Yıllar, yıllar önce çalışmaya başlarken devlet, Emekli Sandığı aracılığıyla bana bir taahhütte bulunmuştu: Maaşımdan, her ay yapacağı kesinti karşılığında;

· Emekli olduğumda, kimseye muhtaç olmadan insanca yaşamamı sağlayacak düzeyde aylık bağlayacağına,

· Her türlü sağlık sorunum için kamu hastanelerinde ücretsiz hizmet vereceğine;

· Yaşlılığımda, sağlığımla ilgili her sorunda hastaneleri ve hekimleriyle yanımda olacağına

Yürürlükteki ilgili yasalarıyla güvence vermişti.

O tarihteki deneyimsiz gençliğimle, devletin yasalarıyla verdiği sözleri bir gün unutabileceği aklımdan bile geçmemişti.

Onlarca yıl çalıştım ve her ay Emekli Sandığı’na sigorta primim yatırıldı. Devlet, kendi belirlediği miktardaki primi maaşımdan zaten kendi kesiyor; işverenim konumundaki kurumların payına düşen prime de kaynağında el koyuyordu.

Çalıştığım sürece ne Emekli Sandığı’na ne devletin hastanelerine ve hekimlerine herhangi bir gereksinimim oldu. Hastalık raporu bile almadım. Kısacası, Emekli Sandığı o dönemde benim için hiçbir harcama yapmadı.

Maaşımdan kesilen ile çalıştığım kurumların payına düşen sigorta primleri biriktikçe birikti.

Yasalarla belirlenen süreler dolunca emekli oldum.

İlk işe başlarken, “emekli olduğumda insanca yaşayabileceğim koşulları sağlayacak düzeyde aylık bağlayacağını” taahhüt eden devlet, yıllar önce verdiği bu sözü unutmuştu.

Hizmet sürem boyunca biriken sigorta kesenekleri karşılığında, işe yeni giren genç meslektaşıma ödenen maaş kadar aylık bağlamayı uygun görmüştü devlet.

Yıllar geçmiş, yaşlanmıştım. Eskiyen ve sağlıklı çalışmayan her şey gibi vücudumda da yıpranma sonucu çeşitli sağlık sorunları çıkmaya başladı.

Biriken sigorta keseneklerimin karşılığını hiç değilse bu konuda alabileceğimi düşünüyordum ama yine yanıldığımı, devletin bu sözünü de unuttuğunu gördüm.

Kamu hastanelerine, gereksinimim olduğunda değil, onların söyledikleri zamanda gidebilecektim. Özel işlem gerektiren konularda verilen randevular ise aylar sonrasıydı.

Zorunlu olarak, özel sağlık kuruluşlarında bedelini ödeyerek gereksinimimi karşılamaya yöneldim.

Emekli olduğum tarihten beri geçen on yıla yakın sürede, klasik ve BT anjiyolar, MR’lar, tomografiler, ultrason incelemeleri, tahliller, kardiyolojik ve onkolojik takipler için yaptığım sağlık harcamalarım yüz binlerce liraya ulaştı. İyi ki çalışmaktayken biraz birikim yapmıştım da bu bedeli ödeyebiliyorum.

Anlaşılan, Emekli Sandığı’na genel sağlık sigortası için boşuna prim yatırılmıştı. O primlerden yalnızca reçeteli ilaçlarımın bedelinin ödenmesi için yararlanıyorum. Oysa biriken primlerimle yalnız o ilaçları değil -belki de- eczaneyi satın alabilirim.

Yıllar geçtikçe, deneyimsiz gençliğim gerilerde kalırken, gelip giden asker/sivil iktidarlarca, devleti küçültme adına,

· Başta eğitim ve sağlık olmak üzere devletin görevi olan hemen her şey metalaştırılarak,

· Cumhuriyet’in kazanımı kamu iktisadi varlıkları yerli/yabancı sermayeye aktarılarak,

· Yasalar bir yana, Anayasa bile umursanmaksızın hak, hukuk, adalet, ahlak kavramları önemsizleştirilerek,

· Yurttaşın insan olmaktan doğan hakları ve özgürlükleri umursanmayarak,

”kurulu düzen” yeniden oluşturulmuş ve amaçlandığı gibi devlet de değişmişti.

Yıllar içinde kazandığım deneyimlerle, yeni düzenin beni ve benim gibileri dışladığının farkındaydım ama değişse bile, devletin verdiği sözlerden döneceğini düşünememişim! Onu da emeklilik yıllarımda öğrendim!

Sözünde durmayan insanlara neler dendiği belli de bunu yapan devlet olunca ne diyeceğimi bilemiyorum.