretsiz yemek, temiz su ve sağlık hizmeti sunulmalıdır.
Eğitimde kullanılan servis ve ulaşım hizmetleri ücretsiz ya da kamu tarafından karşılanarak erişilebilir hale getirilmelidir.
Eğitim bütçesi artırılmalı, kamu okullarının tüm ihtiyaçları devlet tarafından karşılanmalıdır.
Temizlik ve güvenlik hizmetleri için yeterli sayıda, nitelikli, kadrolu personel istihdam edilmelidir.
Öğretmen açığı derhal giderilmeli, ücretli öğretmenlik uygulamalarına son verilmeli, tüm öğretmenler güvenceli çalışma koşullarına kavuşturulmalıdır.
Demokratik ve katılımcı okul işleyişi güçlendirilmelidir.
Tarikat ve cemaatlerin eğitim alanındaki tüm faaliyetlerine son verilmelidir.”
Gerçekten, kamu veya özel tüm okullarda ve üniversitelerde, öğrencilerin, çalışanların, öğretmenlerin ve öğretim üyelerinin; sendikaları, odaları, birlikleri ve dernekleri ile yönetim, yürütme, denetleme ve değerlendirme süreçlerine katılmaları, her şeye karşın insan soyuna ve çağımıza yakışan katılımcı demokrasiye çok uygun düşecektir.
Gelecek yazımda, Eğitim-Sen temsilcisi Evrim Gülez’in konuşmasına, bundan önceki yazıma göre daha geniş yer vereceğim ve önerilerimi paylaşacağım.
Haydi, her yerde ve her zaman, laik, güvenli, eşit, bir öğün yemekli, parasız ve kamusal eğitim için kadın-erkek birlikte, dayanışma içinde.
Haydi…