Bilim insanlarının yazı ve söylemlerine dayandırdığımızda, “halk” kavramını, kısaca şöyle tanımlayabiliriz.

“Aynı ülkede, aynı devletin içinde yaşayan, aynı kültür niteliklerini paylaşan ve aynı uyruğa sahip olan insan topluluğu.”

Ancak, ırklara ve dinsel inançlara göre daha farklı tanımlar yapanlar da yaşadı ve yaşıyor, her coğrafyada. Hatta, ırklara ve dinlere göre tanım yapanların içinden silahlı şiddet yolu ile ayrı devletler ve topluluklar kurmak isteyenlerin, döktükleri kanlar ve döktürdükleri gözyaşları ile beslenenlerin sayısı ve etkisi de giderek artıyor.

Silah başta olmak üzere, her türlü şiddet aracı ve yöntemi ile huzur ve güveni azaltanların sayısı ve etkisi arttıkça, Dünya, sevgi, dostluk ve barış içinde yaşanacak huzurlu ve güvenli bir gezegen olmaktan uzaklaşıyor.

Huzur ve güven… Her canlıya, her topluma, her inanca, her devlete, tüm Dünya’ya, daha da uzaklara gidelim, uzaydaki gezegenlere gerekli olan iki büyük değerdir, huzur ve güven.

Barış, sevgi, dostluk, gençlik, şiddetsiz iletişim, spor, demokrasi, insan hakları, hayvan hakları, doğa hakları, silahsız ve savaşsız bir Dünya ve uzay hedefine yönelik yazılarımda ve kitaplarımın ilgili bölümlerinde şu görüşümü sıkça yineliyorum.

“Türkiye ve Dünya Evimiz, üstünde yaşayanlar ailemiz, içinde şiddet bulunmayan ırk, kültür, siyasal görüş, din, dil, kültür, coğrafya ve diğer farklılıklar doğal zenginliğimizdir.”

Evet, Türkiye ve Dünya Evimiz… Üstünde yaşayanlar ailemiz…Irk, kültür, siyasal görüş, din, dil, kültür, coğrafya ve diğer niteliklerimiz farklı bile olsa Dünya üzerinde yaşayanları çok büyük bir ailenin bireyleri olarak kabul ediyorum.

Bu görüşlerimin Türkiye ve Dünya’ya yaygınlaşması, farklı toprakların üstünde kurulmuş olan devletlerin halkları tarafından benimsenmesi için ünlü; bir bilim insanı, hukukçu, siyasetçi, sporcu, gazeteci, yazar, Cumhurbaşkanı, devlet başkanı, başbakan mı olmalıyım?

Tanrı aşkına, bir köyün, bir kentin, bir ülkenin ve şu Dünya’nın evimiz, içinde yaşayanların ailemiz olması için hepimiz aynı ırktan mı doğmalıyız?

En akıllı, düşünebilen ve konuşabilen tek canlı diye tanımlanan insanlar, neden sayısız ailelerden oluşan “Büyük Dünya Ailesi” haline gelemiyor? İnsan soyu neden, hayvan diye tanımlanan tüm canlı varlıkların düşünebildiğini, konuşabildiğini, onların da dillerinin ve duygularının bulunduğunu kabul edip kendisini güncelleyemiyor?

Neden demokrasi, adalet, anlayış, hoşgörü, paylaşma ve kardeşlik bilinci içinde yaşayamıyoruz?

Neden, Evimiz dediğimiz Dünya’yı ateş, barut, kan ve gözyaşı altında bırakıyor, evimizin, ailemizin temeli olan anneleri, kadınları ağlatıyor, suyu, havayı ve toprağı insafsızca kirletiyoruz.

Türkiye’ye gelirsek, üzüntüyü geride bırakarak utanç içinde, şu soruların yanıtlarını ve çözüm yollarını bulmalıyız, görmeliyiz.

Neden Türkiye’yi izmarit mezarlığı ve çöplük haline getiriyoruz, hatta getirdik? Sokaklarda, kaldırımlarda, taksi, otobüs, tren duraklarında, iş yerlerinin önlerinde, köy ve kent meydanlarında, deniz ve göl kıyılarında, dağlarda, ormanlarda, piknik ve kamp alanlarında, yeşillikte, ağaç diplerinde, çiçekliklerde, belediyelerin özenle yerleştirdikleri oturma yerlerinde çok sayıda sigara izmariti ve çöp neden var? O sigara izmaritlerinin bazılarında kadınların kullandıkları renkli dudak boyalarının oluşu hayret verici ve düşündürücü değil mi?

Bu görüntüler, bu çirkinlikler girişte paylaştığımız “halk” tanımına, kavramına aykırı, hatta utanç verici değil mi?

Evimiz Türkiye’nin ormanlarını, dağlarını, tarlalarını, yaylalarını, madencilik veya kentleşme adı altında adeta yağmalıyorlar. Köylerini, doğalarını, orada yaşayan tüm canlıları silahsız ve şiddetsiz korumaya çalışan “çok iyi” insanların üzerine kimi silahlı, ancak çokça kaba davranan güvenlik güçlerini, halkımızın askerini, jandarmasını, bekçisini ve polisini neden gönderiyorsunuz? Neden, buralarda da kadınların, annelerin gözyaşlarından ve çığlıklarından çekinmiyoruz, utanmıyoruz? Bunlara neden olanlara hangi duygularla “halk” veya “yurttaş” demeliyiz?

Evlerinde veya sokaklarda özgürce gezebilen suçlular var ülkemizde. Neden özgürler? Yakalanamadıklarından, yakalanmadıklarından, korunduklarından, af edildiklerinden veya hukuktaki gerçek karşılıkları verilmediğinden olabilir mi?

Düşüncelerini söylediklerinden, yazdıklarından, yanlış yapanları sadece eleştirdiklerinden veya iftiraya uğradıklarından çok sayıda suçsuz insanın aylarca, yıllarca hapislerde tutulmalarına neden olanları, yargılamalar sürerken onları suçlayanları hangi kelimelerle tanımlayacağız?

Türkiye’nin her yerinin, her meslekten ve her yaştan insan tarafından kirletildiğini yaşayarak gören, söyleyen ve yazan bir insan olarak görüşlerimi yeniden paylaşıyorum.

Türkiye’yi küllük ve çöplük haline getirenleri, haksızlık, adaletsizlik ve baskı üretenleri, bilim insanlarının tanımladığı “Halk” kelimesinin içinde yorumlamaya kalkacak olan “iyi” insanların çok zorlanacakları kanısındayım.

Kanımca, insan, hayvan, doğa ve çevre haklarına saygı duyan “İyi” insanlar olarak, yaşadıkları alanları küllük ve çöplük haline getirenleri, anneleri, kadınları, eşleri ve çocukları ağlatanları, sadece, yurttaş, aynı yurt üzerinde yaşayan ve o yurda vatandaşlık bağıyla bağlı bulunan kimseler diye mi tanımlamalıyız, ne dersiniz?

Birleşmiş Milletler Örgütü ve Avrupa Birliği başta olmak üzere dostluk ve barışın sağlanması için kurulan demokratik örgütlere her zaman saygı duyan bir insanım. Havası, suyu, toprağı, denizi ve okyanusu ile Dünya’yı kan ve gözyaşı içinde bırakanlara, kirletenlere, bu vahşeti durdurmayanlara, durduramayanlara ne diyebilmeliyiz? Dünya yurttaşları mı, Dünya halkları mı?

Haydi, her yerde ve her zaman, ”Türkiye ve Dünya evimiz, üstünde yaşayanlar ailemiz, farklılıklar doğal zenginliğimiz” diyebilmemiz için kadın-erkek birlikte, dayanışma içinde, haydi…