Tüketici Hakları Derneği-Öğrenci Veli Derneği iş birliğinde, 11 Eylül 2026 tarihinde düzenlenen ”Yeni Eğitim-Öğretim Yılı Başlarken Kamusal Eğitim, Artan Eğitim Masrafları ve Velilerin Hakları” konulu panel ile ilgili olarak bugün sizlerle Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim-Sen) Yükseköğretim ve Eğitim Sekreteri Evrim Gülez’in, bundan önceki iki yazımda yer veremediğim sözlerinden bazılarını paylaşmaya çalışacağım.
Bazılarını diyorum. Çünkü, iki güzel yürek Hülya Daran Deveci ve Evrim Gülez’in konuşmalarını sizlere ulaştırmaya çalışırken çok zorlandım. Konuşmaların her bölümünü, her satırını, her kelimesini yazı dışında bırakamayacağım kadar çok değerli olarak algıladım. İnsana, hayvana ve doğaya yönelik şiddete karşı duran, kıyımlardan aşırı derecede üzülenlerden birisi olarak iki metindeki kelimelere, cümlelere, rakamlara, yorumlara kıymamak için kendi içimde uğraş verdim, direndim.
Biliyorum ki, salt Türkiye’nin değil, Dünya’nın, hatta, küçük ve sakıncalı yüreklerin yönettiği (!) büyük ve güçlü ülkelerin (!) silahlandırmaya çalıştığı uzayın bile sevgi, dostluk, adalet, kadın-erkek eşitliği, her canlının korkusuz ve sağlıklı olduğu, silahsız ve şiddetsiz yaşanan gerçek cennet haline gelmesini isteyenler, iki konuşma metnine, Tüketici Hakları Derneği, Öğrenci Veli Derneği ve Eğitim-Sen’in iletişim yöntemlerinden yararlanarak ulaşacaklardır. İsteyenlere metinleri ben de gönderebilirim.
Evrim Gülez, Eğitim-Sen adına dedi ki.
“Türkiye’de çocuklar eğitime eşit koşullarda başlamıyor. Ailenin geliri, yaşanılan mahalle ya da köy, okulun fiziki koşulları, öğretmen sayısı ve velilerin ekonomik gücü çocukların eğitim olanaklarını doğrudan etkiliyor. Böylesine derin sınıfsal ve toplumsal eşitsizliklerin olduğu bir eğitim sisteminde gerçek anlamda eşitlikten söz edemeyiz. Bir çocuk evinin yakınındaki, laboratuvarı, kütüphanesi, spor alanı ve yeterli öğretmeni bulunan bir okula giderken başka bir çocuk kalabalık sınıflarda, öğretmen açığının yaşandığı ve fiziki koşulların yetersiz olduğu bir okulda eğitim görüyor. Bir öğrenci okuldan çıktıktan sonra özel ders, yabancı dil kursu ya da sınava hazırlık desteği alabilirken başka bir öğrenci ailesinin ekonomik koşulları nedeniyle yalnızca okulun sunduğu olanaklarla yetinmek zorunda kalıyor. Sonra bu iki çocuğu aynı sınava sokuyor ve sonuçlarına bakarak başarı ya da başarısızlık değerlendirmesi yapıyoruz. Oysa sınav aynı olabilir ama çocukların eğitim yolculuğu aynı değildir.
Velinin eğitime katılımı başka bir şeydir, eğitimin giderlerini karşılamak zorunda bırakılması başka bir şeydir. Veliler okul yönetimine katılmalı, söz sahibi olmalı ve çocuklarının eğitimini takip etmelidir; ancak okulun finansörü haline getirilmemelidir.
Kamusal eğitim hakkını tartışırken taşımalı eğitimi de görmezden gelemeyiz. Yıllar içinde çok sayıda köy okulunun kapanmasıyla birlikte öğrencilerin merkezi okullara taşınması yaygın bir uygulamaya dönüştü. Özellikle küçük yaşlardaki çocukların sabah çok erken saatlerde evlerinden çıkması, uzun mesafeler kat etmesi ve günün önemli bir bölümünü yolda geçirmesi eğitim hakkı açısından ciddi sorunlar yaratıyor. Bir çocuk kent merkezinde okuluna birkaç dakikada ulaşırken başka bir çocuk eğitim hakkını kullanabilmek için her gün onlarca kilometre yol gitmek zorunda kalabiliyor. Kış koşulları, servis aksaklıkları ve ulaşım sorunları da özellikle kırsal bölgelerde yaşayan çocukların eğitime erişimini doğrudan etkiliyor. Taşımalı eğitim yalnızca bir ulaşım meselesi değildir; köyde okulun kapanması, öğretmenin köyden ayrılması ve okul binasının işlevsiz hale gelmesi aynı zamanda kamusal hizmetin o yerleşimden çekilmesi anlamına gelir.
Köy okulunu açık tutmak, öğretmen istihdam etmek ve binanın bakımını yapmak bir maliyet olarak görülüyor; bunun yerine çocukları merkezi okullara taşımak tercih ediliyor.
Ekonomik eşitsizlik doğrudan eğitim eşitsizliğine dönüşüyor.
Eğitimde yaşanan sorunları çocuk yoksulluğundan bağımsız ele alamayız. Ailelerin yaşadığı ekonomik sıkıntılar doğrudan çocukların okul yaşamına yansıyor. Bugün bir çocuğun beslenme çantası bile sınıfsal farklılıkları görünür hale getirebiliyor. Bir öğrenci kantinden istediğini alabilirken diğer öğrenci bütün okul gününü yetersiz beslenerek geçirmek zorunda kalabiliyor.
Okullarda ücretsiz ve sağlıklı bir öğün yemek verilmesi bir sosyal yardım değil, eğitim hakkının bir parçasıdır. Aynı şekilde temiz içme suyu, kırtasiye, temel eğitim materyalleri ve gerekli ulaşım hizmetleri de çocukların ücretsiz biçimde erişebileceği kamusal hizmetler olmalıdır.
Çocukların yoksulluk nedeniyle işyerlerine yönlendirilmediği, meslek öğrenirken sömürülmediği, yaşamlarının ve sağlıklarının riske atılmadığı bir mesleki eğitim sistemi mümkündür.
Temel politika köy okullarını kapatmak değil yerinde eğitimi güçlendirmek olmalıdır.
Kamusal kaynaklar doğrudan kamu okullarını güçlendirmek için kullanılmalı; eğitim politikalarının oluşturulmasında öğretmenlerin, eğitim emekçilerinin, öğrencilerin, velilerin ve sendikaların söz ve karar hakkı olmalıdır.”
Bu sözlere şu gerçeği eklemeliyiz. Koşullar, olanaklar farklı, sınavlar aynı elbette. Ancak, bu kadar eşitsizliğe karşın, olanakları çok eksik, koşulları iyi olmayanların başarılarından ve ailelerin takdire değer direnmelerinden çokça örnekler de verebiliriz. Bu başarılar ve direnmeler, bir yazıya veya bir kitaba asla sığdırılamaz. Eğitim yöneticilerinin yarattığı sorunlara, bilime aykırı karar ve uygulamalarına, sonuçta da başarısızlıklarına karşın elde edilen güzel sonuçların ve gösterilen şiddetsiz dirençlerin sahiplerini ve onları destekleyenleri alkışlıyorum.
Haydi, her çocuğun nitelikli ve eşit eğitim aldığı, aynı masalarda ve ücretsiz aynı yemekleri yediği, aynı suyu içtiği, aç ve yoksulun olmadığı, acı, kan ve gözyaşının ortadan kalktığı, kapatılan köy okullarının yeniden açıldığı, köylerin ve köy okullarının, kent okulları ile aynı olanaklardan yararlandığı, insanların; dil, inanç, renk, ırk, cinsiyet, uyruk (tabiiyet) başta hiçbir konuda ayırımcılıkla karşılaşmadığı, silahsız ve şiddetsiz Türkiye ve Dünya için, sevgi, dostluk ve barıştan beslenen yüreklerden güç alarak, her yerde ve her zaman kadın-erkek birlikte, dayanışma içinde. Haydi…