Sosyal Medyada Dolaşan İddialar Ne Kadar Doğru? Bilim Ne Söylüyor?
Son günlerde sosyal medya ve bazı yayın organlarında, gebelikte kullanılan kozmetik ürünlerin erkek çocuklarda penis gelişimini olumsuz etkilediği, ilerleyen yaşlarda cinsel yönelimi değiştirdiği veya erkeklerde jinekomastiye neden olduğu yönünde dikkat çekici iddialar sıkça gündeme getirilmektedir. Kullanılan dil çoğu zaman o kadar kesin ve korkutucudur ki, bir üroloji uzmanı ve akademisyen olarak bile “Acaba?” sorusunu kendime sormadan edemiyorum. İşte tam da bu nedenle, konuyu bilimsel veriler ışığında değerlendirmek büyük önem taşımaktadır.
Bilimsel açıdan bakıldığında, endokrin bozucu çevresel kimyasalların fetal gelişim üzerindeki olası etkileri uzun yıllardır araştırılmaktadır. Deneysel çalışmalar ve bazı epidemiyolojik araştırmalar, gebelikte belirli kimyasallara yüksek düzeyde maruziyetin erkek fetüsün üreme sistemi gelişimi üzerinde etkili olabileceğini düşündürmektedir. Bu nedenle gereksiz kimyasal maruziyetin azaltılması, koruyucu hekimliğin temel ilkeleriyle uyumlu ve doğru bir yaklaşımdır.
Ancak burada çok önemli bir ayrım yapılmalıdır. Bugüne kadar elde edilen bilimsel kanıtlar, annenin gebelik süresince günlük kozmetik kullanımının tek başına erkek çocukta penis küçüklüğüne, cinsel yönelimin değişmesine veya erişkin erkeklerde fondöten gibi kozmetik ürünlerin jinekomastiye yol açtığını gösterecek güçte değildir. Bu iddiaları doğrulayacak, neden-sonuç ilişkisini ortaya koyan yüksek kaliteli, tekrarlanmış klinik çalışmalar mevcut değildir. Ama yine de aşırıya kaçmamalı, kaliteli ürünler kullanılmalıdır.
Bilim, olasılıkları araştırır; hipotezler üretir ve bunları test eder. Ancak araştırılmakta olan bir hipotez ile kanıtlanmış bilimsel gerçek aynı şey değildir. Ne yazık ki sosyal medyada ve zaman zaman bazı akademik paylaşımlarda, bilimsel makalelerin yalnızca dikkat çekici birkaç cümlesi bağlamından koparılarak kesin sonuç gibi sunulabilmektedir. Oysa çoğu çalışmanın sonuç bölümünde “kanıt değildir”, “yalnızca olası bir ilişki göstermektedir” veya “daha fazla araştırmaya ihtiyaç vardır” ifadeleri açıkça yer almaktadır. Bilim, tek bir cümleyle değil; çalışmanın tamamı, metodolojik kalitesi ve farklı araştırmaların ortak sonuçlarıyla değerlendirilir.
Sorunun en önemli boyutu ise toplum sağlığıdır. Bilimsel dayanağı henüz yeterince oluşmamış iddiaların kesin gerçeklermiş gibi sunulması, özellikle gebeler ve anne adaylarında “Acaba kullandığım bir ürün bebeğime zarar verdi mi?” veya “Farkında olmadan oğlumun geleceğini etkiledim mi?” şeklinde derin ve yıpratıcı kaygılara neden olabilmektedir. Gereksiz korku oluşturmak da en az yanlış tedavi kadar önemli bir halk sağlığı sorunudur.
Koruyucu hekimliğin amacı yalnızca hastalıkları önlemek değil, aynı zamanda yanlış bilgi, gereksiz kaygı ve sağlıkla ilgili korkuları da önlemektir. Bu nedenle sağlık alanındaki açıklamalar; sansasyon oluşturma amacıyla değil, kanıta dayalı tıp ilkeleri doğrultusunda, ilgili konuda uzman kişiler tarafından yapılmalıdır.
Toplumun doğru bilgiye ulaşabilmesi için bilimsel verilerin sosyal medyanın hızına değil, bilimin titizliğine göre değerlendirilmesi gerekir. Çünkü bilim korku üretmez; belirsizlikleri araştırır, kanıtları tartar ve ancak yeterli delil oluştuğunda kesin konuşur.
Hamilelikte Kullanılan Kozmetikler Gerçekten Erkek Çocukların Gelişimini Etkiliyor mu?
Yaşar Özgök
Yorumlar
Trend Haberler
Haluk Levent'ten Kötü Haber!
Çankaya’da yol seferberliği sürüyor: Mahalle mahalle yenileme çalışması
EnaG Enflasyonu Açıkladı: Haziran Ayı Enflasyonu Şaşırttı!
Ankara'da Depozito İade Makineleri Aktif: Hangi Noktalarda Bulunuyor?
TÜİK Hazran Ayı Enflasyonunu Açıkladı!
Büyük Aşk Bitti mi? İhanet İddiaları Gündemde!