Gerçekten sorun veya sorunlar halkın içinde ise çözüm çok zordur. Bu zorluğun yok edilebilmesi, sorunların, uzlaşma ile çözülebilmesi için çok uzun yılların geçmesi, bu uzun yıllarda büyük emeklerin verilmesi gerektirir.
Sorunların uzlaşma ile çözülebildiği, hiçbir şiddet türünün yaşanmadığı toplumların, ülkelerin yönetim şekillerine eksiksiz, tam demokrasi denilmesi gerektiği düşüncesindeyim.
Bir toplumda, uzay çağı denen bir süreçte, çoğunluk olmasa bile etkili sayıdaki insanın, yalan, iftira, kumpas, hakaret, tehdit ve sahtecilik gibi 6 başlı bir varlığı yaratması, bu 6 başlının acı, adaletsizlik, kan ve gözyaşı ürettiğini gördüğü halde canlı tutmaya çalışması, ayrıca tepelerden düzlüklere utanma, hoşgörü ve acıma duygusunun yiitirilmesi olağan sayılmamalıdır. ,
Bir ülkede bu altı başlı varlık, halkın içinde doğuyorsa, büyüyorsa, hiç yaşlanmıyorsa, yaşlanmadığı için gücünü yitirmiyorsa, o ülkede tam demokrasinin yaşanabilmesi ve sorunların uzlaşı ile çözülebilmesi çok zordur.
Düşüncem şu. Yeryüzünde hiçbir ülke tam demokrasiyi başarabilmiş değil.
Bu şu demek. Bir ülkede tam demokrasi yoksa, tam adalet de yoktur. Tam adalet yoksa, insanlar arasında eğitim, güvenlik, ekonomik düzey, sağlık ve özgürlük konularında çoğunluğu mutsuz eden farklar mutlaka vardır.
Bir ülkede, tam demokrasi yoksa, hatta 6 başlı varlık etkisini sürdürüyorsa, o ülkede şu iki alan farklı inananlar ve farklı düşünenler için acı, kan ve gözyaşı üretebilir. Ürettiğini görmek ve yaşamak, tüm canlı varlıklar için büyük bir talihsizlik.
Yalanlara ve aldatmaya, bazen de aldatılmaya yönelik sahte dinler ve böyle din anlayışlarına dayalı siyasal görüşler, örgütler..
Nedenleri ne olursa olsun, içinde şiddet, ötekileştirme, ayırımcılık bulunmayan dinsel inançlar ve siyasal görüşler, insanların kişilikleri, birlikte yaşadıkları toplumla doğrudan ilişkilidir.
İnanç ve görüş, aslında bir insanı mutlu etmelidir. Farklı inançların ve görüşlerin de bulunabileceği gerçeği, hiç zorlama ve baskı olmadan kabullenildiğinde bu mutluluğun, huzurun, sevgi ve dostluk duygularının artacağı, böylece toplumsal barışın sağlanabileceği kanısındayım.
Toplumsal uzlaşı ve barış, insanı, hayvanı ve doğası ile uyum içinde yaşanması gereken Dünya’da ve yarınlarda uzayda, utanılacak düzeye gelen ŞİDDET’i geçmişte bırakmış olacaktır.
Şiddet, salt insandan insana ve insandan hayvana yönelik acı veren, kan ve gözyaşı döken bir eylem olarak algılanmamalıdır.
Doğaya, çevreye yönelik kirletme, yok etme eylemi de insanın ağır ve utanılası şiddetidir. İnsanın doğaya yaptığı şiddet, aslında hem insana, hem hayvana yöneliktir. Hayvana yönelik insan şiddetinin etkileri kesinlikle insanı ve doğayı da etkisi altına almaktadır.
İçinde şiddet olmayan her inanca ve siyasal görüşe, her zaman ve her koşulda saygılı bir insan olarak, her kesimden gelen ve her kesimi etkileyen 6 başlı vahşi varlığın ülkemizin siyasal ve toplumsal alanlarında tehlikeli boyutlara vardığı görüşündeyim.
Yine ülkemden bir yorumla sürdürüyorum yazımı.
Kentleri ve insanın gittiği doğası ile birlikte Türkiye sigara izmariti mezarlığı haline gelmiş durumdadır. Türkiye’nin küllük ve çöplük olmasında, ne yazık ki kadın-erkek iş birliği (!) vardır.
Kent veya doğa, Ankara veya İstanbul, tüm iller, sokak veya cadde, iş yeri veya konutların önleri ayırımını yapmadan çevrenize bir bakar mısınız? 6 başlı varlığı yaratan insanın kirli eseridir bu görüntüler.
Yerel yönetimlerin temizleme gücünü çok aşan bu kirlilik karşısında, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, Tarım ve Orman Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı, Yükseköğretim Kurulu (YÖK), diğer kamu kurum ve kuruluşları ile yazılı, görüntülü ve sosyal medyanın, aslında tüm insanların sessizlik ve sorumsuzluk yansıtan tutumları, Türkiye’mizi, küllük ve çöplük olmak konusunda doruğa doğru yükseltiyor. Yerlere düşme anlamında bir yükseliş.
Siyaset dünyasında da “6 Başlı Varlık” etkili.
Toprağa, suya ve havaya bakarak “Çevre Kirliliği” diyoruz.
Türkiye hapishanelerinin, 6 Başlının etkisi ile suçsuzların barınağı haline gelmesine, Cumhuriyet Halk Partisini (CHP) Türkiye’nin “Birinci Partisi” haline getiren Genel Merkez, il ve ilçe yöneticilerine, milletvekillerine, bazı belediye başkanlarına ve belediye meclisi üyelerine yönelik kuşatmalara ne diyebiliriz?....... Kuşatması mı? Kaç kelime ile olursa olsun siz doldurun noktalı yerleri.
Dünya’da ilk kez bir ana muhalefet partisi, iktidar ve destekleyen partilerin inanılmaz, beklenmez kuşatmasına uğramıştır. Şiddet anlamındaki ve etkisindeki bir kuşatma. Bu yetmezmiş gibi demokrasi, hukuk ve şiddetsiz iletişim kurallarına aykırı bir şekilde kuşatmaya, yetkisi tartışmalı bir mahkeme tarafından Olağan Kurultayda seçimi kaybetmiş insanlar dahil edilmiştir.
Seçimi kaybetmelerine karşın, bir mahkeme kararı ile Parti Yönetimine gelenlerin içe dönük kuşatmaları için 6 Başlıklı Varlık tanımına giren hangi başlıkları kullanmamız gerektiğini, insanlar, bilgilerine, kişiliklerine, görüşlerine veya çıkarlarına göre karar verirler elbette.
Sorun halkın içindeki insanlardan kaynaklanıyorsa, çözüm de halkın içindeki insanlardadır.
Türkiye’nin 6 Başlı Varlık’tan kurtulmasını, sevgi, dostluk, barış ve huzuru yakalamasını, şiddetsiz yöntemlerle demokrasi için mücadele edenlerin başarıya ulaşmasını diliyorum. Hiçbir kötü, hiçbir kötülük çok uzun ve sonsuza değin süremez. Dayanın gerçek CHP’liler ve seçilmiş demokrasi kahramanları, bakınız halkın çoğunluk diyebileceğimiz bir kesimi sizlerin yanında, çok yakınınızda.
Haydi, her zaman ve her yerde kadın-erkek birlikte, “6 Başlı Varlık” ve utanmazlık karşısında dayanışma içinde, haydi…