Türkiye kamuoyunda “Çerçeve Yasa” diye bilinen “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi” oldukça hızlı görüşmelerin ardından TBMM’de kabul edildi.
Bir önceki yazımda “Aman dikkat…Çok soru işareti, kaygı ve güvensizlik var, çok” demiştim.
Hemen hemen herkesin “Terörsüz Türkiye” şeklinde dillendirdiği ana hedef benim için, ‘Silahsız ve Şiddetsiz Türkiye ve Dünya’dır. Utançla sürdürülen ve yazılan savaşların, işgallerin doruklara yükseldiği bir dönemde. Üstelik barış ve savunma amaçlı kurulan Avrupa Birliği, Birleşmiş Milletler Örgütü ve NATO’nun varlığına karşın. Tek kelime ile şiddetsiz. Beş kelime ile sevgi, dostluk, barış, güven, huzur.
Ne demek istiyorum. Çoğunluğu demokratik (!) seçimlerle Devlet Başkanı, Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Bakan olmuş bu çıldırmış insanlar, uluslararası bu üç örgütten daha etkililer mi? Ne yazık ki kötülükte, ateş, kan ve gözyaşından beslenen cehennem veya cehennemleri oluşturmakta, evet.
İşte böylesine bir Dünya’nın Türkiye’sinde “Çerçeve Yasaya” olumlu bakmak, ancak çok dikkatli olmak gerektiği kanısında, evet diyenlerin önemli bir bölümü.
Acaba diyenler, Yasada demokratik düzenleme işaretlerini göremeyenler, çok yakın geçmişte silahlı şiddete karşı (Terör) silahlı mücadeleyi, hatta öldürmeyi ve idamı dillendirenlere elbette güvenemezler. Gerçekten, sürecin görülemeyen arka duvarının arkasında Türkiye’yi tehlikeye atacak, kan ve gözyaşını artıracak niyetler olabilir mi?
“Barış Sürecini” başlatanlar, toplumda tartışmadan, tüm siyasal partilerin, oda, baro, sendika, birlik, dernek, federasyon ve konfederasyon şeklindeki demokratik kitle örgütlerinin, ayırım yapmadan ifade ediyorum, tüm gazete ve televizyonlardaki yazarların ve uzmanların görüşlerini almadan “Çerçeve Yasayı” hazırlayanlar, toplumdaki yorumları, övgüleri, eleştirileri, çok aykırı olsa da, demokrasinin, insan haklarının ve yurttaş olmanın gereği şeklinde olgunlukla ve takdirle karşılamalıdır.
Yetiştikleri ortam, aldıkları eğitim, inançları ve siyasal görüşleri, olgun davranmalarını ve takdir etmelerini zorlaştırabilse de hem kendileri gibi veya farklı olanların gelecekleri için bu davranış biçimini içselleştirmelerinin vaktidir şimdi. Artık, tek doğrunun, tek inanışın ve tek görüşün olmadığı bir ülkede ve dünyada yaşandığı bilinmeli, acı, kan ve gözyaşı dökülmeden birlikte yaşanmalıdır. Sevgi ve dostluğun kaynağı, tüm insanların, canlı cansız tüm varlıkların, her yerde ve her zaman, birlikte veya birbirlerine yakın yaşamalarını sağlayabilecek kadar zengindir.
Siyasetçilerin ve toplumun “Terörsüz Türkiye” diye dillendirdiği, insana çok yakışan bu hedef aslında “Şiddetsiz Türkiye”dir. Yalan, iftira, hakaret, tehdit, kumpas, yoksulluk, adaletsizlik, haksızlık, cinsiyet ayırımcılığı ve kayırmanın olmadığı Türkiye. Çünkü, bu kelimelerin ürettiği tüm sonuçların anlamı şiddettir. Buna, isteyen bir çeşit terör de diyebilir.
Türk Dil Kurumu (TDK) sözlüğüne göre terörün anlamı “Yıldırı”. Yıldırma, cana kıyma, malı yakıp yıkma, korkutma, tedhiş.
Çerçeve Yasanın kapsamına aldığı silahlı yapının yaptıklarının içinde TDK sözlüğündeki tanımların hepsi var.
Dünya Sağlık Örgütü, 2002 yılında, şiddeti şöyle tanımladı.
“Bireyin kendisine, başkasına, belirli bir topluluk veya gruba yönelik yaralama, ölüm, bedensel (fiziksel) zarar, bazı gelişim bozuklukları veya yoksulluk ile sonuçlanabilen, tehdit veya bedensel zor kullanma.”
Hükümeti oluşturan Adalet ve Kalkınma Partisi’nin TBMM Grup Başkanı ve Sivas Milletvekillerinden, hukukçu Abdullah Güler’in “Çerçeve Yasa” ile ilgili yorumu şöyle.
“Terörsüz Türkiye, her anlamda terörsüz Türkiye modelidir.”
Bu sözün, Türk Dil Kurumunun sözlüğündeki “Terör” ve Dünya Sağlık Örgütünün “Şiddet” tanımlarını kapsadığı, kesinlikle kapsaması gerektiği kanısındayım.
Hukuk Fakültesi mezunu olmayan bir insan olarak diyorum ki, hukuk kurallarını ve yasaları üreten ve uygulayan insandır, insanın aklı ve vicdanıdır. Bende de var. Ayrıca, şuna da inanıyorum, insan soyu mutlaka ve mutlaka, bu toprakları, bu Dünya’yı, hatta insan tehlikesi ile karşı karşıya olan uzayı görülebilen cennet haline getirecektir.
Şiddetsiz veya terörsüz Türkiye’yi hedefleyenler, bugün yaşanan, annelere, babalara, eşlere, çocuklara, daha da geniş kesimlere şiddet etkisi yapan gözaltıları, tutuklamaları ve yargılamaları “Şiddetsiz… Terörsüz” Türkiye anlamına yakışır bir şekilde güncellemelidir.
Süreç, hızlı bir şekilde güncellenmeli, tutuksuz yargılama başlatılmalı, Cumhuriyet Halk Partisi, Yeni Parti ayrımı yapmaksızın tüm belediye başkanları, belediye meclis üyeleri, çalışanları, diğer siyasetçiler, iş insanları, hukukçular, gazeteciler serbest bırakılmalıdır. Serbest bırakılmalarını ve görevlerine dönmelerini önerdiğim insanlardan bir kişinin bile kanıtları ortadan kaldırmaya çalışacaklarına ve yurt dışına kaçacaklarına inanmıyorum.
Kayyum ve ev hapsi uygulamaları sonlandırılmalıdır. Tüm zanlılara, itirafçılara veya gizli tanıklara karşı dava açmak hakkı verilmelidir. Doğa, çevre ve hayvan kıyımlarına engel olunmalıdır.
İşte, “Şiddetsiz veya Terörsüz Türkiye” için, şiddetin her türlüsüne karşı olan, kimseden nefret etmeyen, sevgi, dostluk ve barışı savunan, “Türkiye Evimiz, Üstünde Yaşayanlar Ailemiz, Farklılıklar Doğal Zenginliğimiz” diyen bir sporcunun, bir gazetecinin, bir toplum gönüllüsünün, bir babanın, bir büyük babanın, bir emeklinin, sanki gözlerinizin içine bakarak, birer demet çiçekte birlikte söyledikleri.
Haydi, her yerde ve her zaman, kadın-erkek birlikte, dayanışma içinde… Haydi…