Nereye gidiyoruz, ne yapmalıyız?

Bundan önceki yazımızda şu sorunun etrafında durmuştuk:

“Çocuklarımızı biz mi yetiştiriyoruz, yoksa birileri mi?”

Bugün bu sorunun cevabını biraz da hayatın içinden arayalım.

22 Eylül’de Manisa’nın Turgutlu ilçesinde, bir okulun yakınında yaşanan ve basına yansıyan silahlı olayda öğrencilerin de aralarında bulunduğu bazı kişilerin yaralandığı bildirildi.

Bir okul yolu…

Çocukların yürüdüğü bir yol…

Ve insan ister istemez soruyor:

Nereye gidiyoruz?

Elbette okul güvenliği vazgeçilmezdir. Riskleri görmek, gerekli tedbirleri almak ve öğrencilerimizi korumak hepimizin sorumluluğudur.

Fakat mesele yalnızca okul kapısında başlamıyor.

Çünkü bazı tehlikeler kapıdan girmez.

Zihinden girer.

Öfke, kin, zorbalık, şiddeti sıradanlaştıran görüntüler, “güçlü olan haklıdır” düşüncesi…

Bunlar sessizce büyür.

Biz çoğu zaman davranışı görürüz; o davranışın ardında biriken yalnızlığı, kırgınlığı ve öfkeyi fark edemeyebiliriz.

İşte eğitim tam burada başlar.

Bir çocuğa yalnızca doğru cevabı vermeyi değil, yanlış yaptığında yeniden başlayabilmeyi de öğretmek gerekir.

Öfkesini yönetmeyi, kaybettiğinde yıkılmamayı, haksızlık karşısında şiddete değil adalete yönelmeyi, başkasının acısını önemsemeyi…

Çünkü eğitim bilgiyle başlar, karakterle anlam kazanır.

Matematik problemini çözebiliyor.

Peki, öfkesini çözebiliyor mu?

Sınavda başarılı olabiliyor.

Peki, kaybettiğinde kendisini kaybetmeden yoluna devam edebiliyor mu?

Bir arkadaşını kırdığında “Özür dilerim.” diyebiliyor mu?

Yunus Emre’nin asırlar öncesinden söylediği söz bugün de yol gösteriyor:

“İlim ilim bilmektir,
İlim kendin bilmektir.”

Bilmek, yalnızca bilgi sahibi olmak değildir. Asıl mesele, bilginin insanı nasıl birine dönüştürdüğüdür.

Fârâbî’nin eğitim anlayışında da bilgi ile erdem birbirinden ayrı değildir. Çünkü aklı geliştirmek kadar, onu doğru ve iyi olanın hizmetinde kullanabilmek de önemlidir.

Bugün matematik öğretiyoruz; peki adaleti?

Fen bilimlerini öğretiyoruz; peki merhameti?

Yabancı dil öğretiyoruz; peki güzel konuşmayı, güzel davranmayı?

Bir çocuğa “Başarılı ol.” demek kolaydır.

Asıl mesele şunu da söyleyebilmektir:

“Başarılı olduğunda insanlığını unutma.”

Çünkü bilgi aklı büyütür.

Edep insanı büyütür.

İlim yol gösterir.

Vicdan yön verir.

Bu dersin ilk adresi ise evdir.

Bazen sınav sonucunu sorar, fakat gününün nasıl geçtiğini sormayız. Kimlerle arkadaşlık ettiğini, neye üzüldüğünü, neden sustuğunu merak etmeyiz.

Oysa bazen uzun nasihatlerden çok, gerçekten dinleyen bir yetişkine ihtiyaç vardır.

Yan yana…

Göz göze…

Bir çay masasında, okul dönüşünde, arabada…

Bazen sadece:

“Seni anlıyorum.”

demek yeter.

Ve belki en kıymetlisi:

“Ne olursa olsun, bana anlatabilirsin.”

Okul da yalnızca ders yapılan bir bina değildir.

Hayatın küçük bir provasıdır.

Burada beklemeyi, kaybetmeyi, kazandığında başkasını küçümsememeyi, hata yaptığında özür dilemeyi ve farklı olana saygı göstermeyi öğreniriz.

Öğretmenin görevi de yalnızca ders anlatmak değildir.

Bir öğrencinin yüzündeki değişikliği fark etmek, teneffüste yalnız duran çocuğu görmek, zorbalığı “Çocuklar arasında olur.” diyerek geçiştirmemektir.

Bazen sadece:

“Sen iyi misin?”

diye sormaktır.

Çünkü büyük kırılmaların öncesinde çoğu zaman küçük işaretler vardır.

Mesele, onları zamanında görebilmektir.

Bir başka gerçek daha var:

Çocuklar söylediklerimizden çok, yaptıklarımızı öğrenir.

Sabırdan söz edip öfkeyle davranıyorsak, saygıyı anlatıp başkasını küçümsüyorsak, kitap okumayı öğütleyip elimizden telefonu düşürmüyorsak, çocuk sözümüzü değil hâlimizi öğrenir.

Bu yüzden özgürlüğü sorumlulukla, özgüveni tevazuyla, başarıyı emekle, gücü merhametle buluşturmalıyız.

Belki de işe önce kendimizden başlamalıyız.

Çünkü yalnızca sınavlara ve mesleklere hazırlamıyoruz.

İnsan yetiştiriyoruz.

Bir gün doktor, mühendis, öğretmen ya da yönetici olabilirler. Fakat hangi mesleği seçerlerse seçsinler, önce insan olacaklar.

Asıl sınav da orada başlayacak:

Haksızlık karşısında ne yapacaklar?

Güç ellerine geçtiğinde nasıl davranacaklar?

Bir başkasının gözyaşını gördüklerinde durup düşünecekler mi?

Bunların cevabı hiçbir sınav sonucunda yazmayacak.

O hâlde bugün kendimize iki soru soralım:

Çocuklarımıza nasıl bir dünya bırakacağız?

Ve daha önemlisi:

O dünyaya nasıl insanlar bırakacağız?

Cevap, hepimizin elinde.

Evde, okulda, sokakta ve hayatın her alanında…

Öyleyse yalnızca kötülükten korumayalım.

İyiliği içlerinde büyütelim.

Başarı kadar adaleti, bilgi kadar edebi, özgüven kadar merhameti önemseyelim.

Çünkü iyi bir gelecek kendiliğinden kurulmayacak.

Onu bugün, hep birlikte kuracağız.

Ve belki de artık beklemenin değil, harekete geçmenin zamanıdır.

Çocuklarımızın geleceği için değil yalnızca;

insanlığımızın geleceği için.

Çünkü dünyayı değiştirecek olan yalnızca bilgili insanlar değil,

bilgiyi vicdanla buluşturan iyi insanlar olacaktır.