“Özgür Özel, oyunları bozdu…Grubunu serbest bıraktı…Getirdiği ilkeler… kuracaktır…“
Bu ifadeler, 19 Ağustos 2026 tarihinde Ankara’da, Ankara Dayanışma Derneği’nin düzenlediği ve “Barış Süreci” konusunun konuşulduğu bir panelde kullanıldı.
Bazı belediye başkanlarına ve çalışma arkadaşlarına yönelik olarak gözaltı ve tutuklu yargılamalara karşı Özgür Özel ve arkadaşlarının, Cumhuriyet Halk Partisi yönetiminde iken ve bugün de Yeni Partili olarak, açık veya kapalı alanlarda gösterdikleri şiddetsiz tepkileri Türkiye ve Dünya için örnek kabul eden bir insanım.
Bu nedenle, tek adam (insan) yönetimini çağrıştıran girişteki ifadeleri, istenmeden söylense de, Özgür Özel ve çalışma arkadaşlarına karşı büyük bir haksızlık olarak algılıyor ve değerlendiriyorum.
Şiddetin doruğundaki bir Dünya’da ve elbette Türkiye’de örnek olarak gösterilmesi gereken kararların, Özgür Özel tarafından tek başına alınmadığına, kendisinin ve çalışma arkadaşlarının görüş ve önerilerinin konuşularak, açıklanan metinlere, söylemlere ve eylemlere yansıdığına, yansıtıldığına kesinlikle inanıyorum.
Arkadaşlarımla birlikte yürüttüğümüz farklı bir sürece değinerek sürdürüyorum yazımı.
Dost Köşesi’nin yazarı, eş ve çocuklarını ihmal ederek, Türkiye’de Tunceli ve Ardahan dışında gönüllü olarak gitmediği il bırakmayarak ömrünün büyük bölümünü, “Sporda Demokrasi ve Gençlerin-Öğrencilerin Yönetime Katılması” çabalarının en önünde yaşadı.
Gönüllü olarak verilen emeklerin, birlikte alınan kararların ve yaşanan zamanların verimliliği elbette konuşulabilir, tartışılabilir. Onlarca yıllara dayalı süreçte, elde edilen sonuçlara, sonuçların sürdürülebilirliğine, bugüne etkilerine ve katkılarına bakmadan, harcadı değil, yaşadı diyorum.
Tek başına mı? Asla.
Spor kulüplerini kuran veya yaşatan, sporda demokrasinin gönüllü-amatör kahramanları ile birlikte. Yakışır kelimeler kurarak görüş ve öneri üretmesi, bulundukları her alanda yönetim, yürütme, denetleme ve değerlendirme süreçlerine katılması gereken gençlerle iletişim ve iş birliği içinde.
Bugün 81 ilde Amatör Spor Kulüpleri Federasyonları (ASKF) ve ülke düzeyinde Türkiye Amatör Spor Kulüpler Konfederasyonu varsa, bu sonuca, ilk öneren ve girişimi başlatan bir kişi ile değil, her ildeki gönüllü kahramanlarla ulaşıldı.
Bugün, varlığını gösterecek ve sesini duyuracak bir hareketlilikte değil, ancak, bazı il ve ilçelerde kurulan gençlik derneklerinin birlikteliğinde oluşturulan Türkiye Gençlik Federasyonu de var. Burada da ilk adımı, ileri yaştaki bir genç attı, ancak tek başına değildi, ikinci adımdan itibaren.
Türkiye Cumhuriyeti de, Gazi Mustafa Kemal’in önderliğinde birçok kahramanla birlikte kuruldu. Ulusal Kurtuluş Savaşı, her yaştaki gençlerle kazanıldı. Bugün, Türkiye Cumhuriyeti’nin, tam demokrasi ilkelerine bağlı olarak yaşaması için yine çok sayıda insanın önderliğinde, milyonlarca kadın-erkek, her yaştaki genç emek veriyor, ömründen katıyor.
Ulusal veya uluslararası örgütlü mücadelede, toplumsal hareketlerde önderler çok önemlidir. Hatta en önemlidir. Ancak, süreç tek kişi ile yürütülemez, sonuç asla bir kişiyle alınamaz. Bu nedenle, başarı veya başarısızlıkta tek kişi öne çıkarılmamalıdır.
Tarih mutlaka çok kişi ile yaşanır, yaşanmıştır. Bu nedenle, tarihin her sayfası mutlaka birden çok insanın ürünüdür. Türkiye Cumhuriyeti, diğer devletler, hatta bilimsel buluşlar bile. Örneğin, telefonu kimin bulduğunu derinliğine incelediğinizde karşınıza tek değil, iki kişi çıkacaktır. Acaba, o iki kişiye kimler yardım etti, aralarında neden sorun çıktı ve neden yarışa dönüşen başvurma aşamasında, ilgili yere ilk giden “Buluş Belgesini” aldı?
28 Eylül 2016 tarihinde kurulan Ankara Dayanışma Derneği, Yusuf Şahin’in önderliğinde, başkanlığında toplumsal değerleri yaşatma kapsamındaki çabalarını sürdürüyor.
Dernek, 19 Ağustos 2026 tarihinde düzenlediği Panelle “Barış Süreci”nin konuşulmasına, tartışılmasına katkıda bulundu.
Dernek Başkanı Yusuf Şahin’in kolaylaştırıcılığındaki Panelde konuşmacı olarak, Mehmet Tomanbay (2002-2007 yılları CHP Ankara Milletvekili) ve Av. Bülent Yücetürk (Yeni Parti Yüksek Disiplin Kurulu Başkanı, 2007-2018 yılları Ankara Cumhuriyet Savcısı) konuşmacı olarak yer aldılar.
Mehmet Tomanbay’ın konuşmasında şu görüşler öne çıktı.
“1980 öncesi, partilerde, parti içi demokrasi vardı. Sonraki yasal düzenlemelerde parti içi demokraside geriye gidildi. Bu, terör affı yasasıdır. AKP, Türkiye’deki rejimi değiştirmek için iktidara getirildi. Bu süreç, sadece Recep Tayyip Erdoğan’ın düşüncesi değil. Sadece onun yetkisinde de değil. Türkiye’yi İslami bir yapıya dönüştürmek istiyorlar. Türkiye demokratikleşmeden sorunlar çözülemez.”
Av. Bülent Yücetürk’ün konuşmasından sizlerle paylaşmak istediklerim ise şunlar.
“AKP ve destekleyenler, kendi rejimlerini kurmak istiyorlar. Amaçları demokratikleşme değil. Bizler, barıştan asla vazgeçmiyoruz. Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun’a karşı çıkanlar AKP’ye güvenmiyorlar. Yeni Parti olarak hedefimiz, mahalleden başlayan demokratik örgütlenme. Üyeler, il ve içe yöneticilerini seçiyorsa milletvekillerini de seçebilir. Tartışmaları geride bırakmalıyız. Kuvvetler ayrılığına geri dönülmeli. AKP ve MHP’den demokrasi ve insan haklarına uygun düzenlemeler beklemiyoruz. Herkes, öncelikle Yasanın bundan sonraki aşamalarının ne olacağı ile ilgili soru işaretlerinin konuşuyor. 6. ve 7. maddeler hemen uygulanmalıdır. Sorun Doğu Anadolu’nun, Güney Doğu Anadolu’nun sorunudur. Kürt yurttaşlarımızla, kardeşlerimizle küs değilim ki, savaşmıyorum ki barışayım.”
Paneli izleyenler arasında, Ankara Kent Konseyi Kırsal Kalkınma Grubu Sözcüsü, Ziraat Mühendisi Ayfer Ulusoy da vardı.
TBMM komisyonlarında, genel kurullarında, basın toplantılarında ve üreticilerle yapılan konuşmalarda, milletvekillerinden yıllardır söylemelerini beklediğimiz, ancak duyamadığımız, yazılarımızda ve konuşmalarımızda ısrarla yinelediğimiz sözleri Ayfer Ulusoy dile getirdi.
“Kırsalda kooperatifleşerek örgütlenmeliyiz. Kalkınma kırsaldan başlamalı. Tarım ürünleri para etmiyor. Kırsalda ekmek kavgası var. İnsanların karnı doymuyor. Üretilenleri üreticiler satmalı, üreticiler ulaştırmalı insanlara. Aracıyı devreden çıkarmalıyız.”.
Haydi, Türkiye ve Dünya’da, kentte, köyde, kırsalda, her yerde ve her zaman, tek insan olarak değil, kadın-erkek birlikte, dayanışma içinde…Haydi…