İlk yazımda, YKS sonuçlarının ardından tercih dönemine girerken tıp fakültelerinde yaşanan değişimin artık rakamlarla da görülebilen bir gerçek hâline geldiğini ifade etmiştim. Bugün ise madalyonun diğer yüzüne birlikte bakalım.

Yaklaşık yirmi alti yıldır eğitimin içindeyim. Son yıllarda ise her tercih döneminde yüzlerce öğrenci ve veliyle birebir görüşme yapıyorum. Eskiden sohbetler "Hangi tıp fakültesini yazalım?" sorusuyla başlardı. Bugün ise ilk soru çok farklı:
"Hocam, gerçekten tıp okunur mu?"

Aslında bu soru, gençlerin mesleğe bakışının değiştiğini gösteriyor. Yeni nesil yalnızca mesleğin itibarına değil; çalışma koşullarına, yaşam kalitesine, uzmanlık sürecine, nöbet yüküne ve gelecekte nasıl bir hayat yaşayacağına da bakıyor.

Ancak burada önemli bir ayrımı yapmak gerekiyor.

Bu değişim, devlet tıp fakültelerinin değer kaybettiği anlamına gelmiyor. Aksine ülkemizin köklü devlet üniversitelerindeki tıp fakülteleri, nitelikli akademik kadroları, güçlü üniversite hastaneleri, bilimsel altyapıları ve yılların oluşturduğu eğitim kültürüyle hâlâ öğrencilerin ilk tercihleri arasında yer alıyor.

Bugün Ankara, İstanbul, Hacettepe, Ege, Gazi, Marmara, Dokuz Eylül, Bursa, Kocaeli, Selçuk , Necmettin Erbakan ve benzeri birçok devlet tıp fakültesinde en küçük bir kontenjan sorunu yaşanmıyor.

Başarı sıraları yine oldukça yüksek seviyelerde oluşuyor.

Asıl dikkat çekilmesi gereken nokta ise vakıf üniversitelerindeki tablo.
Son yıllarda çok sayıda özel tıp fakültesi açıldı.

Ancak yalnızca tıp fakültesi açmış olmak, aynı kalitede eğitim verildiği anlamına gelmiyor. Tıp eğitiminde kaliteyi gösteren en önemli göstergelerden biri akreditasyondur.

Türkiye'de ulusal ölçekte akredite edilmiş tıp fakültesi sayısı hâlâ sınırlıdır ve bu akreditasyona sahip vakıf üniversitelerinin sayısı ise çok daha azdır.

Tercih yapacak öğrencilerin sadece üniversitenin ismine veya reklamına değil, eğitim kalitesine, akademik kadrosuna, hastane altyapısına ve akreditasyon durumuna mutlaka dikkat etmeleri gerekir.

Bugün birçok vakıf tıp fakültesi, yüksek burs imkânları sunmasına rağmen kontenjanlarını doldurmakta zorlanıyor. Bunun nedeni sadece ücretler değildir.

Öğrenciler artık daha fazla araştırıyor, daha fazla sorguluyor ve geleceklerini çok daha bilinçli planlıyor.
Hekimlik, toplumun en saygın ve en kutsal mesleklerinden biridir.

Ülkemizin iyi yetişmiş hekimlere dün olduğu gibi bugün de, yarın da ihtiyacı olacaktır. Ancak iyi hekim yetiştirmenin yolu yalnızca kontenjan artırmaktan geçmez.

Güçlü akademik kadrolar, uygulama imkânları, araştırma kültürü, nitelikli eğitim ve uluslararası standartlara uygun bir tıp eğitimi, başarının vazgeçilmez unsurlarıdır.

Tercih yapacak gençlerimize tavsiyem şudur: Sadece "Tıp kazandım." demek için değil; iyi bir hekim olmak için tercih yapın. Gideceğiniz fakülte, alacağınız eğitimin kalitesini ve meslek hayatınızın temelini belirleyecektir. Bu nedenle tercih listenizi oluştururken puanın yanında kaliteyi, köklü geçmişi ve akreditasyonu da mutlaka değerlendirin.

Çünkü doğru tercih, sadece üniversiteyi değil, hayatınızın yönünü belirler.

Devamı yarın.