Bir YKS daha geride kaldı. Milyonlarca gencin aylarca, hatta yıllarca hazırlandığı sınav sona erdi. Ancak sınav biter bitmez yine aynı görüntüler televizyon ekranlarını ve sosyal medya mecralarını doldurdu: Sınava geç kalanlar, yanlış okulun kapısında bekleyenler, son saniyede koşanlar, görevlilere yalvaranlar, okul bahçe duvarlarından atlayarak sınav salonuna ulaşmaya çalışan gençler...

İşin ilginç tarafı, bu görüntüler artık sınavın kendisinden daha fazla konuşuluyor. Birkaç saat içinde sosyal medyanın gündem oluşuyor, ekranlarda yorumlar yapılıyor ve toplum adeta ikiye bölünüyor.

Bir tarafta, yaşananları sınav heyecanına ve insanlık haline bağlayanlar var. Onlara göre birkaç dakikalık gecikme yüzünden yılların emeğinin çöpe gitmesi kabul edilemez. Diğer tarafta ise gençlerin daha sorumlu olması gerektiğini savunanlar bulunuyor. Bu görüşe göre hayatın en önemli sınavlarından birine geç kalmanın mazereti olamaz.

Tartışmalar bununla da sınırlı kalmıyor. Bu yıl da bazı adayların kıyafetleri gündem oldu. Bir kesim, okul ve sınav ortamına uygun olmadığını düşündüğü kıyafetleri eleştirirken, diğer kesim bunun tamamen kişisel tercih olduğunu savunuyor. Günlerce kıyafetler, görüntüler ve sosyal medya paylaşımları konuşuluyor.

Ancak bütün bu tartışmaların arasında asıl mesele gözden kaçıyor.

Gençlerimizi gerçekten geleceğe hazırlayan bir sistem kurabiliyor muyuz?

Kimse milyonlarca gencin geleceğini büyük ölçüde etkileyen sınav sistemini konuşmuyor. Kimse üç saatlik bir sınavın öğrencilerin yıllar süren emeklerini ne kadar sağlıklı ölçebildiğini tartışmıyor. Soruların niteliği, sınav formatı, öğrenciler üzerindeki psikolojik baskı ve eğitim sisteminin gençleri nasıl şekillendirdiği gibi temel konular birkaç gün içinde gündemden düşüyor.

Oysa sınav kapısında yaşanan dramların önemli bir kısmı basit tedbirlerle önlenebilir. Daha etkili yönlendirmeler, okul bilgilerinin daha görünür hale getirilmesi, ulaşım konusunda yerel destekler ve belirli esneklikler sayesinde her yıl tekrarlanan görüntülerin önüne geçilebilir.

Asıl enerjimizi, birkaç saniyelik gecikmeler ya da kıyafet tartışmaları yerine eğitim sisteminin geleceğine harcamamız gerekiyor. Çünkü mesele bir duvardan atlayan öğrencinin görüntüsü değil; o duvara kadar gelmek için yıllarını vermiş gençlerin geleceğidir.

Görünen o ki önümüzdeki yıllarda da aynı görüntüleri izleyecek, aynı tartışmaları yapacağız. Eğer odağımızı değiştirmezsek, sınavın kendisini değil sınavın etrafındaki ayrıntıları konuşmaya devam edeceğiz.