Doğanın eşikleriyle uyumlu yaşamı terk eden insanlık, egemenlerin uydurduğu yapay sınırların tutsağı oldu.

Çözüm, doğayla yeniden bütünleşmekte…

Bireysel ve toplumsal yaşam, birçok yapay eşiğe dayalı sınırlarla doludur. Eşiklerin altındaki etmenler değiştikçe sınırlar da yükselir, alçalır ya da yok olurlar.

Bu etmenlerin en önemlisi kuşkusuz, yaşamın kurallarını koyan gücün etkinliğidir.

İnsan türü ortaya çıktığında, en büyük güç olarak hazır bulduğu ve o yok olduktan sonra da varlığı sürecek olan doğanın kesintisiz devinimi sırasında oluşan eşikler insanın hayatta kalabileceği alanların sınırlarını belirler. Kıyılar, sulak topraklar, fay hatları, deprem kuşakları, ormanlar, dağlar, sarp kayalıklar, bataklıklar, çöller, akarsu yatakları gibi doğadaki fiziki ve somut eşiklerin tartışılacak bir yanı yoktur. Onlarla uyum içinde olmayan toplumlar er ya da geç bedelini fazlasıyla öderler. Bu eşiklerin umursanmadığı yerlerdeki “doğal” denilen afetlerde yaşanan can ve mal kayıpları o bedelin faturalarıdır.

Bir de toplumdan topluma değişse de insanların kendi ürettikleri eşiklerle belirlenen ve sürekli tartışılan sınırlar vardır.

Örneğin;

· Kurulu düzeni koruma ve sürdürme hukuku,

· Mülkiyet hakkının kutsallığı,

· Ahlak değerleri, töreler, gelenekler, örf ve adetler,

· Birlikte yaşam kuralları,

· Ulusal kimlik ya da inanç tercihleri,

· Erkek egemen düzenin kuralları,

· Gençlerin “birey” sayılma koşulları,

Bu sınırların yalnızca birkaçıdır.

İnsanlar, bileşenlerinden birisi olarak doğayla bütünleşik yaşarken hiçbiri bulunmayan bu sınırlar, her yönüyle doğadaki işleyişe aykırı olan “sınıflı toplum düzenine” geçince, egemen sınıflarca uydurulmuştur.

Bu sınırlar, insanlığın on binlerce yıl tam özgürlükle sürdürdüğü yaşamından vazgeçmesiyle üretildi. Günümüzde bireysel ilişkilerden uluslararası siyasete değin her alanı kuşatan bu kurallar herkesçe kabul edilebilir nitelikte değildir. Onlardan hoşnut olanlar olduğu gibi olmayanlar da vardır.

Hoşnut olmayanlara göre onları yok saymak eşiği aşmanın tek yoludur ama hoşnut egemenlere göre bu eşiklerin aşılması toplum için “beka” sorunudur. Bu nedenle “kurulu düzeni” korumak için devlet gücü kullanılarak hoşnutsuzların bu eşikleri kendiliğinden aşmasını engellemek kaçınılmazdır.

Hoşnutlarla hoşnutsuzlar arasındaki bu derin karşıtlık tarih boyunca çeşitli biçimlerde kimi eşikler kaldırılarak giderilmiş gibi gösterilmeye çalışılsa da günümüze değin varlığını korumuştur.

Aile içi çatışmalardan toplumsal devrimlere, uluslararası gerilimlerden soykırımlara, bağımsızlık savaşlarından emperyalist işgallere değin dünya halklarının yaşadığı bütün sorunlar sınıflı toplumlardaki bu sınırların yarattığı karşıtlığın dışavurumudur.

Kurulu düzenin ideologları, egemenleri S. Beckett’in “Godot’yu Beklerken” adlı eserindeki Pozzo karakteri gibi görürler ve hoşnutsuzların onun kölesi Lucky gibi her şeye boyun eğmelerini ya da “Godot” yu bekleyen Vladimir ve Estragon karakterleri gibi kurtuluşu bir kurtarıcıda aramalarını öğütlerler.

Oysa binlerce yıllık tarih, önlerine dikilmiş eşikleri aşmak için eyleme geçmek yerine, pasif bir eylemsizlik içinde kurtarılmayı bekleyen hoşnutsuz kitlelerin bulup iktidara taşıdığı "kurtarıcıların” güzel yarınlar vaatlerinin gerçekleşmediğini gösteren sayısız örnekle doludur.

Kurulu düzenden hoşnutsuzları, egemenlerce uydurulan yapay eşiklerin ve anlamsız sınırların yarattığı tüm sorunlardan kurtaracak yol ne onları umursamamak ne de parlak vaatleri olan bir kurtarıcının peşine takılmaktır.

İnsanları, kurtuluşa götürecek bir tek yol vardır; o da kendilerini doğanın dışında bir varlık değil, bileşenlerinden biri olarak gördükleri günlere dönmek; bugünün bilimsel bilgi birikimi ve teknolojisini doğayla didişmek değil, onunla uyum içinde yaşamak için kullanacakları yeni bir düzen kurmak.

Hoşnutsuz kitleler bunu kavrayıp örgütlü ve bilinçli bir ortak iradeyle sokağa, yaşama ve üretime yansıttıkları öz güçleriyle;

· Kendi aralarındaki sınıfsal bölünmeyi,

· Emek sömürüsünü,

· İnsanın “insan” olmaktan doğan hak ve özgürlüklerinin baskılanmasını,

· Silahlanmayı ve birbirleriyle savaşmayı,

· Toplumun yönetenler ve yönetilenler diye ayrışmasını,

· Doğaya egemen olma sevdasını,

Geride bıraktıkları bir düzen kurmak için harekete geçtiklerinde, önlerinde ne herhangi bir yapay eşik ne de özgür yaşamı kısıtlayan sınırlar kalacaktır.