Kalabalığın ortasında yalnızlaşan bir çağın içinden yazıyorum.
Gürültünün bu kadar arttığı, sözün bu kadar çoğaldığı bir zamanda, insanın kendine ait bir cümle kurması bile neredeyse lüks sayılıyor. Her gün biraz daha hızlanan hayatın içinde; siyaset, ekonomi, gündem derken ruhumuzun ince yerlerini unutur olduk. Düşünmeye vakit bulamadan fikir sahibi oluyor, hissetmeye fırsat kalmadan yargılar dağıtıyoruz.
Oysa insan sadece yaşamak için değil, hissetmek için de vardır.
Bir zamanlar bir şarkının içinde kaybolurduk, bir kitabın sayfalarında kendimizi o kitabın kahramanı bulurduk. Şimdi ise elimizden kayıp giden zamanın ardından sadece yetişmeye çalışıyoruz. Ne kendimize yetişebiliyoruz ne de içimizde sessizce büyüyen o boşluğu anlamlandırabiliyoruz.
İşte bu köşede; unuttuğumuz o hissi hatırlamak için buluşacağız. Bir şiirin gölgesinde dinlenecek, bir cümlenin içinde kendimizi bulacak, bazen bir hatıranın kapısını aralayacağız. Gürültüden uzak, kelimelerin insana iyi geldiği bir yerde…
Bazen bir çocukluk anısına döneceğiz birlikte.
Bazen yarım kalmış bir sevdayı konuşacağız.
Bazen de sadece susacağız… çünkü bazı duygular, anlatıldıkça eksilir.
Bu yazılar ne bir kaçış olacak ne de bir suskunluk. Aksine; insanın kendine dönme cesareti olacak. Çünkü insan en çok kendinden uzaklaştığında yorulur. Ve bazen en büyük yolculuk, içe doğru yapılan yolculuktur.
Belki bir cümlede kendinizi bulacaksınız,
belki bir satırda yıllardır susturduğunuz bir duyguyla yüzleşeceksiniz.
Belki de sadece “ben de böyle hissediyorum” diyerek yalnız olmadığınızı hatırlayacaksınız.
Çünkü inanıyorum ki, dünya ne kadar sertleşirse sertleşsin, sanatın her alanı hâlâ en yumuşak sığınaktır. Bir şiir, ya da bir müziğin nağmeleri bazen bir ömrün yükünü hafifletebilir. Bir cümle, insanın içindeki karanlığı aydınlatabilir.
Eğer siz de yorulduysanız,
eğer içinizde hâlâ konuşmak isteyen bir ses varsa,
eğer kalabalıklar içinde kendinizi kaybettiğinizi hissediyorsanız…
Bu köşe sizin yeriniz olacak. Ülkemizin ve Azerbaycan’ın değerli şairlerini ve müzisyenlerini ağırlayacağız bu köşede.
Bana bu imkânı veren SONSÖZ gazetesinin değerli emekçilerine sonsuz şükranlarımı sunuyorum.
Gelip biraz duralım.
Biraz düşünelim.
Biraz da hatırlayalım… insan olduğumuzu.
Bu şiirimle, değerli okurların hatırını sorarak başlamak istedim.
NE VAR? NE YOK?
gri bir bulutum
dolu dolu,
yağmak istiyorum
kurak topraklara,
kır çiçekleri açsın diye.
bir fırtına kopuyor!
alıp götürüyor beni..
uzak diyarlara
okyanuslara.
yağmurum yok.!
dikensiz!
dikensiz,
bir gül ağacıyım.
açmak istiyorum
yeryüzünün bütün renklerinde...
gök kuşağının yedi renginde...
gonca olmadan
kopartıyorlar
kızaran dallarımı.
gülüm yok.!
haykırışlarım var!
alabildiğine,
özgürlükten yana,
sessiz canlar adına.
prangalar
takmışlar yüreğime,
nefesim yok.!
öğretilmiş
çaresizliklerimiz var.!
hepimizin
çocukluğundan kalan.
çaremiz yok.!
çocukluğumuz çok.
diyorsun ya bana
ne var? ne yok?
çok şeyim var.
hiçbir şeyim yok..
söyle bana dostum
sen de ne var?
ne yok?
Fethi Akın (05.02.2019)