Genç Senarist ve Yönetmen Onur Akın’a Hollywood’dan Dört Dalda Dört Birincilik Ödülü Verildi

Bir ailenin gururunu anlatması kolaydır.

Çünkü gurur, kelimelerin taşıyabileceğinden daha ağır bir duygudur.

Fakat bugün yazacaklarım yalnızca bir ailenin sevinci değildir.

Bu satırlar, yıllardır sanatın içinde yaşayan, şiir, müzik, edebiyat ve sinemanın emek istediğini bilen bir insanın iç muhasebesidir.

Geçtiğimiz yıllarda oğlum Onur Akın’ın Senaryosunu yazdığı, başrolde oynadığı ve yönettiği “Ben Mentor” adlı kısa film, Hollywood Academy Film Awards’da dört ayrı kategoride dört birincilik ödülü kazandı.

Whatsapp Image 2026 07 21 At 10.41.52

En İyi Deneysel Kısa Film…

En İyi Öğrenci Kısa Filmi…

En İyi Yönetmen…

En İyi Yabancı Kısa Film…

Dört dal…

Dört birincilik…

Ayrıca, Halicarnassus Film Festivali’nde, kızım Damla Akın Yalçın tarafından tasarlanan “Ben Mentor ”film posteri, En İyi Poster kategorisinde birincilik ödülü almıştır.

Bir sinemacı için bundan daha büyük bir takdir düşünmek kolay değildir.

Elbette baba olarak gururlandım. Fakat beni düşündüren, ödüllerin kendisinden çok, bu başarının ülkemizde ne kadar yankı bulduğu oldu.

Ne gariptir ki, dünyanın takdir ettiği bu başarı, kendi ülkesinde görsel ve yazılı basında birkaç satırlık bir habere bile dönüşmedi.

Çünkü biz, başarıya alkış tutmayı çoğu zaman geç öğrenen bir toplumuz. Bir sanatçı kendi ülkesinde sessizce üretir. Kendi imkânlarıyla mücadele eder.

Projeler hazırlar.

Kapılar çalar.

Destek arar.

Çoğu zaman “şimdilik olmaz” cevabını alır.

Sonra bir gün aynı sanatçı, dünyanın öbür ucunda ödül kazanır.

İşte o zaman dönüp bakarız. Oysa başarı, o ödül töreninde başlamamıştır.

Başarı; ilk hayalin kurulduğu gün başlamıştır.

İlk senaryonun yazıldığı gece…

İlk reddedilişte vazgeçilmeyen anda…İlk başarısız denemeden sonra yeniden ayağa kalkıldığında…

Gerçek ödül aslında oralarda kazanılmıştır.

Biz ne yazık ki sonucu alkışlıyor, süreci görmüyoruz. Sanatın en büyük yalnızlığı da burada başlıyor. Türkiye, tarih boyunca çok büyük sanatçılar yetiştirdi.

Şairler…Yazarlar…Müzisyenler…Yönetmenler…Ressamlar…

Fakat dikkat edin; bunların önemli bir bölümü gerçek değerini ya yurt dışında gördü ya da hayatını kaybettikten sonra. Yaşarken yalnız bırakılan insanların ardından uzun methiyeler dizmeyi seviyoruz. Belki de en büyük eksikliğimiz budur.

Çünkü alkışımız gecikiyor. Oysa sanat beklemiyor. Zaman beklemiyor.

Gençlik hiç beklemiyor.

Bugün dünyanın herhangi bir ülkesindeki genç yönetmenle yarışabilen Türk sinemacıları var. Uluslararası festivallerde ödül alan gençlerimiz var.

Teknolojiyi kullanan, evrensel dil kurabilen, güçlü hikâyeler anlatabilen yeni bir kuşak yetişiyor. Bu kuşak, eski ezberlerle değil; hayalleriyle yol alıyor.

Onların en büyük ihtiyacı ise yalnızca maddi destek değildir.

İnanılmak…Görülmek…Dinlenmek…Ürettiklerinin önemsenmesidir.

Çünkü sanat, yalnızca para ile büyümez. Sanat, güvenle büyür.

Bir ülke genç sanatçılarına ne kadar güven duyuyorsa, kültürü de o kadar büyür.

Sinema bunun en güçlü örneklerinden biridir.

Bir kısa film, bazen iki saatlik bir uzun metrajdan daha derin cümleler kurabilir. Çünkü mesele süre değildir.

Mesele anlatacak sözü olmaktır.

Bugün Hollywood’da ödül alan filmler incelendiğinde görüyoruz ki büyük bütçelerden önce büyük fikirler geliyor.

Kamera değişiyor. Teknoloji gelişiyor. Efektler yenileniyor.

Fakat insanın hikâyesi hiç değişmiyor.

İyi anlatılmış bir hikâye, dünyanın her yerinde aynı duyguyu uyandırıyor.

İşte sanatın dili budur. Tercümana ihtiyaç duymaz. Pasaporta ihtiyaç duymaz.

Sınırlara ihtiyaç duymaz.

Senarist, oyuncu ve yönetmen Onur Akın’ın aldığı dört ödül yalnızca ailesinin gururu değildir.

Bu başarı, ülkemizde yetişen genç sanatçıların doğru fırsatlar bulduklarında neler başarabileceklerinin somut bir kanıtıdır.

Bugün bir yönetmen ödül alır.

Yarın bir besteci…Ertesi gün bir bilim insanı…Sonra bir sporcu…Bir müzisyen. Başarı bulaşıcıdır. Yeter ki onu görmeyi bilelim.

Yeter ki kıymetini zamanında anlayabilelim.

Bir toplumun gelişmişliği yalnızca ekonomik verilerle ölçülmez.

Kültüre verdiği değerle ölçülür. Sanata ayırdığı alanla ölçülür.

Gençlerine duyduğu güvenle ölçülür.

Bir ülkenin geleceği, inşa ettiği yollar kadar; yazdığı romanlarda, bestelediği şarkılarda ve çektiği filmlerde de saklıdır.

Bu nedenle Hollywood’dan gelen bir film dört ödül, sadece dört kupadan ibaret değildir.

Onlar; sabrın, emeğin, hayal kurmanın ve vazgeçmemenin madalyalarıdır.

Bir baba olarak elbette gurur duyuyorum.

Ancak bu gururun ötesinde, bir vatandaş olarak başka bir dileğim var.

Keşke çocuklarımızı önce yabancılar keşfetmese…Keşke onların değerini, başka ülkelerin jüri üyeleri söylemeden biz anlayabilsek…

Keşke alkışlarımız, başarı geldikten sonra değil; mücadele devam ederken yükselse…İşte o gün yalnızca sanatçılar kazanmayacak.

Türkiye kazanacak.

Çünkü sanatın gerçek ödülü, kupalar değil; yetiştiği toprağın ona sahip çıkmasıdır.

Ve bütün bunlara rağmen, aynı filmin dünyanın farklı festivallerinde kazandığı on yedi (17) ödülü henüz bu satırlara dahil bile etmiyorum.

Şimdi sırada, tamamlanan yeni kısa filmler ve festivallerden gelecek yeni başarılar var.

Sonsöz: Haydi Türkiye, bu genç sanatçılara sahip çık!