Dünyanın pek çok yerinde, kimi toplumlar huzur içinde yaşayıp gelecekleri için güzel işler yaparken, başka bazı toplumlar yıllardır bir türlü çözemedikleri sorunlara katlanarak yaşamlarını sürdürüyorlar. Biz de ikinci kesim içinde bulunuyoruz.

Her sorunun çözümü olmasına karşın, toplumumuz süreğen (kronik) sorunlarından neden bir türlü kurtulamıyor ve birinci kesimde yer alamıyor dersiniz?

ÜLKEDEKİ;

  • Uluslararası mali sermayeye (emperyalist sisteme) bağımlılık, işsizlik, yoksulluk, pahalılık, gelir dağılımındaki adaletsizlik, yapısal üretim yetersizliği gibi iktisadi,
  • Kent ve kır yaşamındaki sıkıntılar, çocuk işçiliği, kayırmacılık, örgütsüzlük, eğitim yetersizliği, kadın cinayetleri, şiddet, iş başında ölümler, trafik kazaları, depremlerdeki kitlesel ölümler gibi toplumsal,
  • İnsan hakları, yargı bağımsızlığı ve adalet, düşünce ve anlatım özgürlüğü, yolsuzluklar, yönetimlerin saydamlığı gibi hukuk ve demokrasi

konularındaki sorunların onlarca yıldır süregelmesi ve çözülmemesinin temel bir nedeni olmalı, değil mi?

***

Bireysel yaşamda sorunlarını bir türlü çözemeyen insanları, yakınları bile “beceriksiz” diye niteler; onlar da “ben zaten hiçbir şeyi beceremem” sözleriyle bunu kabullenirler ve kurtulamadıkları sorunlarıyla yaşamaya katlanırlar.

Ancak, birincil sorunu “sorunlarını çözememek” olan hiçbir toplum bile böyle nitelenemez. Yılgınlığa düşmüş birçok kişiye göre bunun nedeni toplumun “beceriksizliğidir” ama bu kolaycı genelleme doğru değildir.

Namık Kemal’in,

“Sana senden gelir ancak bir işde dâd lâzımsa.

Ümidin kes zaferden gayriden imdâd lâzımsa”

dizelerinde günümüzden 150 yıl önce söylendiği gibi bireysel olduğu kadar toplumsal düzeyde de her sorunu çözecek olan sorunun sahibidir.

Bu gerçeğin farkında olan bireyler gibi toplumlar da sorunlarının çözümü için “ondan bundan”, özellikle de kurulu düzenle çelişkisi olmayanlardan “yardım beklemez, başlarının çaresine bakarlar”.

O çare nedir, görelim…

Toplumu derinden etkileyen süreğen sorunların köklü çözümü için kimi koşulların sağlanmış olması gerekir. Bu bağlamda, toplumun büyük kesimi;

  • Yaşadığı sorunları bütün boyutlarıyla saptamış, tanımlamış ve kavramış olmalı,
  • Görünen sonuçlarla zaman geçirmekten çok sorunların köken, kaynak ve gerçek nedenlerini öğrenmeye odaklanmalı,
  • Alternatif çözümler üzerinde bilgili, istekli, kararlılık sahibi ve genel bir uzlaşmaya varmış olmalı,
  • Sorunlardan kurtulmayı başarmak için gerekli en uygun araçları sağlamaya çalışmalıdır.

Bu nesnel ve öznel koşullar sağlandığında, toplumlar kendilerini adım adım zafere götürecek en önemli araç olan örgütlülüğe kavuşacaklardır. Örgütlülük olmaksızın başarıya ulaşılamayacağı gibi, başarı için de örgütlenenlerin, ortak amaç doğrultusunda bilgili, birikimli, gerçekçi, kararlı, dayanışmacı, sabırlı, özverili ve iş birliğine açık olmaları; öncülük edenlerin ise deneyimli olmaları dışında bir yol yoktur. (Bu tür örgütlülükte bulunması gereken temel özellikleri 13.04.2025 günü burada yayımlanan yazımda ayrıntısıyla anlatmıştım).

Yüz yıllık Cumhuriyet tarihinde, bu nitelikte bir örgütlü halk hareketi yaratmak için birçok girişim olsa da bunlar, pek çok nedenle kitleselleşememiş, beklenen başarı sağlanamamıştır.

Örgütlülükten yoksun toplum, sorunlarını salt siyasi propaganda aracı olarak kullananlardan çözüm umarak yaptığı tercihlerden de doğal olarak beklediği sonucu alamamıştır.

Kuruluşundan yaklaşık 15 ay sonra girdiği 2002 yılındaki seçimde seçmenin %34,28'inin desteğiyle iktidara gelen ve Türkiye'de kesintisiz şekilde en uzun süre iktidarda kalan siyasi hareket olan AKP de başarısını toplumun örgütsüzlüğüne borçludur.

***

Dünya değişmiş, kalıcı sorunlarımıza yenileri eklenmiş, toplumdaki beklentiler değişmiş ama ülkedeki kurulu düzene karşı çıkan, halkın temel sorunları için çeşitli çözümler üreten hiçbir siyasi parti bu değişime kendisini uyarlamamıştır. 9 Eylül 1992’de yeniden kurulan Cumhuriyet Halk Partisi de onlardan birisidir.

“İktidarın alternatifiymiş gibi görünüp ana muhalefet olmakla yetinme” biçiminde özetlenebilecek siyaset yapma anlayışıyla CHP ne iktidar partileri ne -iç ve dış- düzen savunucuları için ciddi bir rakip ve risk olarak görülmemiştir. Demokrasi, hukukun üstünlüğü, kişi hak ve özgürlükleri, laiklik, kadın erkek eşitliği, insan hakları, düşünce ve örgütlenme özgürlüğü, iktisadi refah gibi söylemlerle konuşmalarını süsleyen parti yöneticilerini kendi yandaşları dışında toplum da dikkate almamış, seçimlerde aldığı geleneksel oy oranı artırılamamıştır.

2023 yılındaki kurultaya değin 31 yıl boyunca CHP’yi yönetenler, “insanların temel sorunlarının çözümü için etkin bir mücadeleye girmeyi, yalnız söylemle değil eylemle de onların yanında olarak topluma öncülük etmeyi ve partiyi halkın örgütü yapmayı” hedefleyen başka bir siyaset yapma anlayışını akıllarına bile getirmemişlerdir.

38. Kurultayda seçilen Özgür Özel başkanlığındaki son yönetim ise, ilk kez toplumun örgütsüzlüğünü doğru biçimde saptadı ve bu boşluğu doldurmak için “güncellenmiş kuruluş ayarlarına döndürerek, CHP’ye reformist kimliğini yeniden kazandırdı”. Bu değişim, partideki köhnemiş siyaset yapma anlayışını kökten değiştiren rüzgarlar estirmeye başlayınca “olanlar oldu”...

Kurultay’dan bu yana,

  • Faşizme, ABD emperyalizmine, kurulu düzene yönelik eleştiri ve eylemleriyle,
  • Toplum içindeki duruşuyla, sorunlara sahip çıkışı ve akılcı çözüm önerileriyle,

partili/partisiz yığınla insanı yüzlerce kez meydanlara toplayan, halkın önemli bir kesiminin desteğini alan ve CHP’yi demokrasi mücadelesinin odağı; gerçek iktidar alternatifi haline getiren Özgür Özel, herkese “liderliğini” benimsetti.

CHP, onun liderliğinde toplumun güvendiği örgüt kimliğine kavuştu. On yıllardır katlandığı süreğen sorunlarla yaşamaya çalışan insanlar, kendi örgütünü kuramamış ama yerel seçimlerde verdiği destekle büyüttüğü CHP, o boşluğu doldurmak için umut olmuştu.

CHP’yi hiçbir zaman ciddi bir risk olarak görmeyenler için ise Ö. Özel liderliğindeki değişimle parti ilk kez sorun haline gelmişti ve zaman yitirmeden, kurulu düzenin araçları kullanılarak eski durumuna döndürüldü.

Halk için sorunlar yumağı olan kurulu düzenin savunucularına göre asıl sorun, CHP değil, demokrasi ve bağımsızlık yanlılarından oluşan halk muhalefetinin Ö. Özel liderliğinde “filizlenen” örgütlülüğüdür. Tartışmalı bir mahkeme kararıyla CHP’yi kolayca işgal ettirirken bu filizi büyüyüp ağaç olmadan yok etmeyi amaçlamışlardı.

Yaşananlar oldukça büyük gürültü çıkardı ve hala tartışılmakta ama başarıya giderken yaşadığı bu “yol kazası” Ö. Özel liderliğindeki halk muhalefetini çok fazla etkilemedi. Örgütlülük yolunda ilerleyen muhalefet bütün diriliğiyle varlığını sürdürüyor.

Bundan sonra da emperyalist odaklar ve yerli ortakları durmayacak; hedefleri, örgütlülüğün gelişimini durdurmak için Özgür Özel’den kurtularak halk muhalefetini lidersiz bırakmak olacaktır.

O nedenle, işgalciler CHP’de ne yapıyor, kurultay yapılmazsa parti seçime katılamaz mı, yeni parti mi kurulmalı, parti kurulursa ne kadar oy alır gibi yalnızca ilgililerinin uğraşması gereken boş tartışmalarla oyalanmak yerine bugün öncelikle yapılması gereken;

  • Lidere sahip çıkmak ve onu her şekilde korumak,
  • Muhalefeti bir “halk hareketine” dönüştürmek ve daha da yaygınlaştıracak biçimde çalışmaktır.

Böyle bir “hareketin”, zamanında ya da erken, yapılacak ilk seçimde ve sonrasında başarılı olması ne yeni bir partiye ne de CHP’de yaşanabilecek gelişmelere bağlıdır. Kısa erimli başarı için “hareket” dışındaki tüm demokrasi güçleriyle bugünden bir “seçim bloku” oluşturmaya mutlak gereksinim vardır. Bütün enerji bu yönde kullanılmalıdır.

Anımsayalım; CHP işgal edilmemiş olsaydı da ülkemizdeki iktidar yapılanmasının özelliği ve seçilme koşulları nedeniyle başarı için tüm demokrasi güçlerinin böyle bir blok içinde toplanması gerekmeyecek miydi?

CHP’nin işgal edilmiş olması nedeniyle “anlamsız bir çaresizlik duygusuna” kapılarak yeni bir parti kurmak, o partiyi seçime katılabilir hale getirmek için çabalamak hem hedefe yönelik ilgiyi dağıtacak hem partili/partisiz bütün muhaliflerce benimsenen Ö. Özel’in liderliğini yeni partiyle sınırlayarak zayıflatacak, hem de “tüm demokrasi yanlılarının katılacağı seçim bloku” oluşturmakta sorunlar yaratabilecektir.

Anlamsız çaresizlik duygularıyla, sabırsızlıkla, her boyutta sonuçları düşünülmeden atılacak adımlarla beklenmeyen yeni sorunlar yaratılmaz umarım.

CHP’DE OLANLARI İZLERKEN bunları düşünüyor ve kendi kendime söyleniyorum:

“OK YAYDAN ÇIKMIŞTIR VE MUTLAKA HEDEFİNE ULAŞACAKTIR”. İlk seçimde ya da daha sonra…

AMA MUTLAKA!