İnsan, tarih boyunca kendine bakmanın bir yolunu aradı. Kimi zaman suya yansıyan yüzünde, kimi zaman aynada, kimi zaman bir ressamın fırçasında kendini görmeye çalıştı. Bugün ise cebimizde taşıdığımız telefonlarla bunu her gün, hatta bazen her saat yapıyoruz. Peki hiç düşündük mü? Neden kendimizi fotoğraflıyoruz?
İlk bakışta cevap basit gibi görünür. Hatıra olsun diye. Güzel çıktığımız bir anı saklamak için. Sevdiklerimizle paylaşmak için. Ama biraz derine indiğimizde fotoğrafın sadece bir görüntü kaydetmekten çok daha fazlası olduğunu fark ederiz.
İnsan, kendini görmek isteyen tek canlıdır. Çünkü insan sadece yaşayan bir varlık değil, aynı zamanda kendisini düşünebilen bir varlıktır. Kim olduğunu, nasıl göründüğünü, başkalarının onu nasıl algıladığını merak eder. Çektiğimiz her fotoğraf biraz da bu soruların peşinden gider.
Aslında çoğu zaman fotoğrafını çektiğimiz şey yüzümüz değil, kendimiz hakkındaki düşüncemizdir. Kendimizi nasıl görmek istiyorsak, çoğu zaman öyle görünmeye çalışırız. Bu yüzden bazı fotoğraflarda olduğumuz kişiyi değil, olmak istediğimiz kişiyi görürüz.
Sosyal medyanın hayatımıza girmesiyle birlikte bu durum daha da görünür hale geldi. Artık fotoğraflar sadece albümlerde saklanmıyor. Yüzlerce, hatta binlerce insanın karşısına çıkıyor. Beğeniler, yorumlar ve etkileşimler farkında olmadan fotoğrafın anlamını da değiştirebiliyor. Bazen bir fotoğraf paylaşırken aslında “Beni görün.” demek istiyoruz. Bazen de “Ben buradayım.” demek.
Fakat işin daha derin bir tarafı var. İnsan sadece başkalarına görünmek için değil, kendine tanıklık etmek için de fotoğraf çeker. Çünkü zaman hızla geçer. Çocukluk, gençlik, sevinçler, hüzünler, dostluklar... Hepsi bir gün geride kalır. Fotoğraf ise bize şunu söyler: “Bu an gerçekten yaşandı.”
Yıllardır portre fotoğrafçılığı yapıyorum. Şunu fark ettim ki insanlar çoğu zaman güzel görünmek için değil, görülmek için objektifin karşısına geçiyor. Birilerinin onları fark etmesini değil sadece; kendilerinin de kendilerini fark etmesini istiyorlar. Çünkü bazen insan, kendi hayatının içinde kendisini kaybedebiliyor.
Belki de bu yüzden fotoğraf çekiyoruz. Kendimizi sevmek için değil, kendimizi tanımak için. Kusurlarımızla, değişimimizle, yaşanmışlıklarımızla yüzleşebilmek için. Yıllar sonra dönüp baktığımızda sadece yüzümüzü değil, o günkü ruh halimizi, hayata bakışımızı ve yaşadığımız dönemi de görebilmek için.
Fotoğraf aslında zamana bırakılmış küçük bir nottur. Ve her notun içinde aynı soru saklıdır: “Ben kimdim?”
Belki de kendimizi çekmemizin asıl sebebi, bu sorunun cevabını yıllar boyunca kaybetmemek istememizdir.