İstanbul Devlet Modern Folk Müziği Topluluğu Solisti Yüksel Dilibal ile Türk Halk Müziği Üzerine Derin Bir Söyleşi

İnsan bazen bir sanatçıyı dinlerken yalnızca bir sesi değil, geçmişten bugüne taşınan görünmez bir hikâyeyi de duyar. Çünkü bazı sesler vardır; yılların içinden gelir. Bir köy odasının sessizliğinden, uzun yolculuklardan, ayrılıklardan, özlemlerden ve Anadolu'nun hiç eskimeyen hafızasından süzülüp insanın içine yerleşir. Yüksel Dilibal ile yaptığımız bu söyleşi boyunca ben de tam olarak bunu hissettim.

Bugün müzik dünyasında çok fazla ses var. Fakat insanın içinde iz bırakan, samimiyetine inandığı seslerin sayısı giderek azalıyor. Çünkü artık birçok şey hızla tüketiliyor, oysa Türk Halk Müziği aceleye gelmez. Bir türkünün içinde yıllarca taşınmış bir hasret, söylenememiş bir cümle, bazen de bir ömür gizlidir. Bu yüzden Türk Halk Müziği yalnızca bir müzik türü değil; bir halkın hafızasıdır.

Yüksel Dilibal'ın sanat yolculuğuna baktığınızda bunu açıkça hissediyorsunuz. Çocuk yaşlarda başlayan müzik sevgisi, yıllar içinde disiplinli bir sanat anlayışına dönüşmüş. Devlet korolarında geçen yıllar, sahne deneyimleri, albümler, konserler ve bugün hâlâ aynı sadelikle devam eden üretim süreci... Bütün bunların içinde dikkatimi çeken en önemli şey ise onun müziğe bakışındaki içtenlik oldu..

Onun sesinde büyük bir gösteriş değil, yaşanmışlıkların bıraktığı doğal bir derinlik var. Belki de bu yüzden söylediği türküler kulağa değil, doğrudan insanın hafızasına dokunuyor. Bazen eski bir kasaba akşamını, bazen de uzun zamandır unuttuğunu sandığın bir duyguyu yeniden hatırlatıyor insana. Gerçek sanatın en güçlü tarafı da budur zaten; insanı kendi iç sesiyle karşı karşıya bırakabilmesi...

Bu röportajı hazırlarken yalnızca müziği konuşmadık. Anadolu'nun kültürel belleğini, değişen müzik anlayışını, gençlerin halk müziğine bakışını, teknolojiyi ve sanatın topluma karşı taşıdığı sorumluluğu da konuştuk. Her cevabında halk müziğine duyduğu bağlılığı ve bu kültürü geleceğe taşıma çabasını görmek mümkündü. Çünkü bazı insanlar için müzik bir meslek olabilir; bazıları için ise bir hayat biçimi... Yüksel Dilibal'ın sanatında hissettiğim şey tam olarak buydu.

Bugün geleneksel müziğin zaman zaman geri planda bırakıldığı bir dönemde, köklerinden kopmadan üretmeye devam eden sanatçılar çok daha kıymetli hâle geliyor. Çünkü türkü dediğimiz şey sadece geçmişe ait bir hatıra değildir; insanın kendini unutmaması için bırakılmış bir izdir. Ve o izi yaşatmaya çalışan her sanatçı, aslında bu toprakların kültürel hafızasına sahip çıkıyordur.

Okuyacağınız bu söyleşi, yalnızca bir sanatçının kariyer yolculuğu değil; aynı zamanda müziğin insan ruhunda bıraktığı derin izlere dair samimi bir yolculuk.

Söyleşi ilerledikçe siz de göreceksiniz ki; bazı türküler bitse bile etkisi uzun süre insanın içinde kalır. Tıpkı bazı seslerin yıllar geçse de unutulmaması gibi...

Sadece sesi değil, dostluğa olan inancı da mükemmeldir.

Türk Halk Müziği'ne olan ilginiz nasıl başladı ve sizi bu alana yönlendiren ne oldu?

Türk Halk Müziği ile bağım aslında çok küçük yaşlarda başladı. İlkokul 4. sınıftayken sanatçıların taklitlerini yapıyor, onların yorumlarını ve sahne tavırlarını büyük bir ilgiyle takip ediyordum. O yıllarda bile müziğin insan ruhuna nasıl dokunduğunu hissedebiliyordum.

Ailem de bu yolculuğumda benim için çok önemli bir etken oldu. Annemin ve babamın güzel sesleri, evimizin içinde müziği hep canlı tuttu. Ağabeyimin bağlama çalması ise beni Türk Halk Müziği'nin o derin ve samimi dünyasıyla daha güçlü bir şekilde buluşturdu.

Zamanla anladım ki THM sadece ezgilerden ibaret değil; bir milletin hafızası, kültürü ve duygularının en saf anlatımıdır. Anadolu'nun yaşanmışlıklarını, sevgisini, özlemini ve hikâyelerini içinde taşıyan bu müzik beni her zaman kendine çekti. Bugün hâlâ THM'ye aynı heyecan ve aynı saygıyla yaklaşmamın temelinde de çocukluk yıllarımdan gelen o güçlü bağ vardır.

03B870Bd 2Ffc 494A 9184 7Dbdca0F8A34

Müzik yolculuğunuz ve bugüne kadar gerçekleştirdiğiniz projelerden söz eder misiniz?

1990 yılında, Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın açtığı sınavı; dönemin değerli hocaları Celal Vural, Mehmet Özbek, Mustafa Özgül, Bayram Bilge Toker, Taner Can, Şener Önaldı, Yaşar Doruk ve Halil Atılgan'ın jüri üyeliğinde kazanarak Sivas Devlet Türk Halk Müziği Korosu'nda göreve başladım.

1997 yılında İstanbul'a giderek, Ferdi Tayfur'un plak şirketi olan Ferdifon Plak'ta ilk albümüm *"Sandık"*ı çıkardım. Bu albüm, müzik yolculuğumda önemli bir dönüm noktası oldu. Daha sonra evlenerek İstanbul'a yerleştim. Bir kızım oldu; şu anda Amerika'da Dartmouth College'da bilgisayar mühendisliği son sınıf öğrencisi.

2023 yılında "Kahveyi Kavururlar",
2024 yılında "Yarim Senden Ayrılalı",
2025 yılında ise "Bahçalarda Mor Meni" adlı single çalışmalarımı dinleyicilerle buluşturdum.

Önümüzdeki aylarda ise büyük bir hayranlık ve saygıyla takip ettiğim, Türkiye'nin ve dünyanın en sevilen sanatçılarından biri olan Ferhat Livaneli ile yeni projelere imza atacağız. Şu anda İstanbul Devlet Modern Folk Müziği Topluluğu'nda solist sanatçı olarak kariyerime devam ediyorum.

Geçmişten günümüze Türk Halk Müziği'ni nerede görüyorsunuz? Ve sizin hayatınızdaki yeri nedir?

Türk Halk Müziği, benim sanatsal ve kültürel kimliğimin temel taşlarından biridir. Bu müzik, Anadolu'nun zengin tarihini, toplumsal hafızasını ve evrensel duygularını en saf haliyle yansıttığı için onu bir kültür köprüsü olarak görüyorum.

Bugün baktığımızda THM, hem geleneksel motiflerini koruyor hem de modern yorumlarla evriliyor. Sanatçılar artık Anadolu'nun köklü ezgilerini çağdaş enstrümanlarla buluşturuyor. Böylece halk müziği, genç nesillerin de ilgisini çeken dinamik bir kültürel mirasa dönüşüyor.

Türk Halk Müziği'nde taşıdığımız hikâyeler sizce bir topluluğun kimliğini ve belleğini nasıl inşa ediyor?

Türk Halk Müziği'nde anlattığımız hikâyeler, bir toplumun kimliğini ve belleğini şekillendirir. Her türkü; o toplumun sevinçlerini, acılarını, özlemlerini ve değerlerini içinde taşır.

Bu yüzden halk müziği bizi köklerimize bağlar, kim olduğumuzu hatırlatır ve geçmişten geleceğe güçlü bir kültürel aktarım sağlar.

Geçmişteki THM icracıları ile günümüzdeki icracılar arasında fark görüyor musunuz?

Geçmişteki THM icracıları daha çok yerel ve geleneksel yöntemlerle, köyden köye aktarılan saf ve sade bir icra anlayışına sahipti. Günümüzde ise sanatçılar, geleneksel melodileri korurken modern enstrümanlar, farklı armoniler ve prodüksiyon teknikleriyle müziği daha evrensel bir boyuta taşıyorlar.

Yani geçmişteki icra daha yalın ve doğal bir yapıdayken, günümüzde daha zengin ve çeşitlenmiş bir müzikal yaklaşım görüyoruz.

Sizce gençlerin Türk Halk Müziği'ne ilgisi var mı?

Bence günümüz gençlerinin Türk Halk Müziği'ne ilgisi farklı bir biçimde gelişiyor. Bazı gençler halk müziğinin köklü hikâyelerine ve samimi duygusuna giderek daha fazla ilgi duyuyor.

Dijital dünyanın içinde bile insanlar kendi köklerini keşfetmek, geleneksel ezgileri modern yorumlarla birleştirmek istiyor. Bu nedenle gençlerde THM'ye karşı yeni ve farklı bir arayış olduğunu düşünüyorum.

Türkiye'de müziğe bakışı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye'de müzik yalnızca bir eğlence aracı değil; toplumun hafızasını, acılarını, sevinçlerini ve yaşanmışlıklarını taşıyan güçlü bir kültür mirasıdır. Özellikle Türk Halk Müziği, Anadolu insanının yüreğinden kopup gelen samimi bir anlatımdır.

Bir türkü bazen bir ayrılığı, bazen bir hasreti, bazen de yıllarca dile getirilemeyen duyguları birkaç sözle anlatabilir. Müziğin insan ruhunu iyileştiren, birleştiren ve insana kendini yeniden hatırlatan çok özel bir gücü olduğuna inanıyorum.

Türkiye'deki müzik ortamını nasıl buluyorsunuz?

Türkiye'deki müzik gerçekten çok zengin ve büyük bir çeşitliliğe sahip. Halk müziği, türküler, pop, rock ve diğer türler büyük bir harmoni oluşturuyor.

Fakat dijitalleşmeyle birlikte bazı geleneksel formlar zaman zaman geri planda kalabiliyor ve ticari kaygılar ön plana çıkabiliyor. Özellikle geleneksel sanatçılar maddi anlamda yeterli desteği her zaman göremeyebiliyor. Buna rağmen köklerine bağlı, samimi sanatçılar sayesinde geleneksel müziğin hâlâ güçlü bir şekilde varlığını sürdürdüğünü düşünüyorum.

Günümüz müziğinde sizi en çok rahatsız eden sorun nedir?

Beni en çok rahatsız eden şey, bazen yüzeyselliğin ve ticari kaygıların duygusal derinliğin önüne geçmesi. Birçok eser benzer kalıplarda ve benzer temalarda üretiliyor. Bu da müziğin o samimi, içten hikâyesini gölgeleyebiliyor.

Ben müziğin her zaman bir duygu ve anlatım aracı olarak kalmasını, samimiyetle üretilmesini diliyorum.

Müzik zamanın ve mekânın ötesinde evrensel bir dilse, sizin bu dili kullanma biçiminiz dinleyicilerle nasıl bir bağ kuruyor?

Müzik, zamanın ve mekânın ötesinde her kalbe dokunan evrensel bir dildir. Ben de bu dili kullanırken dinleyicilerimle samimi ve içten bir bağ kurmaya çalışıyorum.

Onların duygularına, anılarına ve umutlarına dokunarak müziğin hepimizi aynı potada buluşturan o sıcak dilini birlikte yaşamayı önemsiyorum.

Müzik tarih boyunca toplumsal adaletsizlikleri ve ezilen sesleri nasıl yansıttı? Siz bu geleneği nasıl sürdürüyorsunuz?

Müzik, tarih boyunca toplumdaki adaletsizlikleri, savaşları, yoksulluğu ve insanların yaşadığı acıları yansıtan en güçlü sanat dallarından biri oldu. İnsanlar çoğu zaman söyleyemediklerini türküyle, ağıtla ve şarkıyla dile getirdi.

Anadolu'da Aşık Veysel ve Neşet Ertaş gibi ustalar insanların yalnızlığını, yoksulluğunu ve hayat mücadelesini samimi bir dille anlattılar. Dünyada ise Bob Dylan ve Nina Simone müziği toplumsal direnişin güçlü bir parçasına dönüştürdü.

Bugün bu geleneği sürdürmek; sadece protest sözler söylemek değil, toplumun gerçek sorunlarını içtenlikle anlatabilmekten geçiyor. Biz de halk müziğinin ruhunu günümüzün diliyle buluşturarak insanların duygularına, umutlarına ve yaşadığı eşitsizliklere dokunan eserler üretmeye çalışıyoruz. Çünkü müzik yalnızca eğlendiren bir unsur değil, aynı zamanda toplumun vicdanını yansıtan güçlü bir anlatım biçimidir.

Yapay zekânın müziğe etkisi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Yapay zekâ, müzikte yeni ufuklar açan önemli bir araç. Ancak bu teknolojiyi kullanırken insan dokusunu ve halk müziğinin ruhunu korumamız gerektiğine inanıyorum.

Ben yapay zekâyı, geleneksel melodileri zenginleştiren bir destek unsuru olarak görüyorum. Önemli olan; teknolojiyi sanatın önüne değil, sanatın hizmetine sunabilmek.

Sanatçı olarak kendi sınırlarınızı ve yaratıcılığınızı aşarken hangi etik ve felsefi değerlere bağlı kalıyorsunuz?

Benim için en önemli şey dürüstlük ve köklerime bağlı kalmak. Sanatımı geliştirirken her zaman dinleyicilerime ve kendi içimdeki samimiyete saygı göstermeye çalışıyorum.

Bu yaklaşım hem kendimi geliştirmemi sağlıyor hem de yaptığım müziğin daha anlamlı ve kalıcı olmasına katkı sunuyor.

Müzik aracılığıyla topluma vermek istediğiniz mesaj nedir?

İnsanların kendi köklerine sahip çıkmasını, geçmişin hikâyelerini dinlemesini ve bu değerleri gelecek nesillere aktarmasını istiyorum.

Herkes kendi hikâyesini müziğe katmalı ve sesiyle bir iz bırakmalıdır. Çünkü müzik, insanları birleştiren en güçlü ortak dillerden biridir.

Gelecek nesillere bırakmak istediğiniz en kalıcı miras nedir?

Sanat ve ezgiler aracılığıyla toplumsal hafızamızı, değerlerimizi ve kimliğimizi nesiller boyunca yaşatabilmek en büyük isteğimdir.

Gençlerin bu köklerin değerini bilmesini, onları sadece dinlemekle kalmayıp kendi yaratıcılıklarıyla yeniden yorumlamasını isterim. Böylece halk müziğinin ruhu korunurken modern dünyada da yaşamaya devam edecektir.

Herhangi bir müzik aleti çalıyor musunuz?

Evet. Çok iyi olmasa da kendi türkülerimi çalabilecek kadar bağlama çalabiliyorum. Bağlama benim en sevdiğim enstrümanlardan biridir.

Sonsöz Gazetesi okurlarına bir mesajınız var mı?

Sonsöz Gazetesi okurlarına; halk müziğinin bize sunduğu kültürel kökleri unutmamalarını ve bu değerleri gelecek nesillere aktarmak için sahiplenmelerini rica ediyorum.

Sevgilerimi ve saygılarımı sunuyorum.